Doğa Yandı, Vicdan Sessiz: Bir İzmarit Bin Kıyamete Sebep

Türkiye’nin farklı bölgelerinde yaşanan orman yangınları doğayı, tarımı ve köy yaşamını tehdit ediyor. Bir izmaritin bile büyük yıkıma neden olabileceği yangınlar, siyasi ihmaller ve rant iddialarıyla birlikte daha büyük bir krizi işaret ediyor.

Doğa Yandı, Vicdan Sessiz: Bir İzmarit Bin Kıyamete Sebep
 

Doğa Yandı, Vicdan Sessiz: Bir İzmarit Bin Kıyamete Sebep
TÜRKİYE GÜNLÜĞÜ / TÜRKİYE

Alevler yalnızca ormanı değil, bir ülkenin ruhunu da yaktı

Bir izmarit... Bir cam parçası… Ve binlerce ihmal. Türkiye’nin dört bir yanından yükselen dumanlar sadece ormanları değil, toprağa bağlı hayatı, üretimi, canlıyı ve vicdanları da yakıyor. Son günlerde art arda yaşanan orman yangınları, bir kez daha doğayla kurduğumuz bağı, siyasi kayıtsızlığı ve sorumluluğun kimseye ait olmayan biçimini sorgulatıyor.

Yangınlar sonrası sıkça duyulan cümlelerden biri de “can kaybı yok” oluyor. Oysa yanıp kül olan binlerce hektarlık alanın içinde yaşayan kuşlar, kaplumbağalar, arılar, keçiler, böcekler; susuzluktan kavrulan ağaçlar ve çoraklaşan topraklar da birer canlı. Onlar da birer “can” ve yok olan yalnızca yeşil örtü değil, doğanın ruhu ve döngüsü.

Rant için açılan yollar, yangınlara açık kapı bırakıyor

Yangınların çıkış nedeni kimi zaman bir ihmal, kimi zaman da sabotaj olarak açıklanıyor. Ancak uzmanların işaret ettiği başka bir gerçek var: Doğal alanların yapılaşmaya açılması, ormanların ranta kurban edilmesi. Her yıl aynı bölgelerde yeniden başlayan yangınlar, akıllara bu alanların kasten boşaltıldığı şüphesini getiriyor.

Türkiye Ormancılar Derneği’nin verilerine göre, son 20 yılda yüz binlerce hektarlık orman alanı orman vasfını kaybederek başka kullanım alanlarına açıldı. Birçok bölgede yangın sonrası imara açılan araziler, kamuoyunun güvenini sarsarken, “orman yandıktan sonra ne yapılacağı” meselesi, “yangın neden çıktı?” sorusunun bile önüne geçiyor.

Yangınlar yalnızca doğayı değil, üretimi de yok ediyor

Kırsal alanlarda çıkan yangınlar, sadece ormanları değil; köyleri, çiftlikleri ve tarım arazilerini de etkiliyor. Türkiye’nin birçok bölgesinde hayvancılıkla geçimini sağlayan köylüler, yangınlar sonrası ahırlarını, hayvanlarını, yem stoklarını ve geçim kaynaklarını kaybediyor. Tarlasını kaybeden çiftçinin bir sonraki yıl ekecek tohumu kalmıyor. Bu da sadece o bölgenin değil, ülke genelinde gıda arzı ve ekonomik denge açısından ciddi sonuçlar doğuruyor.

Yanan bir ağacın yerine yenisinin yetişmesi on yıllar alırken, yok olan tarım alanlarının yerine konması da yıllar süren yeniden yapılanmayı gerektiriyor. Ancak bu yeniden yapılanma çoğu zaman başlamadan unutuluyor.

İklim krizi ve ihmaller birleşince tablo daha da ağırlaşıyor

Uzmanlara göre artan sıcaklıklar, kurak geçen mevsimler ve düşük nem oranı orman yangınlarını daha da kolaylaştırıyor. Ancak bu tabloyu daha da ağırlaştıran, yangınlara hazırlıksız yakalanmamız. Yangın söndürme uçaklarının yetersizliği, personel eksikliği, erken uyarı sistemlerinin işlevsizliği ve halkın bilinçsizliği, iklim krizinin yarattığı riski daha da büyütüyor.

Özellikle cam şişe ve izmarit gibi basit ihmallerin bile büyük yangınlara neden olduğu bilinirken, buna karşı etkin bir bilinçlendirme kampanyası yürütülmemesi eleştirilerin odağında.

Doğaya sahip çıkmak, siyasetten bağımsız bir sorumluluktur

Ülke gündemi sürekli siyasetle meşgulken, doğanın çığlığı kulaklardan çok uzak düşüyor. Oysa bir yaprağın yanması, binlerce oy hesabından daha değerli. Her bir ağaç, her bir canlı, her bir parça toprak; parti programlarının, koltuk mücadelelerinin ve kişisel çıkarların ötesinde bir önceliğe sahip. Çünkü doğa geri dönmez şekilde yok olduğunda, onunla birlikte hayatın da geri dönüşü kalmaz.

Toplumsal sorumluluk, sadece afet anında yardım kampanyalarına destek olmak değil; aynı zamanda bu yangınların nedenlerini sorgulamak, hesabını sormak ve doğaya gerçekten sahip çıkmakla mümkündür.

Çünkü doğa, sadece yanarken değil, susarken de can verir.

www.turkiyegunlugu.net Görseller Ebru Oğuzhan Yeter sayfasından alıntı