1071 YALANI: Türkler Anadolu’ya Malazgirt’le Girmedi!l

Türklerin Anadolu’ya 1071’de geldiği iddiası tarihsel bir yanılgıdır. Bu haber, arkeolojik ve tarihsel verilerle 1071 öncesi Türk varlığını detaylarıyla ortaya koyuyor. Anadolu’daki Türk izleri sanılandan çok daha eskiye dayanıyor.

1071 YALANI: Türkler Anadolu’ya Malazgirt’le Girmedi!l

TÜRKİYE GÜNLÜĞÜ /TARİH

1071 YALANI
Sorun, biz olmasaydık Anadolu’ya giremezdiniz, siz Anadolu’ya sonradan geldiniz yalanını
bin kere ve inanarak söyleyenlerin buna inanması değil ama Türklerin de bir bölümünün bu
yalana inanmasıdır! Nasılsa ülkede okuma da hak getire olduğu için, sık tekrarla bir yalan
kafalarda sabitlenebiliyor. Peki gerçekte böyle miydi ve biz Anadolu’ya Malazgirt’le mi girdik?
Gerçekte Anadolu’ya ilk Türk girişleri 4. yy’ın sonlarına doğru Avrupa Hunları tarafından
yapılmıştır ve Anadolu’da ilk Türk izlerine özellikle Doğu Anadolu’da rastlanmaktadır. Doğu
Bölgesi ağızlarda ve yer adlarında Türklüğe ait kültürel unsurların olması, günümüze ulaşan
mezar kalıntıları, eşyalar bunu onaylamaktadır. Bunun dışında Selçuklulardan önce de, askeri
özelliğimiz nedeniyle Anadolu’daydık. Roma ve Bizans’ın doğu sınırlarını Türklerden de
oluşan lejyon askerleri uzun süre korumuştur.
Diğer taraftan Anadolu’ya ilk gelişler, akınlar dolayısıyla olmuştur. Yalnız, Avrupa
Hunları’nın Anadolu’ya yapılan seferleri kalmaya yönelik olmadı. Bu seferler için de Edessa
(Urfa) Piskoposu Efraim: ‘’ Onlar Ye’cüc ve Me’cüc süvarileridir. Atlarıyla fırtına gibi uçarlar.
Onlara hiç kimse karşı koyamamaktadır. ‘’ demektedir. Avrupa Hunları dışında Sabar/Sibir
Türkleri’nin ve Hazar Türkleri’nin de Anadolu’ya saldırıları oldu. Hatta Hazar Türkleri, oradaki
Arap Emirliklerini yıktı. Avrupa Hunları, Hazarlar ve Sibirler tarafından Anadolu saldırılara
maruz kaldı ama 530’ta Bizans tarafından yenilen Bulgar Türkleri’nin bir kısmı Anadolu’ya
getirilerek Trabzon Çevresi, Çoruh ve Yukarı Fırat Bölgeleri’nde iskan ettirildi. Bizans
İmparatoru 2. Justinyen ve Heraklius da Farslılarla savaşmaları için Avar Türkleri’nden bir
bölümünü Anadolu’ya getirerek doğuda İran sınırına yerleştirdi.
Bizans İmparatoru 5. Konstantinos da Bulgar Türkleri’nin bir bölümünü 755 yılında
Arap’larla savaşmaları için getirerek Tohma ve Ceyhan havzalarına yerleştirdi. Bizans
ordusunda Fars, Arap ve Ermeni’lere karşı savaşmaları için Avar, Peçenek, Uz, Kuman-Kıpçak
Türkleri de vardı ve bunlar Anadolu’ya geçirilip değişik yerlerde iskan ediliyordu. Yalnız bu
Türklerden Kuman-Kıpçak’ların Anadolu’ya gelişleri iki yoldan olmuştur. Gürcistan üzerinden
Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz’e yerleşenler ve Bizans tarafından sınırları korumak için
Balkanlar’dan getirilenler. Gürcistan Kralı 2. David de Kuman-Kıpçak’ları, Kafkaslara ve Doğu
Anadolu’ya yerleştirmiş, Kuman-Kıpçak Türkleri’nin Hakanı Karahanoğlu Atrak’ın kızı ile kendi
oğlunu evlendirerek akrabalık da oluşturmuştur. Peçenekler de yine Bizans tarafından
doğudan gelebilecek saldırılara karşı koyabilmek için özellikle Doğu Anadolu Bölgesi’ne
yerleştirilmiştir. Peçenek Hakanı Turak ile Kagan adlı komutanı arasındaki mücadele
sonucunda da Kagan, kendisini destekleyen yirmi bin kişiyle 1049’da Bizans’a sığınarak
Hristiyan olmuştur. Daha sonra Turak da bir savaşta yenilerek Bizans’a sığınır ve o da din
değiştirerek Hristiyan olur. Bizans İmparatoru, bu Peçenek kuvvetlerinden doğudan
gelebilecek İslam, Türkmen ve Selçuklu akınlarına karşı koymak için bir ordu oluşturarak,
bunları Doğu Anadolu Bölgesi’nde görevlendirir. Bizans Devleti içinde, özellikle askeri
kuvvetleri içinde, azımsanmayacak sayıda Türklerin varlığı, zamanla Bizans’ın Anadolu’yu
kaybetmesine neden olacaktır. 1071’deki Malazgirt Savaşı’nda da Sultan Alparslan’a karşı

Balkanlar’dan getirilen Uz (Oğuz) ve Peçenekler’den oluşan süvari kuvvetleri kullanılmak
istenmiştir. Ancak bu Türkler hemen ırkdaşları olan Selçuklu saflarına geçerek, Bizans’ın hem
savaş planlarını alt üst etmişler hem de savaşı kaybetmelerine neden olmuşlardır. Selçuklu
hücumları sırasında Türkler, Türklere karşı kullanılmaya çalışılmıştır. Mesela Bizans
tarafından Peçenekler’den on beş bin kişilik asker, Selçuklu’ya karşı kullanılmak için
Anadolu’ya sevk edildi ama bu askerler Üsküdar üstünden geri dönerek Balkanlar’daki
ırkdaşlarıyla bir olup Bizans’a saldırdı.
Yani 1071 ÖNCESİ ANADOLU’DA ZATEN VARDIK! Başka ırkların yardımıyla Anadolu’ya
girmedik! Kaldı ki 1071 öncesi Anadolu’da bir bölümümüzün olması dışında, mevcut şartlar
da Türklerin lehineydi. Çünkü Anadolu, uzun süren akınlara maruz kaldığı için, Türkler harici
Arap akınları da olmuştur, halkı yıpranarak nüfusu azalmış, birçok kalesi harabeye dönmüştü.
Bu durum daha sonraki Selçuklu akınlarına zemin hazırlayarak, onların işlerini
kolaylaştırmıştır. Bizans idaresi de siyasi bunalım içinde olduğu için, ordusunun
garnizonlardaki direnişleri çok zayıftı. Türkler, bazı yerlerde hiçbir direnişle de
karşılaşmadılar. Anadolu’ya bir seferde de gelmedik! Keşiflerle başlayan gelmeler saha sonra
aralıklarla devam etti. İlk bakışta düzensiz çeteler tarafından, amaçsızca yapılmış gibi
görünen bu akınlar gerçekte başıboş olmadığı gibi esas amaç da sadece ganimet değildi. İlk
seferler, genellikle planlı, programlı ve bir amaç doğrultusunda yapılıyordu. Amaç, askeri
hassasiyeti olan yolları ele geçirmek, Bizanslıların barınakları olan kaleleri tahrip ederek erzak
depoları, harp malzemeleri gibi yığınaklarını dağıtmaktı. Bunda da başarılı oldular.
1065 yılında Tuna nehrini geçen Uz’ların 600 bin, daha önce güneye inen Peçenek’lerin 800
bin kişi olmaları ve bunların Anadolu’ya yerleşmesinin iki asra yakın devam etmesi,
Balkanlar’dan Anadolu’ya gelen Türklerin hiç de küçümsenmeyecek kadar çok olduğunu
göstermektedir. Selçuklular, Kayseri’yi ele geçirdiklerinde bölge halkının bir kısmı da
Hristiyan Türklerdi! Bizans, Balkandaki Hristiyan Türkleri özellikle Müslümanlarla savaştırmak
üzere hudut bölgelerine yerleştirmişti. Bundan dolayı Kapadokya ile Toros geçitlerinde
Hristiyan Türkler oldukça fazla bir yoğunluğa sahipti. Bunun yanında erken İslam akınlarına
karşı koyabilmek için Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri’ne Hazarlar da yerleştirilmiştir.
622 yılında, Bizans İmparatoru Heraklius Hazar Devleti’nden askeri amaçları için yardım
istemiş, kendisine 40 bin Türk atlısı gelmiştir. Belki de 7. yy’da bölgeyi gezen ve ‘’ Ağvan
Tarihi isimli eseri yazan Ermeni Tarihçisi Moisey Kagankatvasi’nin bölgede gördüğü ‘’ …..uzun
saçlı, at üstünde çok mahir ok atan ve koyun, koç, at heykeli yontmada usta olan….. ‘’ diye
nitelendirdiği topluluklar, bu Hazar Türkleridir. Ayrıca Bizans tarafından erken İslam
akınlarına karşı koyabilmek ve Doğu ile Güneydoğu Bölgeleri’nde sağlam bir tampon bölge
oluşturmak için, Balkanlar’daki Kıpçak Türkleri de bu bölgelere iskan ettirildi.
Türkler’in Anadolu’ya 1071’de geldiği koca bir yalandan ibarettir ve Türk halkının da
beynine sabitlenmeye çalışılmıştır! Maalesef bunda da başarılı olunmuştur. Halbuki biz
buradaydık! Buna bir örnek de Karamanlı Türkleridir. 1071’den çok daha öncesinde,
Hristiyanlığın Ortodoks mezhebine mensup bu insanlar Anadolu’daydılar! Karaman ismine ilk

kez M.Ö. 400’de rastlanılır. Bugünkü Uşak ilimizin bulunduğu yerin yakınlarında M.Ö. 400’de
Keramonagora ( Karamanpazarı, Karaman Halk Meydanı ) adlı bir yerleşim merkezi
bulunmaktadır. Ama ülkedeki cehalet o boyutta ki bu insanların ve diğer Türklerin 1071’den
önce Anadolu’da oldukları bilinmediği gibi mesela Karamanlı Türklerin Grek Alfabesi ile
Türkçe yazdığı kitabelerin çoğu da, Yunanlıların diye halk tarafından kırılmıştır. Yine
Selçuklular’ın Doğu Anadolu’ya yaptıkları akınlara karşı, Bizans İmparatoru Konstantin
Momomach, Peçeneklerden on beş bin kişilik bir ordu kurduğunda bu birliğin başına dört
komutan etmiştir. Bu komutanlardan birinin adı da Karaman’dır.
Bir diğer nokta da Anadolu’daki Türk eserleridir. Koç, koyun eserleri ile balballar kadim
Türklere ait bir gelenektir. Göktürkler, genellikle mezarlarının üzerine bir heykel koyarlardı.
Bu adet sonradan Bulgarlar ve Kumanlarda da devam etmiştir. Anadolu’da ise en eski tarihli
balballar Hakkari ve Mardin’de, en yenileri Tunceli ile Erzincan’da tespit edilmiştir. Hakkari
balbalları M.Ö 1500, Mardin-Kızıltepe Girbelli höyüğünde bulunan balballar ise M.Ö. 9. yy.
olarak tarihlendirilmiştir. Keza, bir gelenek olarak kaya resimlerinin Hunlar ve Göktürkler
döneminde de kullanıldığı bilinmektedir. Bu bağlamda Erzurum Cunni mağarasında detaylı
çalışmalar yapan A. Ceylan, Anadolu’nun 1071 Malazgirt Savaşı öncesi, 12 Türk boyuna ait 29
damgayı tespit etmiştir. Bu boylar; Beçenek, Çuvaldır, Çepni, Salgur, Eymür, Alayuntlu, İgdir,
Bügdüz, Avşar, Yazır, Bayat ve Kayı’dır. Ayrıca Göktürk Yazıtlarının atası olan harf sistemine (
batılıların runik dediği alfabe sistemini oluşturan Türkçe harf karakterleri ) ait harflerin de bu
mağarada tespit edilmiş olması çok manidardır.
Erzurum ve çevresinde görülen haç motifli koyun, koç ve at biçimli mezar taşları vardır.
Mezar taşını koç ve at heykeli şeklinde yapma geleneği Orta Asya Türk Sanatı ve kültürünün
bir özelliğidir. Ermeni ve Gürcü kültüründe mezarlarına koç, koyun ve at heykeli biçimli mezar
taşı dikme geleneği yoktur. Haç motifli koç ve at şekilli mezar taşlarına Erzurum dışında
Anadolu’da Kars ve ilçelerinde de rastlanılmaktadır. Bu kanıtlar da Anadolu’da Malazgirt
öncesindeki varlığımızı göstermektedir!
Çok bilinen bir hikaye de, Anadolu’ya kendileri sayesinde girdiğimiz iddiasında bulunanların,
Malazgirt Savaşı sırasında bize yardım ettikleridir. Halbuki yardım edenler yine Türklerdir!
Alparslan Türk geleneklerine uyarak, İmparator Diogenes’e savaş öncesi elçilerini göndermiş
ve barış istemiştir. O devrin en güçlü Hristiyan devletinin imparatoru Diogenes, Franklardan,
Romenlerden, Slavlardan, Gürcülerden, Abazalardan, Ermenilerden, Hristiyan Peçenek ve Uz
Türklerinden oluşan 250.000 kişilik ordusunun verdiği gururla, Alparslan’ın korktuğunu
sanarak elçiye Rey’de barış yapacağını ve Isfahan’da kışlayacağını söylemiştir. Ama Malazgirt
Savaşı sırasında Bizans ordusundaki Peçenekler ve Uzlar, Alparslan’ın ordusunda
katılmışlardır. Yani orada da destek veren yine Türklerdir! Bizansın Müslüman tebaası
yokken, bize yardımcı oldukları iddiasında bulunanların bu iddiaları da normal şartlarda
gülünüp geçilecek bir konudur.

Israrla ‘’ 1071’de buraya geldik. ‘’ cümlesini söylemek de cahillik değilse art niyettir! Çünkü
bu cümle gerçeği yansıtmadığı gibi, siz işgalcisiniz, sonradan geldiniz, gidin şeklince bölücü
unsurlar tarafından kullanılmaktadır.
Bunlara cevap verilmedikçe yerleşik yalanlar kafalara çakılmaktadır! KİMSEYE MİNNET
BORCUMUZ OLMADAN, ZATEN BURADA OLARAK VE ZATEN BURADA OLMAYA DEVAM
EDEREK, YOLUMUZA DEVAM EDECEĞİZ!
Kaya, A. (2014). BAŞLANGICINDAN 1071’E KADAR TÜRKLERİN ANADOLU’YA AKINLARI
HAKKINDA BİR DEĞERLENDİRME. Ekev Akademi Dergisi, (59), 211-232.
Demir, N. (2010). Türkiye’de bulunan Grek harfli Türkçe kitabeler ve Karaman Türklerinin dili.
Zeitschrift für die Welt der Türken, 2(1), 3-23.
Aksoy, M. (2012). Tunceli’de Koç-Koyun Heykelleri ve Balballar. 2023 Dergisi, 129, 16-20.
Üngör, İ. (2016). Orta Asya’dan Anadolu’ya kayalara yazılan Türk kültürü (Dereiçi kaya
resimleri).
Kıenıtz, F. K. (1986). Osmanlılardan Önceki Anadolu Türklerinin Politik ve Kültür Bakımından
Dünya Tarihindeki Önemi. Belleten, 50(196), 279-290.
Berkli, Y. (2007). Erzurum’da yeni bulunan haç motifli koç heykelinin düşündürdükleri.
Atatürk Üniversitesi Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, 14(34), 215-232.

Elif TERZİ

www.turkiyegunlugu.net