Bebeklerle El Sıkışma Devri: Bilimin Değişen Yüzü ve İçgüdünün Gücü

Geçmişte bilim adına sunulan otoriter ebeveynlik anlayışı nasıl şekillendi? Bilim ve içgüdü arasında ebeveynler nasıl bir denge kurmalı? Şefkatin modası geçer mi?

Bebeklerle El Sıkışma Devri: Bilimin Değişen Yüzü ve İçgüdünün Gücü
Bebeklerinize sarılmayın, onları öpmeyin. Çok gerekiyorsa gece uyumadan önce alınlarından öpebilirsiniz. Hatta sabahları bebeğinizle el sıkışmanızı tavsiye ediyorum 

1928’de Psikolog John B. Watson bebeklerle yaptığı deneyler sonucunda işte bu önerilerle geliyor.

1894’te ünlü çocuk doktoru Dr. Luther Emmett Holt ise dönemin çok satanı olan “Çocukların Bakımı ve Beslenmesi” kitabında altı aylıktan küçük bebeklerle asla oynamayın diyor. Bebeklerin ağlatılması akciğerlerinin açılması açısından gerekli ve faydalıdır diye de ekliyor.

Görüldüğü üzere, disiplinli ebeveynlik fikrini benimsemiş 


Şu an için bize komik, belki de vicdansızca gelen bu metodlar, bir zamanların ebeveynlik normlarıydı.

Sanayi devriminin gerektirdiği işgücü ihtiyacı ile sistem bu görüşleri çok kolay benimsedi. Kapitalist çalışma düzeninde annelerin verimli çalışması gerekiyordu. Dolayısıyla, bebekler de sisteme göre eğitilmeliydi.

Bu furyada ağlayan bebeklerine kıyamayan, onlara şefkat gösteren anneler zayıf kişilikli, mantıksız ve fazla duygusal olarak etiketlendi.

Oysa ki sinir sistemi gelişmemiş olarak doğan bebeğiniz sizi manipüle etmek için değil ihtiyaçlarının karşılanması için ağlıyordu.


Bebeğin anne rahmine önce sıkı sıkıya tutunması gerekir. Zamanı gelince de tutunduğu yeri bırakması ve dünyaya gelmesi. Zamanından önce değil.

Prematüre doğan oğlumu kucağıma aldığımda içgüdülerin asla modasının geçmeyeceğini anlamıştım. Onlar sayesinde türümüz hayatta kaldı.

Ancak sistem bağ değil, verimlilik ister. Ve bu yüzden uzman tavsiyeleri her zaman masum olmayabilir.

Bilim her daim başımızın tacı. Ben de tutkulu bir bilim okuru ve meraklısıyım fakat sorgulamanın da bir o kadar aşığıyım.

Dünya yakın zamanda sigarayı teşvik eden doktorlar da gördü, anne sütü yerine formül mamaları öneren bilirkişiler de. Bir zamanlar solaklık düzeltilmesi gereken bir kusurdu.

Tekrar ediyorum, bilim başımızın tacı. Ancak bilimi otorite etkisiyle toplumu yönlendirmeye alet edenler değil.

Cialdini’nin ortaya koyduğu İknanın Evrensel İlkeleri’nden biri, Otorite İlkesi’dir.

Otorite İlkesi uzman, yetkili veya güçlü bir konumda olan kişinin sözlerine ve yönlendirmelerine daha fazla itaat etme eğiliminde olduğumuzu söyler.

İlkel beyin otorite sever. Çünkü bu sayede uzun süren ve yorucu karar verme süreçlerine gerek kalmaz, enerji tasarrufu sağlanır.

Bugün beyaz önlükten tutun ünlülerin reklamda kullanımına, akademik unvanlar ve sertifikalar kadar, birinin arama motorunda üst sırada olması bile üzerimizde otorite etkisi yaratıyor.

Benim düşüncemse;

1. Uzman sözü sorgulanmaz değil.
2. Zamanın ruhu ve ekonomik sistemler, bilimi yönlendirebilir.
3. Bilgi değişir, etik gelişir. İçgüdüler, sağduyu, vicdan ve eleştirel düşünce daima bilgiye eşlik etmeli.

Ne diyor Konfüçyus ?
Düşünmeden öğrenmek faydasız, öğrenmeden düşünmek tehlikelidir.

Siz ne dersiniz ? Sabahları el sıkışalım mı bebeklerle ? 

Serra Uslu

 Nöropazarlama Danışmanı | Wellness Eğitmeni | Kurucu @Neurowellness