BOZKURT, BÜTÜN TÜRKLERİN SİMGESİDİR.

Uzmanlara göre bozkurt, binlerce yıllık Türk kültürünün ortak sembolü olup özgürlük ve bağımsızlık iradesini temsil ediyor.

BOZKURT, BÜTÜN TÜRKLERİN SİMGESİDİR.
BOZKURT, BÜTÜN TÜRKLERİN SİMGESİDİR.
Nurullah Çetin
Almanya'da düzenlenen Avrupa Futbol Şampiyonası'nda (EURO 2024) Türk Millî Takımı oyuncusu Merih Demiral, dün (02.07.2024) oynanan Türkiye-Avusturya maçında, attığı gol sonrası Türklüğün sembolü olan 'Bozkurt' selamı yaptı. UEFA, bunun için Merih Demiral hakkında soruşturma başlattı.
Almanya'nın İçişleri Bakanı Nancy Faeser "Türk aşırı sağcıların işaretlerinin bizim stadyumlarımızda yeri yoktur. Avrupa Futbol Şampiyonası'nın ırkçılık platformu olarak kullanılması kesinlikle kabul edilemez. UEFA'nın konuyu araştırıp yaptırımları değerlendirmesini bekliyoruz" açıklaması yaptı. Aynı UEFA, Sırp milliyetçileri Çetnik selamını yapan Tadic’e soruşturma açmadı.
Bozkurt Kazakistan’dan Azerbaycan’a, Türkmenistan’dan Kırgızistan’a, Özbekistan’dan Kıbrıs’a, Türkmeneli’nden Güney Azerbaycan’a, Güney Türkistan’dan Doğu Türkistan’a kadar bütün dünya Türklerinin ortak simgesidir. Bozkurt, sadece bir siyasi partinin, bir derneğin, bir grubun değil bütün Türklerin simgesidir. Atatürk de kendi döneminde birçok kurumda bozkurt simgesini kullandı.
Futbol oyunlarında Hristiyan oyuncular istavroz çıkarıyorlar, Müslümanlar ellerini açıp dua ediyorlar. Bunları nasıl siyasi simge, ırkçılık diye suçlayamıyorsak bozkurt işareti de suç değildir.
Çok eski zamanlarda Türkler, geniş bozkırlarda uzaktan birbirlerini tanımak ve tanıtmak için bozkurt işareti yapıyorlardı. Bu âdeta Türkler arasında bir iletişim işareti idi. Bozkurt işareti yapan kişi, uzaktan görüldüğünde Türk olduğunu belirtmek istiyor, Türklere “ben de Türk’üm, yabancı değilim” demek istiyordu. Bozkurt işareti, aynı zamanda düşmana karşı bir tehdit işareti idi. Yani Türk, bu işaretle düşmanlara şunu demek istiyordu: “Ben bozkurt cesaretinde, yiğitliğinde, çevikliğinde ve zekâsında bir Türk’üm, bana bir şey yapamazsın, ben senin hakkından gelirim.”
Ayrıca Batı sanatında, edebiyatında yer alan “kurt adam” efsaneleri, Türklere dayanır. Batı Hun akıncıları baskınlarını yağış olmayan mehtaplı gecelerde yaparlarmış. Çünkü yağış olursa yay kirişleri ıslanır ve baskının etkisi kaybolurmuş. Kurt gibi ses çıkarmak da saldıran Türk akıncılarının sesleridir. Türk akıncıları, kendi aralarındaki iletişimi, haberleşmeyi kurt sesleriyle, uluyarak sağlarlarmış. Ayrıca bozkurt işareti, işaret parmağı ile serçe parmağın ileriye doğru açık ve düz tutulması, orta parmak, yüzük parmağı ve baş parmağın uçlarının birleştirilmesiyle oluşur.
Biz Müslüman olmadan önce bu işareti sadece Türkler arasında bir selamlaşma, tanışma, işaretleşme simgesi olarak kullanıyorduk. Müslüman olduktan sonra ise bu işarete şu sembolik anlamı yükledik: İşaret parmağı İslam birliğini, Kur’an’ı; serçe parmak Türk birliğini ve Turanı; orta parmak, yüzük parmağı ve baş parmağın uçlarının birleştirilmesiyle oluşan yapı da Türk cihan hâkimiyetini yani dünyaya hâkim olma mührünü temsil eder.
Ruslar ayıyı, Almanlar kartalı, İngilizler arslanı, Fransızlar horozu, Çinliler ejderhayı sembol olarak seçmişler. Türkler de kendi millî kimlik ve kişiliklerini temsil etmek üzere gökbörüyü yani yeleli bozkurtu, sembol olarak seçmişlerdir.
*Türkler pek çok millî özelliklerini bozkurtta görmüşler, bozkurtla kendileri arasında bazı özellikleri bakımından benzerlikler görmüşlerdir.
*Bozkurt, kuvvetin sembolüdür. Düşmanlar karşısında kendini daima güçlü hisseder, güçlü olmaya mecbur hisseder. Türkler de tarih boyunca düşmanları karşısında yenilmemek, var olmak için her zaman kuvvetli olmayı önemsemişler, güçlü kalabilmek için her türlü tedbiri almışlardır.
*Bozkurt tedbirlidir. Özellikle düşmanlarının her türlü hilesi karşısında alınması gereken her türlü tedbiri önceden düşünür, kendisini ona göre korur. Türk milleti de düşmanları karşısında ayakta kalabilmek için maddi manevi, sosyal, siyasi, ekonomik, kültürel her türlü tedbiri almak mecburiyetini hisseder.
*Bozkurt ailesine bağlıdır. Eşini ve yavrularını yiyeceğini içeceğini, güvenliğini sağlamayı kendisi için bir sorumluluk bilir. Türk milleti de ailesine çok düşkün ve bağlıdır. Ailesini her türlü tehlikeden korumak, maddi ve manevi bütün ihtiyaçlarını karşılamak temel görevidir.
*Türkler, bozkurdun bazı fıtrî özellikleri ile kendi millî özellikleri arasında benzerlikler görmüşlerdir. Türklerin sembolü kangal köpeği değil, gök yeleli bozkurttur. Bunları karşılaştırmalı olarak açıklayalım:
*Bozkurt, hürriyet ve istiklâl, köpek ise esaret ve kölelik sembolüdür. Bu ikisi arasında büyük farklılıklar vardır. Bozkurt asaletini köpek sefaletiyle mukayese ederek daha iyi anlayabiliriz. Bazı Türk düşmanları, bozkurdu millî bir sembol olarak benimsemiş olan Türkleri “köpekçi” olmakla suçlarlar ve bozkurt asaletinde olan Türklere “havlama!” derler. Aslında havlayan sefil köpektir. Ulu bozkurt ise ulur.
Köpek, efendisinin menfaatlerini korumak için ya da efendisinin avını yakalamak için havlar. Yani havlaması kendi menfaatine değil; efendisi adınadır. Bozkurt ise kendi özgürlüğünün ve bağımsızlığının bir dışavurumu olarak ulur. Köpek tıynetinde sefil adamlar, efendileri olan Rusya, Çin, Amerika, Avrupa Birliği, Ermenistan ve İsrail adına, onların menfaatine havlayanın kendileri olduğunu unutarak, suç bastırarak ya da eziklik duygusunun verdiği rahatsızlıkla asil Türk’e “havlama!” derler.
Aynı ruh hâlini, “Türklerin millî sembolü bozkurt değil, kangal köpeğidir” diyenlerde de görürüz. Mesela ben, böyle bir sözü Türk vatandaşlığından çıkıp Amerika vatandaşı olmuş ve 30 yıldır Amerika’da yaşayan, Türkiye’ye hiç gelmeyen, Türk düşmanı olan birisinden duymuştum. Bu kişinin ve onun gibilerin Amerika ve Avrupa Birliğine nasıl köpeklik yaptığına iyi dikkat etmeli. Bu sözü Türkiye vatandaşı ”Türkiyeli” bir kişi söyledi mi bilmiyorum, duymadım, okumadım.
Bozkurt, köpek gibi kendisine sahip ve efendi edinmez. Sahibinin kulu kölesi, emir eri olmaz. Kendisine kemik atan efendisine sırnaşmaz, yaltaklanmaz. Köpek, efendisiz duramaz. Bütün ömrünü kendisine sahip çıkan bir efendinin emirleri dışına çıkmamayı hayatının amacı bilir.
Efendisi ne derse onu yapmayı hayatının biricik amacı olarak görür. Efendisi boynuna tasma takar, nereye çekerse oraya gider. Efendisi köpeği kendisine iyice bağladıktan sonra tasma takmasına gerek yoktur. Artık boynunda gönüllü bağılılık ve teslimiyet anlamında manevi bir tasma vardır. Köpek artık hep efendisinin etrafında kuyruk sallar, ne emir verse de onu yapsam diye sırnaşır durur.
Bozkurt ise kendisine efendi kabul etmez. Sokaklarda boynuna tasma takılıp gezdirilen, efendisine kuyruk sallayan bir bozkurt görülmemiştir. Bozkurt, engin dağların ve ovaların hür efendisidir. Uçsuz bucaksız özgür tabiat ortamında kendi efendiliği ile yaşar. Kendime bir efendi bulsam da onun emirlerini yerine getirmek için canla başla koşsam diye düşünmez.
Avrupa ülkelerinde pek çok insanın sokaklarda boyunlarına tasma takılmış köpekler gezdirdikleri görülür. Ben Londra’ya ilk gittiğimde çok şaşırmış ve yadırgamıştım. Hemen hemen her İngiliz, sokakta elinde köpekle dolaşıyor. Sonra düşündüm ve anladım ki gâvur, emperyalist bir ruh taşır, başkalarını köpek gibi emrinde tutmayı sever.
Başkalarının yuları, ipi elinde olsun ister. İp puştun eline geçince de ne olduğunu ve olacağını uzun zamanlardır yaşayarak görüyoruz zaten. Gâvur, efendilik, sahiplik duygusunu tatmin etmek için elinde köpek gezdirir. Bu gâvurun ruh hâlinin dışa yansımasıdır. Kendi dışındaki milletleri de emrinde gezen köpekler sürüsü olarak görür ve görmek ister. Gâvurun köpek sevgisinin altında dünyaya hâkim olma, diğer milletleri köpek gibi köle olarak, emir eri olarak kullanma ve sömürme niyeti gizlidir.
Türk milleti, asıl fıtratını koruduğu müddetçe gerçekte bozkurt tabiatında soylu bir millettir. Ama bir kısım Türklerin fıtratı bozulup asil Türk kimliği ve ruhu yok olunca köleleşmeye başlar. Kendisine Rus’tan, Çinliden, Yunanlıdan, İngiliz’den, Fransız’dan, Amerikalıdan, şundan bundan efendi aramaya başlar. Çünkü efendi olmayı unutmuştur. Çünkü efendilik bilinci yok edilmiştir. Avrupa Birliği veya Amerika veya Rusya veya Çin fark etmez genişletilebilir. Bunlar emirler verse de ben de zevkle o emirleri yerine getirmeye çalışsam ve aferin alsam diye dolanır durur.
Bozkurt asaletinden mankurt sefaletine düşen Türk, artık kendine güvenmez olur. Özgürce yaşamaktan, kendi idaresini kendi bağımsız iradesiyle yürütmekten, kendi ekonomik kaynaklarını, toprağını, madenlerini kendisi işletip kendisi faydalanmasından rahatsız olur. Hep bir efendi arayışına girer.
En büyük siyaseti, efendisinin emirlerini harfiyyen yerine getirmek olarak algılar. Devlet yönetmeyi, Rusyalı, Çinli, Amerikalı, Avrupalı, İsrailli efendilerinin planlarını, projelerini gerçekleştirme ve uygulama memuru olarak icra etmekle eşdeğerde görür. Bağımsız millî politika üretmeyi aklının ucundan bile geçirmez. Türk milletinin bağımsızlıkçı yönetim arzularına değil de gâvurun isteklerine cevap vermeyi tek gaye bilir.
Köpek, kendi rızkını kendisi çalışarak, gayret ederek, ter dökerek arama derdinde değildir. Köpek, efendisinin eline bakar. Efendisi kemik atarsa onunla yetinir. Bozkurt ise kendi rızkını kendisi arar bulur. El eline bakmaz. Dilenmez, bir parça kemik için yaltaklanmaz, gönüllü köle olarak çalışmaz. Bozkurt, Allah’ın geniş arzında, yeryüzünde rızkını çalışarak, gezip dolaşarak arar bulur.
Bozkurt asaletinde Türk milleti, yüzyıllar boyunca rızkını kendisi çalışıp kazanmış, gâvur eline bakmamıştır. Ancak mankurt sefaletine düşmüş bir takım kişiler rızkını gâvurdan bekler olmuştur.
*Köpekler okşanmaktan hoşlanırlar. Efendileri tarafından beğenilmeyi, sevilmeyi, aferin denilmesini kendileri için övünç kaynağı sayarlar. Bozkurtlar ise kimsenin gelip kendilerini okşamalarına izin vermezler, kimseye kuyruk sallamazlar, kimseye bağlı olmazlar, kimseden aferin beklentisi içinde değillerdir.
Emir almaz, başkasının emirlerine, buyruklarına, talimatlarına göre hareket etmezler. Hiçbir emperyalist şeytan avcı, git şu masum avı bul getir diyemez, çünkü bozkurt, böyle bir köpekliğe yanaşmaz.
Bozkurt, ne yapacağına kendisi karar verir ve kendi başına yapar. Bu bakımdan bağımsız ve özgürdür. Şerefini ve asaletini kimseye satmaz. Emperyalist Amerika ve şeytan Avrupa, avcı köpeği olarak kullanmak istediği bir takım mankurtlara, “git oğlum şu masum Afganistan’ı, Libya’yı, Suriye’yi, Irak’ı, orayı burayı avla getir, önüme pençelerimin arasına koy, sonra git sen kumda oyna” diyebilir. Böyle bir durumda Türk, bozkurt asaletinden sıyrılıp mankurt sefaletine düşmemelidir. “Ben senin avcı köpeğin değil, ne yapıp yapmayacağına kendisi karar verebilecek kadar bağımsız bir iradeye sahip asil bir bozkurtum” demelidir.
*Bozkurt yuvasından, yurdundan ayrılmaz, vatanına bağlıdır, yurdunu yabancılara, düşmanlara teslim etmez, yurt, vatan bilinci vardır. Bozkurt, bir kafese, odaya, kapalı, sınırlı bir mekâna hapsedilemez. Özgürdür. Kendi mekânını, vatanını, yurdunu kendisi seçer. İstediği yerde dolaşır, istediği yeri yurt edinir. Avlanarak kapalı bir mekâna hapsedilip esir edilirse de bu esaretten kurtuluncaya kadar mücadele eder.
Köpeğin ise kendisine ait bir yurdu yoktur. Sahibi, efendisi nereye götürürse, kendisine hangi kümesi ya da kulübeciği münasip görürse oraya tıkılmayı yadırgamaz. Efendisinin geniş çiftliği içinde, kıyıda köşede, kapı önünde küçücük bir kulübecik, köpek için yeter de artar bile. O küçücük kulübeciğinde efendisinin çiftliğini beklemek, en büyük işi olur. Hayatta var oluşunu bekçilikle gerçekleştirmeye çalışır.
Türk, bozkurt asaletinden sıyrılıp mankurt sefaletine düşerse, önceden kendisinin olan geniş ve özgür çiftliğini, vatanını kendi eliyle gâvur efendisine teslim eder. Efendisi de ona kendi vatanında küçücük bir barınak verir ve ondan sonra oranın bekçisi ve hizmetçisi olarak kullanır. Türk, bu duruma düşmemelidir.
*Sirklere bakın, hiçbirinde bozkurt göremezsiniz. Maymundan file, kediden arslana kadar pek çok hayvan eğitilir, yönlendirilir, emirle hareket eder, güdülür, gülünç hâle sokularak maskara edilir ve insanları eğlendirmek için kullanılır. Ama hiçbir sirkte bozkurt yoktur. Çünkü bozkurdu hiçbir insan, sirk maymunu hâline dönüştüremez. Kimse onu talimatlarla yönlendiremez. Kimse onu eğlencelik zavallı bir yaratık hâline dönüştüremez. Kimse onu efendisi çok para kazansın diye yeteneklerini, gücünü, doğuştan getirdiği zenginliklerini, güzelliklerini, imkân ve şartlarını sömüremez.
Türk, bozkurt asaletinden sıyrılıp da mankurt sefaletine düşüp, gâvurun sirk maymunu hâline gelmemelidir.
*Bozkurt, hımbıl, sünepe, hantal bir hayvan değildir. Çabuk büyür, çeviktir, uyanıktır, dakiktir, tedbirlidir, ataktır. Bozkurt asaletinde olan Türk, gâvurun şeytanca oyunları, alavere dalavereleri, propagandaları, kokuşmuş kültürel unsurları, yaşama ve eğlence biçimleri ile, uyuşturucusu, sineması, romanı, müziği, interneti, bilmem neyiyle hantallaştırılıp mankurt bir sünepeye dönüşmemelidir.
*Bozkurt, kendisini ayartmak isteyen yabancı seslere, tatlı dillere, yumuşak ipeklere, yaltaklanmalara, yalancı sözlere, seslere kanmaz, aldanmaz. O sadece kendi cinsinden, milletinden olan başka bozkurtların sesine gelir. Sadece kendisi gibi bir bozkurt ulursa ona cevap verir, onun yanına gider, onunla birlik olur. Çakal ulumasına, köpek havlamasına, kedi miyavlamasına, maymun vıyıklamasına, eşek anırmasına gitmez, yüz vermez; o seslere aldanıp avlanmaz, onlara kanıp esarete düşmez. Bozkurt asaleti böyle bir şeydir. Sadece kendi cinsinden, milletinden olana güvenir.
Bozkurt asaletinde olan Türk de Çinlinin yumuşak sözüne, Rus’un aldatıcı sesine, Amerikalının şeytanca vaatlerine, Avrupalının sinsice aldatıcı sözlerine, İsraillinin alavere dalaveresine kanmaz. Bu türlü yabancı emperyalist sözlerle, seslerle avlanıp kandırılamaz ve esir edilemez. Bozkurt asaletinde olan Türk, sadece kendi milletine güvenir, kendi cinsinden, kendi dininden olan insanlara inanır, onlarla iş tutar. Ancak bozkurt asaletini kaybedip mankurtlaşan Türk, emperyalistlerin ayartıcı seslerine, vaatlerine kanarak avlanır, avlanıyor.
*Bozkurtlar, önde giden liderlerinin ayak izlerine basarak ilerler. Disiplinlidirler. Liderlerine bağlıdırlar, liderlerinin etrafında onları korumak için tedbir alırlar. Liderlerini ölümüne korurlar, kendilerine başka lider aramazlar. Kişisel menfaat yerine grup menfaatini öne alırlar.
Köpekler ise disiplinsiz ve rastgele yürürler. Kendi başlarına hareket ederler. Liderlerine, atalarına sadakat diye bir şeyleri yoktur. Kim kendilerine daha çok kemik atarsa onun peşinden giderler yani liderlerini kolayca satarlar. Tamamen kişisel menfaatlerini düşünürler.
Bozkurt tıynetinde Türk, atalarına, liderlerine, önderlerine sadıktır. Onun ayak izine basarak yürür yani fikirlerine, hedeflerine bağlıdır. Türk milleti birliği ve bütünlüğü içinde disiplinli ve teşkilatlı olarak yaşamanın mutlak zaruri olduğuna inanır. Kişisel menfaat yerine millî menfaati esas alır. Kendisine kişisel menfaat vaat edelere hemen kanıp onları lider edinmez.
*Köpek, leş etini, başka hayvanların avladığı etleri ya da insanların kendisine hizmet etsin diye verdiği etleri yer. Kendi başına avlanma becerisi pek yoktur. Bozkurt ise leş eti yemez. Kendi avını kendisi avlar, başka hayvanların avladığı av etini yemez. Bozkurt ihtiyacından fazlasını avlamaz.
Bozkurt asaletinde olan Türk de başkalarının artığı olan, pis, leş etlerle, yabancıların önüne attığı kokuşmuş menfaatlerle beslenmeyi kendisine züll sayar. Bozkurt Türk, kendi rızkını kendisi çıkarır, gâvurun eline, ağzına bakmaz. Amerika ya da Avrupa Birliği vermezse aç kalırım korkusu taşımaz. Rızkını gâvurdan değil, Allah’tan bekler.
Türk, ya bozkurt asaletinde şerefli bir yolculuğa devam edecek ya da kangal köpeği mankurtluğu sefaletiyle sürüm sürüm sürünecektir. Türk, Amerika’nın, Avrupa’nın, Rusya’nın, Çin’in, İsrail’in ya da bir başka emperyalistin kangal köpeği olarak mı kalacak, yoksa kendi hür vatanında, kendi bağımsız devletinde, kendi mavi semalarında yelesini dalgalandıran özgür bozkurt mu olacaktır? Türk bir tercih durumundadır. Türk, titreyip kendine dönerek, millî ve İslamî kimliğini hatırlayarak, Allah’ın fıtratına tevdi ettiği asaleti yeniden kuşanarak gâvurun boynuna taktığı bütün zillet tasmalarını söküp atarak, yeniden dünyanın efendisi olmak zorundadır. Yoksa yok.
*Köpek, su içerken diliyle şap şap diye gürültü çıkarır. Yani edep erkân bilmez. Bozkurt ise suyu efendice, usulünce sessizce emerek içer. Su içişi bile asildir. Köpek tıynetinde yalaka, medeniyetsiz, görgüsüz tipler yemeyi içmeyi, oturup kalkmayı bilmezler. Ama bozkurt asaletinde Türk, soylu, zarif, edepli bir duruş sergiler.
*Köpek korktuğunda telaşla havlar, ne yapacağını bilemez, sarsak sarsak hareket eder. Bozkurt ise korkmaz, korksa bile korktuğunu belli etmez. Şahsiyetini, onurunu koruyarak asaletlice durur. Köpek tıynetinde insanları korkutmak kolaydır. Çabuk korkarlar. Korkunca da şahsiyetleri filan kalmaz. Acayip sesler çıkarırlar, telaşlıca, acemice hareket etmeye başlarlar. Bu durumda her türlü zilleti kabul etmeye hazırdırlar.
*Köpek darbeyi yer yemez mızıl mızıl inlemeye başlar, zırıl zırıl ağlar. Süklüm püklüm olur. Bozkurt ise her türlü darbe karşısında soğukkanlılığını korur. Kendini bırakıvermez, acısını, hüznünü, kederini belli etmez. Asaletinden taviz vermez.
*Köpeğin aşkı yoktur. Âşık olmayı bilmez. Aşk gibi ince, derin, zarif duyguları bilmez. Bozkurt ise aşkını ay ışığında ulur. Duygulu aşkını tek başına dağ başlarında derin bir hüzün içinde yaşar.
*Bozkurt, güçlü ve saldırgan bir hayvandır. Savunmada kalmaz, hücum eder. Türkler de düşman karşısında hem güçlü olmayı, hem de düşmanın saldırmasını bekleyip müdafaa etmeyi değil, tehlikeyi sezdikleri anda en önce hücum etmeyi bir savaş taktiği olarak benimsemişlerdir.
Bazıları bilerek veya bilmeyerek Türklerin bozkurdu kişiliklerinin, karakterlerinin, millî özelliklerinin bir sembolü olarak almalarını kurda tapmak olarak aktarıyorlar ki bu son derece yanlış bir kanaattir. Türkler, Müslüman olmadan önceki dönemlerde bile bozkurdu tanrı olarak görmemiştir. Biz Müslüman olmadan önce Tengricilik dinine, Gök Tanrıya inanıyorduk. Bozkurt dinî bir totem, sembol ve ongun değildir, millî bir semboldür.
Nasıl Hz. Ali, Allah’ın arslanı ise Türk yiğitleri de Allah’ın bozkurdudur. Arslan da bozkurt da Allah’ın yarattığı mübarek hayvanlardır. Hz. Ali savaşlarda gösterdiği kahramanlıklardan dolayı "Esedullah: Allah'ın arslanı" namını almıştır. Arslanın cesaret, güç, kuvvet, yiğitlik, savaşçılık, heybet gibi özellikleri ile Hz. Ali’nin benzer özellikleri arasında nasıl bir ilişki kurulmuşsa ve bu durum, Müslümanlar arasında günah filan olarak görülmemişse, kahraman Türk tipinin de benzer özelliklerinden hareketle bozkurda benzetilmesinin İslam açısından ters bir durumu yoktur.
Her hayvanın kendine göre, kendi sesi ve tavrıyla özel olarak Allah’ı zikri vardır. Mesela kediler, mırmırlarıyla “Ya Rahîm” diye zikrederler. Bozkurt da, başını göğe kaldırarak “Hûûûûûûûûûû!....” diye ulur. Bu “Hû” zamiri Arapçada “o”, yani “Allah” demektir. Dolayısıyla bozkurt da uluyarak aslında Allah’ı zikretmektedir. Bazı İslamcı görünümlü ibişler bozkurt ülkücüleri alaya almak ve hakaret etmek için “köpekçiler”, “köpek gibi uluyorlar” derlerdi. Bozkurdun köpekle bir ilişkisinin olmadığı bir yana, bozkurdun “Hûûûûûû!..” diye zikretmesini alaya alıyorlardı ki günaha girdiklerinin farkında değillerdi.
Simgesel olarak bozkurdun başını göğe kaldırarak “Hû” diye uluması ya da zikretmesi ile İslam öncesi Türklerin tanrıyı göklerde araması ve Göktanrı dini arasında bir paralellik vardır. Biz de vaktiyle İslam öncesi dönemlerde semavi, millî bir dinimiz olan Göktanrı dini bozulduktan sonraki dönemlerde tanrının göklerde bir yerlerde olması gerektiğini düşünmüştük. Türk’ün bozkurdu sembol olarak seçmesinin böyle bir ilgisi de olabilir.
Türkler, Müslüman olduktan sonra bozkurdu tanrı olarak değil, sadece millî bir sembol olarak görmüşlerdir. Bugün de öyle algılanmaktadır.
1. Hunlarda Bozkurt: Milattan önceki Asya Hunları’nda ve o dönemlerde Batı Türkistan’da yaşayan U-Sun (wu-sun) Türklerinde, Türklerin kurttan türemesi efsanesi ve dişi kurdun emzirmesi, bakması, koruması ile ayakta kalma efsanesi vardır.
160-170 yılları arasında topraklarını terk etmek zorunda kalan Hun Türkleri, yolu izi olmayan sarp dağları bir bozkurtun önderliğinde aşabilmişlerdi. Hunlar başlangıçta kendilerini kurt diye anıyorlardı. Kurda özel bir güç olarak sığınıyorlardı. Kurdu kutsuyorlardı. Hun efsanelerinde kurt, Atilla ve askerlerine yol gösteren bir öncü idi. Eski Tele boyları kendilerinin Hun Hanının kızı ve kurttan türediklerine inanırlardı. Eski Türkler, şecerelerde kendilerinin Hun Hanzade ile dişi kurdun nesillerinden olduklarını özellikle belirtmişlerdir.
Çin kaynaklarında Gaogyuylar toplumunun isimlerinin Hunlardan çıktığı söyleniyor. Hunların Şanyuylarının birisinin iki kızı olmuş. Ay gibi güzel kızları padişahın otağındakiler kadın kudayları ile karşılaştırmışlar. Şanyuy kendi kızlarını Gök Tanrı’ya layık görüp, insan elinin yetmediği yere boz üy (çadır) kurdurup Tanrı’yı çağırmaya başlamış. Çevredeki hanışaları koruma işini yaşlı kurt kendisi almış. Kurdu Gök Tanrı kendisi gönderdi diye düşünmüşler ve öyle kabul etmişler. Hanışalarının birisi oğul doğurmuş ve o büyüyünce kendi memleketini kurmuş.
* MÖ 500 - 200 ile tarihlenen Hun Türklerine ait uluyan Bozkurt
2.Göktürklerde Bozkurt: Altta Gök-Türk döneminden kalma kabartma üzerinde Gökbörü (Bozkurt) işareti yapan Türk Kağan. (Miho Müzesi, Japonya)
Göktürk Devleti’nin bayrağında bozkurt vardır. Göktürk kağanları, otağlarının önüne altından yapılma kurt başlı bir tuğ dikerlerdi. Böylece kurt başlı sancak, Türklerde kağanlık (hakanlık) alâmeti haline gelmiştir. Göktürklere göre dişi kurt “ulu ana”dır.
*Asena’nın kucağında yeniden var olma iradesi: Efsaneye göre Köktürkleri yeniden ayağa kaldıran, çoğalmasını sağlayan dişi bozkurt A-shih-na [Asena - Aşina] tasarımı. Asena, geriye kalan son Türk çocuğunu bağrına basıyor, ondan Türk milleti yeniden çoğalacak.
3.Orhun Abidelerinde Bozkurt: Orhun Abidelerinde Bilge Kağan Türk milletine şöyle seslenir: “Tanrı güç verdi, babamın Türk ordusu kurt, Türk düşmanları koyun oldu; kurt önünden kaçan koyunlar gibi dağılıp gitti.”
4.Türk Destanlarında Bozkurt: Bozkurt, Türk destanlarında Türklerin soyunun devamını sağlayan yardımcı bir figür ve zor durumlardan, felaketlerden kurtuluşta kılavuzluk eden bir öncüdür.
*Bozkurt Destanı: Dişi bir kurt, kolları ve ayakları kesilmiş ve ölüme terk edilmiş olan bir oğlan çocuğunu iyileştirir, bakar, besler. Düşmanlar öldürmesin diye de Altay Dağları’na kaçırıp kurtarır. Bir zaman sonra dişi kurt, bu oğlandan gebe kalarak 10 oğlan doğurur. Böylece Türk soyu yok olmaktan kurtulup çoğalır. Hükümdar olan Aşına, bu bozkurt’un hatırasını canlı tutmak için, çadırının önüne kurt başlı bir bayrak diker.
*Ergenekon Destanı: Ergenekon vadisinde uzun süre kalıp çoğalan ve oraya sığmaz olan Türk milleti, kendi özgür yurtlarına dağılmak için oradan demir dağı eriterek çıkarlar. Bu çıkış sırasında bozkurt, Türklere kılavuzluk eder, yol gösterir. Ergenekon’dan çıktıktan sonra, Türklerin ilk hükümdarı Börte-çine (Boz-kurt) adını alır.
*Oğuz Kağan Destanı’nda Bozkurt: Türk milletini daima zafere, iyiliğe, güzelliğe, huzura ulaştıran bir kılavuzdur. Oğuz Kağan, savaşa giderken kendisinin ve ordusunun önünde boz yeleli kurt vardır. Seferleri sırasında Oğuz Kağan’a bozkurt, yol gösterip kılavuzluk yapmıştır. Oğuz Kağan, gün ışığının içinden çıkan bir bozkurtun kılavuzluğunda dünyayı fetheder.
5.Tabgaç Türklerinde Bozkurt: Tabgaç ülkesinde “kurt dağları”, “kurt ırmakları” yer almaktaydı.
6.Uygur Türklerinde Bozkurt: Uygur Türklerine göre de erkek kurt “ulu ata”dır. Uygur Türklerine Ait Kutlu Dağ Efsanesinde Bozkurt: Uygur Türkleri, bolluk, bereket, şans, talih, huzur sembolü olarak gördükleri Kutlu Dağ’ı Çinlilere verdikten sonra ülkeden bet bereket kalkar, yok olur, kuraklık çıkar, huzursuzluk artar. Bu durumda kurt, yeni bir vatan arayan Uygur Türklerine kılavuzluk etmişti.
*Etrüsklerde: İtalya’da Romalılardan önce yaşamış ve Roma'yı kurmuş olan ve bir Türk kavmi olan Etrüsklerin mitolojisinde de bozkurt motifi vardır. Romulus ve Remus, Roma Mitolojisine göre MÖ 753'de Roma şehrini kurmuşlardır. Efsaneye göre Savaş Tanrısı Mars ile Rhea Silvia'nın ikizleridir. Dolayısıyla Dişi Kurt efsanesi, Romalıların simgelerinden biri olmuştur. Ayrıca Mars'a bağlı Kurt Savaşçılar var.
*Dede Korkut’ta: Türkler İslâmiyet’i kabul ettikten sonra da bozkurda önem vermişlerdir. Nitekim Dede Korkut’un Salur Kazan hikâyesinde “Kurdun yüzü mübarektir” sözü geçer.
Yine Dede Korkut hikâyelerinde Salur Kazan, kurtla haberleşir, kurdun kendisine vatanından haber vermesini ister.
*Cengizname’de: Cengizname’de Alanguva, gökten inen bir kurttan gebe kalır ve doğan çocuğun soyundan da Cengiz Han meydana gelir.
*Akkoyunlu Devletinde: Altta Akkoyunlu Devleti’nin bayrağının resmi gösterilmiştir:
*Millî Mücadele Döneminde: Altta Türk Dünyası Gazetesi, Türk Ocakları - İstanbul 15 Ekim 1919. Yıl: 1918; İstanbul işgal altındadır. İşgal kuvvetlerinin ilk yaptığı işlerden biri Türk Ocakları’nın merkezini basıp, çalışmalarını durdurmaktır. Bunun üzerine Millî Mücadelemize destek amacı ile 100 Türk Ocaklı, her biri 100 Lira vererek bir gazete çıkarmaya başlarlar. Gazetenin adı “Türk Dünyası”dır ve sağ ve sol başlarında “ön yüzden bir Bozkurt başı” vardır. Gazetenin 15 Ekim 1919 tarihli nüshasında, yani Atatürk’ün kurtuluş çalışmaları için Anadolu’ya geçmesinden bir müddet sonra, sağ baştaki Bozkurt’un altına “Yeni bir Ergenekon özlemiyle” sözü konarak, işgal altındaki vatanın tıpkı Ergenekon’da olduğu gibi kurtuluşu vurgulanmıştır.
1. Atatürk Bozkurttur: Atatürk bozkurtu Türk’ün millî sembolü olarak kullanmış ve buna önem vermiştir. Atatürk aynı zamanda kendisi de bir bozkurttur. Ziya Gökalp, İstanbul’u işgal eden Haçlı orduları tarafından sürgüne gönderildiği Malta zindanında arkadaşlarına şöyle söylemiştir: “Mustafa Kemal Paşa, Türk’ün efsanelerinde yaşayan Bozkurt gibi kurtarıcı bir şahsiyettir.”
*Batılılar Atatürk’e “Bozkurt” lakabını takmışlardır. Nitekim Atatürk hayattayken, İngiltere’de Ekim 1932’de, bir İngiliz subayı olan Harold Courtenay Armstrong tarafından yayınlanan Grey Wolf, Mustafa Kemal an İntimate Study of a Dictator, adlı kitapta Atatürk, bozkurt olarak nitelendirilir. Ancak kitap Atatürk’e hakaretlerle ve yanlış bilgilerle doludur, önyargılı olarak Atatürk düşmanlığı üzerine kurgulanmıştır.
*”Ona bozkurt diyorlar: Çünkü bozkurt, vakti ile Asya steplerine uzanan ırkın sembolüdür.”
*Pakistanlı şair Nazrul İslam, 1919’da yazdığı “Kemal Paşa” adlı bir şiirinde Atatürk’e bozkurt der:
“Kılıcınla mübarek ol Kemal Paşa
Cehenneme gönderdin düşmanı yaşa!
Çok yaşa sen bozkurdum!
Kahpece saldırdınız hür bir vatana,
Ama bu toprakları bozkurtlar bekler.
Kudretli Kemal’lere muhtacız biz de,
Şahlanan bayrak oldun içimizde.”
*Lahey Sürekli Adalet Divanı (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) tarafından 7 Eylül 1927'de Büyük önder Mustafa Kemal Atatürk'e hediye edilen ve Atatürk'ün çalışma masasında bulundurduğu 'bozkurt' heykeli Samsun Gazi Müzesi'nde sergilenmeye devam ediyor.
2. İnsan İsimlerinde: Adalet Bakanı Mahmut Esat’ın soyadını “Bozkurt” koydu.
3. Resimlerde: Atatürk, CHP milletvekili ressam Ratip Tahir Burak’a Millî Eğitim Bakanlığının girişine, Türk’lerin Ergenekon’dan çıkışını temsil eden alttaki resmi yaptırdı.
*Bozkut hakkında ayrıntılı bilgi edinmek isteyenler için: Nurullah Çetin, Bozkurt, Semenderkitap Yayınları
İzmir 1. Cad. No:33 /21 Kızılay/Ankara
Tel: (0312) 417 81 21

#Bozkurt #MerihDemiral #UEFA #TürkKültürü #MillîKimlik #Özgürlük #Bağımsızlık

www.turkiyegunlugu.net