“11 Eylül saldırılarını duyduğunda neredeydin?”

Bugün sizinle mekânlar, hafıza ve duygular üçgeninde bir yolculuğa çıkalım mı?

“11 Eylül saldırılarını duyduğunda neredeydin?”
Şu sorunun cevabını sizin de mutlaka hatırlayacağınızı düşünüyorum: “11 Eylül saldırılarını duyduğunda neredeydin?”
Çünkü bu soru, dünyada hemen herkesin cevabını en net hatırladığı sorulardan biri imiş.

Tıpkı bu sorunun cevabında vereceğimiz mekânın ayrıntıları gibi, çocukluğumuzun geçtiği evin veya bizde iz bırakan yerlerin detaylarını da hatırlamamız tesadüf değil.

Zaman, mekân ve şahıs üçlüsünde mekân/yer her zaman baskın pozisyonu elinde tutuyor ve duygusal hafızamızda daima öncelikli konuma sahip oluyor. O yüzden, yaşadığımız “büyük” olayları o esnada bulunduğumuz yer ile birlikte anımsıyoruz.

Bugün sizinle mekânlar, hafıza ve duygular üçgeninde bir yolculuğa çıkalım mı?

*

Psikocoğrafya terimini belki duymuşsunuzdur. 1955 yılında Fransız düşünür Guy Debord tarafından ortaya atılan bu terim, bilinçli veya bilinçsiz şekilde düzenlenmiş coğrafi koşulların, fiziksel mekânların insanların duygu ve davranışları üzerindeki etkisini inceliyor.

Yaşadığımız kentin, yürüdüğümüz bir sokağın, girdiğimiz bir mekânın üzerimizdeki etkisi düşündüğümüzden daha büyük.

Bu bağlamda psikocoğrafya iki konuya kafa yormamızı sağlıyor:

*Yaşadığımız kentleri nasıl daha yaşanır yerler hâline getirilebiliriz?

*İkinci soru ise… Bizi duygusal olarak güvende hissettiren yerleri, mekânları bulmak için çaba sarf ettiğimizde yaşamımızda nelere yer açabiliriz?

İlk soru, diğer yazılarımda sıkça cevap aradığım bir konu olduğu için, bugün ikinci sorudan devam edeyim.

*

Bilimsel açıdan bakıldığında, insanın mekân hafızası sağ hipokampüs bölgesinde bulunuyor. Beynin öğrenmeden ve kısa süreli hafızanın uzun vadeli hafızaya dönüştürülmesinden sorumlu olan bu bölgesindeki hücreler mekân seçiciliği gösteriyor; yani belirli mekânlara aynı tepkileri veriyorlar. Bu da, dünya etrafımızda dönüp dururken bizi “köksüzlük” hissinden uzaklaştırıyor.

Nitekim, psikolog Clay Routledge de kaygı, yalnızlık, köksüzlük hisleriyle mücadele için eski mektupları okuma veya bizde iz bırakan anıların listesini yapma gibi “nostalji egzersizleri” önerir. Çünkü, fiziksel bir ayrıntı, bir koku, bir tat bir diğerini harekete geçirerek yaşama tutunmamızı sağlar.

Duygusal olarak güvende hissettiren yerleri bulmak üretkenliği ve hayal gücünü de destekliyor. Orhan Veli’yi, Ara Güler’i ve "onların İstanbul’u"nu düşünün mesela.

*

6 Ağustos doğum günümdü.

Bu sene, -fotoğrafta da paylaştığım üzere- doğum günümü doğduğum yerde geçirmek üzere plan yaptım.

Anneannemin ahşap evinin, bahçesinin, dedemin kütüphanesinin, mutfakta cam kavanozda duran bisküvilerin hafızamdaki yeri ve ağırlığı eksilmeden duruyordu.

Mekân, zaman ve bellek demişken... "Kayıp Zamanın İzi"ni süren yazar Marcel Proust'a atfedilen bir söz ile bitireyim.

"Bir yerin özlemini duyduğumuzda o yere karşılık gelen zaman dilimini arıyoruzdur.

Yerleri değil, zamanları özleriz."
*

Öyle midir sizce de?

Damla Ömür Tantekin

Founder of D Strategy | Advisor&Writer | Speaker