Yönetmenin Sahneye Olan Bakışı...

1939 yılında Japonya’da dünyaya gelen Tadashi Suzuki, önemli çağdaş yönetmenlerden biri olarak kabul edilir.

Yönetmenin Sahneye Olan Bakışı...

TÜRKİYE GÜNLÜĞÜ / KÜLTÜR SANAT

Yönetmenin Sahneye Olan Bakışı...

Bu hafta Tadashi Suzuki ve onun eşsiz tiyatro anlayışından bahsedeceğim.

*1939 yılında Japonya’da dünyaya gelen Tadashi Suzuki, önemli çağdaş yönetmenlerden biri olarak kabul edilir.

Suzuki, 1958-1964 yılları arasında Japonya’da İkinci Dünya Savaşı’nın yarattığı değişim ve ikilemi, yaşlılar, serseriler ve sefalet gibi temalar üzerinden ele alır. Ancak, ilerleyen dönemlerde ne gerçekçi tiyatro ne de Yeraltı tiyatrosu onu tatmin etmez ve köklerine dönme kararı alır.

İkinci Dünya Savaşı sonrasında Japon kültürü büyük ölçüde zarar görür. Soğuk savaş atmosferi toplumu bölünmüş bir hale getirir. Dönemin atmosferini oluşturan öz ve biçim arasındaki ayrışma da Suzuki’nin tiyatro anlayışındaki temel ikilemlerden biri haline gelir.

????1960'ların sonunda Japonya'da savaşın çaresizliği yerini ekonomik başarıyla bırakır. Ancak kimlik kaybı varlığını sürdürür. Bu dönemde kültürel kimliğin araştıran Japonluk kuramı “nihonjinron” kavramını ortaya atar. Bu kavram üzerine çalışan Suzuki, Zen Budizm'in köklerine dayanan Noh oyunlarının ticari bir araç haline geldiğini fark ederek, eskimiş olanı yeniden canlandırmaya yönelir.

Suzuki’nin yolculuğa rehberlik eden kaynaklardan biri de 20.yüzyılın başlarında ortaya çıkan Shingeki tiyatro anlayışıdır. Batılılaşma etkisindeki Japonya’nın feodal kültürünü yansıtan Kabuki tiyatrosunun içinden karşı bir hareketle filizlenmiş olan Shingeki, geleneğin ve kalıpların dışında, yeni özgür bir tiyatro anlayışını arzular.

Tadashi Suzuki’nin sahnelemeleri: Kolaj, Antik Yunan metinleri Shakespeare ve Çehov olmak üzere dört grupta toplanır.

Suzuki, birden fazla yazarın metinlerinden parçalara yer verilen kolaj çalışmalarının yanında Yunan, Shakespeare ve Çehov metinlerinde yeniden yazım anlayışı benimser. Bu yazım süreci provalarda, sahne üzerinde sürmektedir ancak öze dokunmaz, tema ile ilgilenmektedir. Shakespeare metinlerinde, mevcut düzenin nafileliğine dikkat çeker. The Tale of Lear’ında Foucaultcu bakışın izleri görülür. Hamlet ve Macbeth sahnelemelerinde de Suzuki, bir hastane olarak dünya imgesine başvurur. İktidar sahipleri oyunlarında tekerlekli sandalyeleri taht ya da iktidar makamı olarak kullanır. Dil ise gündelik ve günceldir.

Suzuki, oyuncu odaklı tiyatrosuna esin kaynağı olan Noh’un temel olarak dört özelliğini kullanır. Bunlardan ilki, modern öncesi bir dönemi işaret etmekte, insani enerji dışında hiçbir unsura yer vermemesidir. İkinci olarak anlatımının gündelik dışı, gerçek dışı kurmasıdır. Üçüncü fiziksel bedenin bir aradalığını gösteren törenselliğidir. Dördüncüsü ise tinsel ve dinsel bir aradalığın doruk noktasını vurgulamasıdır.

Suzuki’ye göre yakalanması gereken özdür. Dil, beden ve jest üçgeninin dengeli ve özgün biçimde kullanımını amaçlayan Suzuki, geliştirdiği “ayakların grameri” metoduyla bu düşüncelerini hayata geçirir. Bu düşünce biçimi ise temelini fizikselliğin ayaktan geldiğine yönelik inançtan almıştır.

Aylin Aktaş

 Yazar | Dramaturg | Yazarlık Eğitmeni | P4C Eğitim Uzmanı