Türkçemiz ne şahane bir dil: Ses uyumu ve zarafet

Türkçenin ses uyumu, ek yapısı ve ifade incelikleriyle dünyanın en melodik ve anlam katmanlı dillerinden biri olduğunu hatırlatan bir yazı.

Türkçemiz ne şahane bir dil: Ses uyumu ve zarafet

Türkçemiz ne şahane bir dil…

Yaşadığım yerde; Brüksel’de, kızımla yolda yürürken, önümüzde yürüyen bir hanımefendi, bize dönüp: “Hangi dili konuştuğunuzu merak ettim, kulağa çok hoş geliyor.” demişti. Büyük ihtimalle, bu durum farklı ortamlarda sizin de başınıza geliyordur.

İşte, bu, dilimizdeki ses uyumundan kaynaklanıyor. Kalın ve ince, düz ve yuvarlak ünlüler arasındaki uyum, dile özel bir ritim ve duyumsal estetik kazandırıyor.

Sadece bununla sınırlı değil, tabii ki. Türkçenin en karakteristik özelliklerinden biri ve pek çok dilden ayrılan özelliği eklemeli bir dil olması. Kelimelerin sonuna gelen yapım ekleri sınırsız yeni sözcük türetilebilmesine imkân tanıyor.

*

Türkiye’nin farklı şehirlerinde uzun yıllar yaşamış, iyi Türkçe konuşan, bu yazıya da ilham olan Alman bir tanıdığım var. Türkçe konuşurken en çok zorlandığı şeyin, bir nevi matematik gibi bulduğu, fiil çekimleri ve fiile gelen katmanlı ekler olduğunu söylemişti. Gayet haklı.

Düşünsenize… En basitinden “Buraya gelmişsinizdir” dediğimizde bile, küçücük bir kelimenin içine eylemi, zamanı, kişiyi, olasılığı ve duygusal tonu aynı anda yerleştirmiş oluyoruz.

Kullanırken derinliğini çok da farkında olmadığımız miş’li geçmiş zaman da buna iyi bir örnek. Bu ek, sadece duyulan geçmiş zamanı anlatmakla kalmıyor; yerine göre farklı duyguları aktarmaya, yerine göre nükteli bir ifadeye aracılık edebiliyor.

Meselâ… “Ooo, bakın kimler gelmiş? Zeynep Hanım da buradaymış.” dediğimizde zamandan bağımsız bir tutumu, sitem, şaşkınlık, hatta kibarlıkla karışık bir vurguyu işin içine katmış oluyoruz.

“Polis Bey kusura bakmayın ehliyeti evde unutmuşum” dediğimizde sorumluluğu kendimizden uzaklaştırma, savunma katma durumu yok mu?

Türkçede her ek anlamı biraz daha inceltiyor ve hassaslaştırıyor.

Ayrıca, kelimelerin yerini değiştirerek vurguyu ve anlamı değiştirme esnekliğine sahip sayılı dillerdendir dilimiz.

*

İşte, size bugünkü davetim de bu:
Türkçeyi özenle kullanmayı kendimize hatırlatmak, çocuklarımızı da hem dilin hem edebiyatın zarafeti ile tanıştırmak.

*

1947 yılında "Dil, varlığın evidir. İnsan, o evde yaşar." diye yazan Martin Heidegger, dilin insanın dünyayı deneyimleme ve anlamlandırma biçimi olduğunu vurgular. "Sözcüklerle düşünen ve üretenler, bu evin koruyucularıdır.” diye de ekler.

Tıpkı, gündelik hayatı şiirle yeniden kuran dil ustası Orhan Veli'nin, hiç gitmemiş olana bile, sözcükleriyle İstanbul'u yaşatabilmesi gibi...


İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Başımda eski âlemlerin sarhoşluğu,
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;
Dinmiş lodosların uğultusu içinde
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

Damla Ömür Tantekin

Advisor | Writer | Speaker | Cross-Cultural Communication