Oldum olası 1 Mayısları sevemedim...
Bugün 1 Mayıs... Emperyalizm ve kapitalizmin tiyatrosu "Orta Gelir Tuzağı"; Cem Karaca'nın “Tamirci Çırağı” şarkısında ve Alpayın "Fabrika Kızı" şarkısında en acı gerçeklerle dile getirilmiştir.
Türk
Popüler Müziği’ne çok değerli katkılar veren söz yazarı ve besteci Bora Ayanoğlu’nun yazıp bestelediği, Alpay’ın o müthiş sesiyle yorumladığı “Fabrika Kızı” dinleyenleri alır bir yerlere götürür.
Ayanoğlu, 1969 yılında bir gazetede gördüğü Cibali Tütün Fabrikası’nda tütün saran kızların fotoğrafından çok etkilenmesi üzerine yazıp besteler Fabrika Kızı”nı… Aslında bir sevgiliye yazmadığını, şarkının Sosyalizm teması içerdiğini açıklar.
Ayanoğlu, şarkısının içeriğinde derin bir anlam yer aldığını bu nedenle “dünyayı kadınların düzelteceğine inananlardan” olduğunu çok kez vurgular. O yüzden “Fabrika Kızı”nı, Türkçe Pop’un ilk proleteri: “bir emekçinin hayatının zorluklarını” anlatan bir şarkı olarak tanımlar.
Cem Karaca’nın hayatta olduğu zaman verdiği röportajlarında sık sık altını çizdiği gibi, onun hemen her şarkısında belli bir duruş ve hayata bakış açısı mevcut.
Bugün, “İşçisin sen işçi kal” dediği, aslında bir imkansız aşkı anlattığı “Tamirci Çırağı”nın hikâyesine bakalım.
“Tamirci Çırağı” esasında bir aşk hikâyesi. Çalıştığı tamirhaneye arabasını getiren bir kıza görür görmez aşık olan bir tamircinin öyküsü.
Tamirci, bu güzeller güzeli kıza vurulur, onu tekrar göreceği gün saçlarını arkası puslu bir aynada tarar. Ve ustasına “Bugün tulumları giymeyeyim” der. Onun yanında kendisini kötü hissetmek istemez. Ancak kız, üst sınıfa mensuptur, yani “zengin kızı”dır. Kızın güzelliği, şıklığı ve kibirli tavrı şarkının pek çok yerinde vurgulanır.
Kız arabasını almaya gelince ona kapıyı açar, ama kız sinirlenir ve “Kim bu serseri?” diye sorar. Ve arkasına bile dönüp bakmadan basıp gider. Ustası, kalbi kırık çırağına “Unut romanları” der: “İşçisin sen işçi kal, giy tulumlarını.”
Ya peki Cengiz, "sen ülkücünün ülkücü kal.." der gibi şehit düşmüştü, 1 Mayıslarda...
Bu yiğidin 1 Mayıs günü sabaha karşı gülerek gittigi yer sehpada ölümdür...
Şehadete doğru son arzusu bir bayrak ve bir Kur’an-ı Kerimdir...
Anası Firdevs Anaya delirdi dediler o gün ama o delirmemişti!
Yanaklarından yaşlar süzülürken yüzleşiyordu ölümün gerçeğiyle.
Hava soğuk ve Cengiz toprağın altında! Gerçeğiyle yüzleştikçe üşüyordu, Firdevs ana titriyordu.
Böyle zamanlarda çıkıyordu evinden. Yine kabansız, hırkasız, kucağında bir tutam çalı çırpı, yürüyordu Cengiz'in mezarına doğru… Soğuk rüzgârlar vururken bağrına, mırıldanıyordu içten içe "Cengiz üşümüştür!"
Firdevs ana topladığı çalıyı, çırpıyı Cengiz'in mezarının başına döküp, kibriti çakıyor yanan ateşin başında ağlıyordu…
Isıtmaya çalışıyordu Cengiz'i. Yanan ateş yüreğine vuran soğuğa çare olmuyordu işte, üşüyor titriyor, kaderine küsüyordu Firdevs ana.
Çocukları Gökmen, Rıza ve Gülseren, anneleri ne zaman ortadan kaybolsa, onu kardeşleri Cengiz'in mezarının başında buldular.
Onlara ıslak yüzünü dönüp "Hava soğuk, kardeşiniz üşümüştür" diyordu Firdevs ana "Cengiz'im üşümüştür"…
Ayaz vuruyordu hepsinin yüreğine...
Mekanın cennet olsun Cengiz Bektemur...
Söyleyecek çok şey var da bir soru sorayım emmim...
Siz hizmeti rafa, cüzdanı şaha kaldıranlar koltuklarınızda üşüyor musunuz?
Ahmet Kandemir