Bağ Kurduğumuz Şehirler ve Bizi Şekillendiren Hikâyeler

Şehirlerle kurduğumuz bağ, geçmişimize duyduğumuz özlemle mi yoksa geleceğe dair umutlarımızla mı ilgili?

Bağ Kurduğumuz Şehirler ve Bizi Şekillendiren Hikâyeler

TÜRKİYE GÜNLÜĞÜ / YAŞAM

Bazı şehirler insanı içine alır, hemen kucaklar. Onlarla kurulan bağ, bir yaz aşkı gibi hızlı ve coşkuludur. İlk görüşte etkileyici gelirler, rengarenk ışıkları, hareketli sokakları ya da uçsuz bucaksız doğasıyla kendilerini sevdirirler. Ama bazı şehirler vardır ki onlarla kurduğumuz ilişki zamana yayılır. İlk başta mesafeli, hatta soğuk gelirler ama zaman içinde anlam kazanırlar. İnsan büyüdükçe, değiştikçe, o şehir de başka bir kimliğe bürünür.

Belki de bir şehri sevmek, onun bize sunduklarından çok bizim ona kattıklarımızla ilgilidir.

Bazı şehirler, hayatımızın belirli bir dönemine denk geldiği için unutulmaz olur. Gençliğimizin geçtiği bir şehir, ilk aşkımızı yaşadığımız mahalle, en zor zamanlarımızda bizi teselli eden bir park… Bazen de bir şehir, hayata bakışımızı değiştirir. O şehirde öğrendiğimiz şeyler, tanıştığımız insanlar, edindiğimiz alışkanlıklar bize yeni bir kimlik kazandırır.

Mesela, bazı insanlar doğasıyla cezbeden şehirleri sever. Belki de onlar için özgürlük, geniş bir alanda nefes alabilmektir. Kimileri ise büyük şehirlerin kalabalığında kaybolmayı sever çünkü yalnız kalmaktan çok çeşitliliğin içinde var olmayı tercih eder.

Bir şehri sevmek, bazen geçmişimize duyduğumuz özlemle ilgilidir. Bize çocukluğumuzu, ailemizi, eski dostlarımızı hatırlattığı için o şehre bağlı hissederiz. Bazen de geleceğimize dair umutlarımızı beslediği için severiz, orada yeni başlangıçlar yapabileceğimizi düşündüğümüz için.

Yani şehirlerle kurduğumuz bağ, aslında kendi iç dünyamızın bir yansımasıdır. Bizi çeken bir şehir, aslında içimizde eksikliğini duyduğumuz bir şeyin tamamlayıcısı olabilir. Düzenli, sakin bir şehirde huzur buluruz çünkü hayatımızda belki de daha fazla istikrara ihtiyacımız vardır. Kaotik ve hareketli bir şehri seviyoruzdur çünkü içimizde keşfetmeye, dönüşmeye duyduğumuz bir istek vardır.

Benim pek çok şehirde hayranlıkla dolaşıp kaybolduğum oldu, “burada yaşasam keşke” dediğim de. Ama bir şehirle kurulan bağın, ilk görüşte aşk gibi değil de uzun vadeli bir ilişki gibi geliştiğini Ankara’da yaşarken anladım.

Malumunuz, Ankara’ nın insanı içine çekmek için pek çaba sarf ettiğini söyleyemeyiz. Ama siz onunla bir bağ kurarsanız, o da sizinle kurar. Sokakları, kaldırımları, ayazı, gri bulutları ve simitçileriyle, pekala kendi hikayenizi yazabilirsiniz içinde. Başka pek çok şehirde olduğu gibi.

Bu yüzden, bir şehri sevme nedenimiz, onun bize sunduğu fiziksel özelliklerden çok daha fazlasıdır. O şehir, bizimle konuşuyor, bizim bir yanımıza dokunuyor, bizi besliyor ya da büyütüyordur.

Peki sizin bir şehriniz var mı? Sizi çağıran sokaklar, meydanlar, parklar…
Ve asıl soru, neden?

Not: Fotoğraf Ankara’ daki günlerimden…
Bu yazı da bana büyümem için alan açan o gri şehir için olsun.

Herkese iyi pazarlar

Gamze Dönmez Yürük

 Klinik Psikolog / Psikoterapist | ISST Onaylı Şema Terapisti