YELKOVAN

Yelkovan. Hani şu saatin yelkovanı.

YELKOVAN
Sadece Türkçemizde olan bir kullanım var. Ne biliyor musunuz? Yelkovan. Hani şu saatin yelkovanı.
Diğer diller bizim akrep ve yelkovan olarak adlandırdığımız saatin o iki ibresini “saat eli, dakika eli” veya “küçük, büyük iğne” gibi sıradan kelimelerle tanımlıyorlar. Oysa bizde öyle mi!

Akrep, sivri ucunun şeklinden dolayı akrep olarak adlandırılıyor; yelkovan da “yelkemek”ten geliyor “eteklerini uçurarak hızla gitmek” demek.

Eteklerini uçurarak hızla giden o yelkovan… Yani eteklerini uçurarak giden ve kaybolan o “zaman”…

*

Antik Yunan mitolojisinde zaman tanrısı Kronos ve fırsat tanrısı Kairos vardır. Dolayısıyla, Antik Yunancada “kronos”, zamanı lineer, ölçülebilen bir şey olarak temsil ederken; “kairos” algılanan zamanı, fırsatları temsil eder.

Nitekim Kairos Tanrısı'nın saçsız, boş ensesi ile sırtında ve ayaklarında bulunan kanatları da, uçarak kaçtığında kimsenin onu ensesinden tutarak yakalayamayacağının sembolüdür.

Bize genellikle iyi hissettiren zaman dilimleri ise "kairos"lardır. Hani tıpkı çocukluğumuzdaki gibi, zamanı saymayı unuttuğumuz, sadece algılanan zamanda gerçekleştirdiğimiz eylemler vardır ya.

Buna bazen “akış” deriz, bazen “haz”.

*

Yönetmen Steven Spielberg’ün bir söyleşisini okumuştum. O söyleşide, Spielberg çocukken izlediği ilk filmin kariyerini ve yaşamını nasıl etkilediğini anlatıyordu. Bir mühendis olan babası onu beş yaşındayken Philadelphia’daki bir sinemaya götürüyor. Upuzun bir sırada babasının elini sıkı sıkı tutmuş heyecanla beklediği film ise 1952 yapımı “The Greatest Show on Earth”.

Steven S., filmin bir sahnesinden çok etkileniyor; sahne şöyle:
Kontrolden çıkmış iki tren raylarda hızla ilerliyor, çarpışıyor ve sonrasında her şey bir anda havaya uçuyor. İşte bu sahneyi evde, model tren setiyle defalarca gerçekleştirmeye çalışan Steven S.’e babası küçük bir kamera veriyor. O da bu kamerayla, oyuncak tren kazasını yüzlerce kez filme çekiyor.

Bugün her filmini çekerken, çocukluğundaki o hazzı duyduğunu ifade ediyor Spielberg.

Filmlerine ilham veren bir başka “kairos” ise babasıyla bir tarlada battaniyelerin üstüne uzanıp gökyüzünde bir meteor yağmurunu izledikleri an. Gökyüzü, yıldızların oluşturduğu desenler onu çok etkiliyor ve E.T. ile Close Encounters of the Third Kind filmlerine ilham oluyor.

*

Üç yıl önceki bir yazımda bahsetmiştim; benim dedem zamanının en geniş kütüphanesine sahip, çok okuyan, çok yazan ve kendi gazetesini çıkaran biriydi. Bugün, okumaktan ve yazmaktan aldığım zevki; yani o akış ve haz anlarımı çocukluğumun sarı sayfalar arasında geçmiş olmasına borçluyum.

İnsanın yaşamda neyden zevk aldığını keşfetmesi için çocukluğuna dönmesi, 9-10 yaşlarında nelerle uğraştığına, nelerin kalbini attırdığına bakması gerekirmiş.

Zaten Antik Yunan düşünürü Aristoteles de şöyle diyor:

"Yıllarla değil, başarılarla yaşarız. Nefeslerle değil, düşüncelerle; bir kadran üzerindeki rakamlarla değil, duygularla yaşarız. Zamanı kalp atışlarımızla ölçmeliyiz."

Damla Ömür Tantekin

Founder of D Strategy | Advisor&Writer | Speaker |
Bu resim için alternatif metin açıklaması yok