Deve olmak da ayıp değil, Aslan olmak da...
Kitapta bir Deve- Aslan- Çocuk hikayesi anlatır:
Böyle Buyurdu Zerdüşt’te Nietzsche insanın toplum içindeki gelişim sürecini tanımlamak için sembolizmi kullanır. Ona göre insan tamamlanmamış bir varlıktır ve ancak kendini sürekli aşmaya çalışarak üst-insana ulaşabilir.
Kitapta bir Deve- Aslan- Çocuk hikayesi anlatır:
Develer; sürü insanını sembolize eder. Güçlü ve dirençlidirler. Üstlerine yüklenen her yükü aynı coşkuyla karşılarlar. Günlük telaşlar içerisinde “koşturur”, kültürel ya da tarihi kodları sorgulamadan sürdürürler. Deve toplumun olmaya zorladığı sorumluluk insanıdır.
Develer dirençli olsalar da aslana dönüşmelidirler.
Aslanlar; özgür insanı temsil eder. Cesaretli ve öfkelidir. Toplumun değer yargılarına karşı çıkarlar, kuralları sorgulamaya başladıkları için yalnızlaşırlar. Varoluşlarının amacını aramaya ve anlamaya başlarlar. Aslan olmak kendini engelleyenleri fark edip onlara hayır diyebilmektir.
Aslanlar güçlü olsalar da çocuklara dönüşmelidirler.
Çocuklar; üst insanı sembolize eder. Hem devenin gücüne ve direncine hem de aslanın öfke ve cesaretine sahiptir. Neşeli ve coşkuludur. Hayal kurar, yaratıcılığını kullanabilir. Çocuklar oyun oynar.
Her insan çocuk olmak için uğraşmalı, çaba sarf etmelidir. Hepsi üst insana ulaşmak, kendini aşmak için bir araçtır ona göre.
Bu hikayede neredesiniz?
Çocuk musunuz? Deve misiniz, yoksa Aslan mı? Cevaplarken kendinize karşı dürüst ve tarafsız olun. Toplum içindeki konumunuzu, yer edinene kadar süregelen çabanızı, yaşadığınız geçişleri ve geri dönüşleri de fark edin.
Ve bu cesur soruyu kendine soran bu yazıyı okuyan herkese, bir şiir alıntısıyla bitireyim:
“Tahir olmak da ayıp değil Zühre olmak da
hattâ sevda yüzünden ölmek de ayıp değil,
bütün iş Tahirle Zühre olabilmekte
yani yürekte.” NHR













