Bir Palyaçonun Sessiz Neşesi ve Murat’ın Beş Cümlesi
Palyaçolar, çocuklar, öğrenciler ve bir vedayla hayatı sorgulatan genç bir ölüm… Bu haber, iyiliğin kişilikle bütünleştiği anları ve Murat Elbay’ın 5 cümlelik vedasını odağına alıyor.
Bugün top oynayan iki çocuğu izlerken top ağaca asılı kaldı, sonra bir palyaço takılan topu alıp cocuklara verdi. Sessiz bir şekilde uzaklaştı. Çocukları çok mutlu etti.. Bir görevin bazen bir görev olmayıp kişiliğinin bir parçası olması ne kadar naif bir sahneydi. Kostüme ihtiyacı olmayan bir neşe görevlisi..
Uzaklaşan palyaçoyu izlerken dalan gözlerim, palyacoyla aramda duran bir masada oturan gençlere takıldı bir anda.. hocam hocam sesleriyle gözlerim derinlik modunu kapatıp yakınları açtı ve "dalmışım ya" dedim. "Palyacoyu fark ettiniz mi.." Hani kaç kez görülebilir ki geçerken ağaca asılı kalan topu alıp cocuklara veren bir palyaço.. mesaisi de bitmiş üstelik.. Mesaisi biten ben öğrencilerimle karşılaşınca nasıl mutlu oldum.. Hatırlanmak, selamlamak, karşılıklı neşe ve ışıltılı gözlerle iletişimi sürdürmek.. Görevin bir görev olmayıp kişiliğin bir parçası olması..
Sonra bir kaç gündür aklımın en ücra noktalarına sızan genç bir ölümü hatırladım..
Murat Elbay..
Kaç kişi intihar ederken bu kadar kısa not bırakır diye düşündüm..
5 cümlelik bir veda.
Kimse suçlu değil.
En çok babamı üzecegim için üzgünüm.
Hayattan zevk almıyorum.
İşyerinde mutlu değilim.
Kendimi başarılı bulmuyorum.
Geriye bırakılan 5 cümlenin son 3ü o kadar naif bir mobing ilanıydı ki.. Bazı insanlar ne kadar naif ve zarif diye düşündüm.
İntihar aslında başkalarını cezalandırmak için yapılan en büyük fedakarlık diye okumuştum bir yerde. Ölen canını feda ederek buna sebep olanları vicdanıyla başbasa bırakmak, Bi umut eğitmek, düzeltmek, cezalandırmak ister.. Kimbilir..
Kimse suçlu değil diyerek suçlamaktan bile imtina edecek kadar naif olmak.. Cezalandırılması gerekenler var ama ölmenin bile yetersiz olduğunu bilmek. Çünkü bazılarını düzeltemezsiniz. Yapılabilecek en muazzam şey sizi bozmalarına engel olmak.
Uzun zamandır bulunduğum yeri daha iyi bir yer yapmakla daha iyi bir yere gitmek fikri arasında dönüp duruyorum. Murat Elbay bu yerin düzeltilemez olduğunu düşündürdü bana. Aynı yerde benim de yıllar sonra bir parçam ölmedi mi sanki.. Hiç Murat gibi de yapmadım üstelik. Kimse suçlu değildir filan da demedim. Herkesi suçladım, en çok da kendimi.. Hukukun bin bir yolunu hükmünü çaresini kolaj yapıp bir ölünün hatırasını onurlandırmak için mücadele etmek istedim. Sevdiğim, saygı duyduğum, değer verdiğim herkes unut dedi. İyileşmem için.. Bir de hukuk yok diye.. Olmayan bir şeyin eğitimini vermek de ayrı bir ikilem yaratıyor.
Murat, kendini başarısız bulduğu yerde canından bezecek kadar incelik, özen ve nitelik ararken.. çeviri kitaplarla unvan elde edenlerin yöneticilik yaptığını bilseydi bence okkalı bir kahkaha patlatıldı. Çok ters köşe bir hayat.. şiire meraklı ince ve derin bir insanmış bir de.. Muratı araştırırken, her ölüm gününde hep aynı alıntıyla taziye mesajı paylaşan bir dostuna denk geldim.. Ne guzel soylemis..
"Tüm "güzel" insanlara ve "çirkinlik"leriyle hayatın güzelliklerini anlamlı kılanlara selam olsun..."











