TÜRK DÜNYASININ ORTAK BAYRAMI YENİ GÜN (NEVRUZ)
21 Mart’ta kutlanan Nevruz, Türk dünyasında baharın gelişi, yeni yılın başlangıcı ve ortak kültürel mirasın simgesi olarak öne çıkıyor.
TÜRK DÜNYASININ ORTAK BAYRAMI YENİ GÜN (NEVRUZ)
Nevruz (diğer adıyla Ergenekon Bayramı, Bozkurt ve Oğuz Bayramı, Ulu Gün, Yeni Gün, Yaz Bayramı) Türk'ün bayramıdır.
Ergenekon’dan çıkışımızın 4663. yıldönümüdür.
Türk'ün Ergenekon'dan çıkışını, yani yeniden tarih sahnesine çıkışını, yeni bir yılın başlamasını ifade eden bir gündür.
Türklerin Ergenekon'dan çıktığı tarih olan 21 Mart tarihinde kutlanır. Yine aynı zamanda baharın ve yazın habercisidir.
12 Hayvanlı Türk takvimine göre bu 21 Mart'da 4664’üncü yıla gireceğiz..
Atalarının bayramına sahip çık ey TÜRK!
21 MART TARİHİNİN ÖNEMİ
21 Mart günü gece ile gündüz eşit olur. Sonra gündüzler uzamaya başlar. Halk arasında bu tarihe gün dönümü denir. O gün bahar başlar ve 92 gün 20 saat, 4 dakika ve 27 saniye sürer ve yaza ulaşılır.
21 Marta kadar güney yarımküreye daha çok ısı ve ışık veren güneş, bu tarihten itibaren kuzey yarımküreyi daha çok ısıtmaya başlar. Kış mevsimi yerini bahara bırakır. Tabiat canlanmaya başlar.
Bu sebeple 21 Mart, birçok kültürde yaradılışı sembolize eden bir gün olarak kabul edilmiştir. Bazı bölgelerde, Hazreti Adem'in yaratıldığı gün, Hazreti Nuh'un gemisinin karaya oturduğu gün gibi, başlangıcı esas alan anlamlar yüklenmiştir.
NEVRUZ (BAHAR BAYRAMI) TAKVİM DEĞİŞİKLİĞİNİ YANSITIR
Bütün bayramların dinî ve millî bir inanıştan, o toplumu ilgilendiren ortak bir hatıradan, geleneklerden, duygulardan ve tabiatın insanlara tesir eden bir olayından doğduğuna inanılır.
Genellikle Nevruz, yani Farsça Yeni Gün demek olan bahar bayramı, insan ruhunun tabiattaki uyanışıyla birlikte kutladığı bir bayram.
Tabiat ile iç içe, kucak kucağa yaşayan, toprağı ana olarak vasıflandıran Türkün düşünce sisteminde baharın gelişi, elbette önemli bir yere sahiptir.
Böyle bir bayramın, yani mevsimlerin değişikliğinden doğan özel günlerin, başka başka adlar altında birçok milletin sosyal hayatında da yer almaktadır.
Mesela, Hıristiyan âleminin dinî muhteva ile şekillendirerek ve Noel Baba sembolü ile karlar ülkesinden geyiklerin çektiği kızaklarla neşe ve ümitleri taşıdığı Noel Bayramı bunun farklı bir örneğini teşkil eder. Bu kutlamalarda yine bahara duyulan özlem çam ağacı motifi etrafında şekillendiriliyor.
Aynı zamanda bir takvim değişikliğini de ifade eden bu kutlamalara baktığımızda Türkün kutladığı bahar bayramının da bir takvim değişikliğini yansıttığı görülüyor.
Burada dikkati çeken husus baharın başladığı zamandır. Türk, bu takvim değişikliğini toprağın uyandığı gün ile özdeşleştiriyor. Nevruz(Bahar Bayramı), Türk dünyasının kuzeyinden güneyine, batısından doğusuna kadar uzanan engin coğrafyada yaşayan toplulukların pek çoğu tarafından yaygın olarak kutlanan bahar bayramıdır.
Yenilik ,çoşku,canlanma gibi nitelikleri ile Nevruz, Sultan Nevruz, Nevroz, Mart 9 gibi adlarla Türklerin yaşadığı her yerde Bahar Bayramı olarak kutlanıyor.
ESKİ TÜRKLERDE NEVRUZ
Nevruzun, eldeki tarihi kaynaklardan hareketle en eski Türk adetlerinden, bayramlarından biri olduğu kesindir. Yeni yılın başlangıcı, yenilik, coşku, canlanma gibi nitelikler hiç değişmeden günümüze kadar Türklerin yaşadığı uçsuz bucaksız coğrafyalarda görülüyor.
Göçebe olarak yaşayan eski Türklerin geçimleri büyük oranda hayvancılığa dayalı idi. Hayvanlarını besleyebilmek için tabiatın sırlarını iyi bilmeleri gerekiyordu. Ve bu sırları gerçekten de iyi biliyorlardı. Eski Türklerin iklimler, tabiat olayları, coğrafya, hayvanlar ve bitkilere dair bilgileri bugün bile şaşırtıcıdır.
Dolayısıyla Türkler için baharın başlaması çok önemli bir hadise idi. Bu önemli hadise dini inançlarına, folkloruna de yansımıştı. Bu adetlerin inançların izleri binlerce yıl yaşayarak bugünlere ulaştı.
Bayramların dini ve milli bir inanıştan, milleti ilgilendiren ortak bir hatıradan ve insanları etkileyen bir tabiat olayından doğduğuna inanılır. Sonradan Nevruz adı verilen Bahar Bayramı da eski Türklerin kullandığı 12 hayvanlı takvimde baharın ve yeni yılın başlangıcı olarak kabul edildi.
Çin kaynakları, Hunların milattan yüzlerce yıl önceleri 21 Martta kırlara çıktıklarını, bahar şenlikleri yaptıklarını, baharın gelişini bayram olarak kutladıklarını ifade ediyor.
Bir başka rivayet de bu günün bir kurtuluş günü kabul edilmesidir. Yani Ergenekon'dan çıkıştır. Bu yüzden de kuzeyden güneye, en doğudan en batıya kadar, Türk milletin yaşadığı her yerde Bahar Bayramı'nın ( NEVRUZ'un) kutlanması bu ortak kurtuluşa dayandırılır.
Türk kamları dualarında, niyazlarında baharın ve kurtuluşun coşkusunu:
"...(Türkün Atası), Yüce Göktanrının ilk defa gürlediği,yağız yer, altmış türlü çiçeklerle ilk defa bezendiği, altmış türlü hayvan sürülerinin ilk defa kişnediği ve melediği zaman sen yaratıldın !...."
diyerek ifade ediyorlardı.
Ergenekon'dan çıkış tarihini, yeni yılın da başlangıcı olarak kabul eden Göktürk Hakanları her yıl bu tarihte kızdırdıkları demiri, örs ve çekiçle döverek, o günü simgeleştirdiler.
Türkler, İslâmiyeti kabul ettikten sonra da yeni anlamlar yükleyerek, 21 Martı yani baharın başlangıcını, Allahın yeryüzünü yarattığı gün, Adem Aleyhisselamın yaratıldığı gün, Yusuf Peygamberin kuyudan kurtulduğu gün gibi İslâmi motifleri de ekleyerek nevruzu ve geleneklerini yaşatmaya devam ettiler.
Selçuklu hükümdarı Melikşah zamanında, yine nevruz gününü yılın ilk günü kabul eden bir takvim hazırlandı. Adına da sultana izafeten Takvim-i Sultani adı verildi.
Osmanlı sarayında da Nevruzun özel bir yeri vardı. Müneccimbaşılar yeni takvimler hazırlar, padişaha sunarlardı. Ziyaretler yapılır eğlenceler düzenlenirdi. Şairler tarafından Nevruziyeler yazılırdı. Saray hekimbaşları tarafından çeşitli baharatlardan hazırlanan macunlar saray erkanına sunulurdu. ( Bugün Manisada bu geleneğin uzantısı, halka dağıtılan mesir macunuyla halâ devam ediyor.)
Bahar Bayramı (Nevruz), Türk dünyasının her yerinde kamların, ozanların dilinde, bahşıların, aşıkların sazında, şairlerin mısralarında da günümüze kadar yaşadı.
Nevruz, Türkiye'de de Cumhuriyetin ilanından sonra da bir süre resmi bayram olarak kutlandı. 1925 yılında Ankara'da nevruz münasebetiyle Mustafa Kemal Paşanın huzurunda yapılan resmi geçitte, askeri kıtalar başlarında gök sancaklar, al sancaklar olduğu halde yürüdü. 1926 yılında Miladi takvimin kabul edilmesinden sonra da nevruz yılbaşı olmaktan çıktı.
1921 yılında Azerbaycan'ın o zamanki sosyalist devlet başkanı, Neriman Nerimanov, Mustafa Kemal Paşaya çektiği 24 mart 1921 tarihli telgrafta:
"…..Cenubi Kafkasya Komiseri, Azerbaycan Serbest Harbiye Mektebi talebeleri iki bölüklü Suvari Nişancı Türk Alayı askerlei, Türk Milletinin, büyük Nevruz Bayramını tebrik ediyor ve biz ümid ediyoruz ki Azerbaycan İnkilap Ordusu kahraman Türk ordusu ile beraber garp emperyalizmi tazyikinde bulunan şark milletlerini yakında kurtarırlar. Yaşasın şark inkilap başkanı Mustafa Kemal…"
diyerek nevruz bayramını kutluyordu.
Türkiye'de Nevruz, 1926 yılından sonra halk tarafından yaşatıldı. Doğudan batıya, kuzeyden güneye bir çok yerde, bahar bayramı olarak nevruz gelenekleri yaşıyor. Anadolu'daki genel adı Mart 9'udur. Dedelerimiz, eski takvime göre kışın bittiğini ve baharın geldiği tarihi 9 Mart olarak söylediklerini hepimiz hatırlarız. ( Miladi takvimle eski kullandığımız Hicri takvim arasındaki 13 günlük farkı dikkate aldığımızda Mart 9'unun Bahar Bayramını yani 21 Mart'a denk geldiğini görürüz.)
Bu bayram İslâmiyeti kabul etmiş olan ilk Müslüman konar göçer Türk topluluklarında da; sürgün avı, toy, şölen, yuğ vb. gibi İslamiyet ile çatışmayan âdetlerden biri olarak devam ede geldi.
Çin kaynaklarından Kutadgu Bilig'e, Kaşgarlı Mahmud'dan Bîrûnî'ye, Nizâmül Mülkün Siyasetnâmesi'nden Melikşah'ın takvimine, Akkoyunlu Uzun Hasan Bey'in kanunlarına kadar gelen bir çizgide Bahar Bayramı (Nevruz),ile ilgili kayıtlar eldedir.
Diğer taraftan Sivas hükümdarı Kadı Burhaneddin Ahmed, Safevi Türkmen Devletinin kurucusu Şah İsmail (Hataî), Osmanlılarda Sultan I. Ahmed ve Sultan Dördüncü Murad gibi hükümdarların, Mustafa Kemal Atatürkün; din adamlarımızdan Kazasker Bâki Efendi ve Şeyhülislam Yahya Efendilerin, şairlerimizden Kuloğlu, Pir Sultan Abdal, Kaygusuz Abdal, Şükrü Baba, Hüsnü Baba, Fuzulî, Nevî Efendi, Nefî, Nedim, Hüseyin Suad ve Namık Kemal gibi şairlerimizin Fatih devri vezirlerinden Ahmed Paşanın; büyük Azerbaycan şairi Şehriyarın ve büyük Türkmen şairi Mahdumkulunun uzun bir tarih boyunca Nevruz bayramının gelişini Nevruziye veya Bahariye denilen şiirlerle kutladıklarını da biliyoruz.
Ayrıca Nevruzun Türk musikisinin en eski mürekkep makamlarından biri olarak da kültürümüzde yedi yüzyıldan fazla bir maziye sahip olduğunu da biliyoruz. Bu makam ilk defa Urmiyeli Safıyûddîn Abdulmümîn Urmevî (1224-1294) tarafından kullanılmıştır. Bu şekilde elimizde yirminin üzerinde makam bulunmaktadır.
AZERBAYCAN'DA NEVRUZ
Sovyetler Birliği zamanında, Sovyetler bünyesindeki Türk halklarının dini ve milli geleneklerini yok etmeye yönelik baskılar uygulandı. Buna rağmen, nevruz bayramı canlı olarak yaşamaya ve coşkulu bir şekilde kutlanmaya devam etti.
Eski Türk takviminin ilk günü olan 21 Martın Azerbaycan'da, kurtuluşun dirilişin bayramı olarak kutlanmasına Sovyetler Birliğinin baskıları bile engel olamadı.
Hayat tarzımızın değişmesiyle birlikte, geleneklerin bir kısmı unutulmuş olsa da Azerbaycan Türkleri adet ananeleri gizli de olsa büyük oranda yaşatmayı başardı ve günümüze taşıdı.
Neydi bu gelenekler ?
Azerbaycan'da halk , eski Türk takviminde yılın son ayı olan Bozayın 4 çarşambasını,yani Bahar yanda Nevruz bayramından önceki 4 çarşamba akşamını çeşitli adetlerle kutlarlar.
Nevruza giden yoldaki birinci Çarşamba su çarşambasıdır. Nevruzdan 4 hafta önce suyun uyandığına inanıldığı için su çarşambası denmiştir. Ezel Çarşamba, Gözel Çarşamba, sular nevruzu gibi adlarla da adlandırılır.
Eski Türkler akan suyun dertlere derman olduğuna inanırlardı. Bu çarşambada sabah erkenden su başına gidip el ve yüzlerini yıkarlardı. Ayrıca Hızır Aleyhisselamın dirilik suyunu bugün içtiğine inanırlardı.
Akşam aile bir araya gelir. Hazırlanan yemek ve tatlılar yenildikten sonra tongal yakılır, hastalık ve kötülüklerin yok olması için ateş üzerinden atlanır.
İkinci çarşamba od çarşambasıdır. Yine misafirler için yemekler hazırlanıyor, tatlılar yapılıyor. Baklava gibi yaygın tatlıların yanında şora denilen bir hamur tatlısı da bu akşamların özel tatlısı olarak sofralarda yer alır. Od çarşambasının değişmeyen töreni yine tongalın başında gerçekleşir. Yediden yetmişe herkes ateşten atlar.
İnanışa göre, daha önce uyanmış olan su ve ateşi harekete geçiren yel Üçüncü Çarşambada uyanır. Türk mitolojisine göre akyel doğudan, karayel batıdan, turkuvaz renkli hazri yel kuzeyden ve kırmızı gilaver yel güneyden esmeye başlar ve bütün dünyayı dolaşırlar. İyi insanlara yardım eder, kötüleri ise fırtına olarak cezalandırırlar. Özel yemekler, boyalı yumurtalar, taze suyun bulunduğu akşam sofraları ve yakılan tongal bu çarşambanın da vazgeçilmez töreni.
Nevruzdan bayramından önceki haftanın Çarşambası toprak çarşambası olarak adlandırılır. İlaahır Çarşamba Yer çarşambası gibi isimler de veriliyor. İnanışa göre, daha önce uyanmış olan su, hava ve yel birlik olup toprak ananın uyuduğu yer altına girerek onu uyandırırlar.
" Zemzem geldi, ateş geldi, yel geldi,
Taze ömür, taze mahsul,yıl geldi "
manisiyle, su, ateş, yel ve toprak ana ele ele vererek ışıklı dünyaya çıkarlar.
Toprak çarşambası son çarşambaların en coşkulu kutlananıdır. Ekilecek tarlalara gidilir, evler süpürülür, temizlenir, kap kacaklar, giyecekler yıkanır. Akşam, sofra başında eş dost, bir araya gelir, tanrının verdiği nimetler yenir, şükredilir. Bollukla dolu bir gelecek yıl için dua edilir. Sonra, tongalın coşkusu yine başlar.
Çarşamba akşamlarının ve nevruz gününün simgelerinden birisi de semenidir. Semeni buğdayın çimlendirilmesidir. Semeni, baharı, yeniden canlanmayı simgeler. Çarşamba sofrasında, kuruyemişlerle süslenmiş semeni tepsisi mutlaka bulunur.
Son Çarşamba akşamının ve Nevruz gününün en yaygın geleneklerinden biri (papag atma) diğeri de (kapı dinleme)dir…
Çocuklar evlerin kapısını çalarak saklanırlar. Ev sahibi kapıyı açtığında kapı önüne bırakılmış bir papag yani şapka görür. Şapkanın içine şeker çikolata para şekerbura kuruyemiş gibi hediyeler koyar ve kapıyı kapatır. Şapkayı kapının önüne bırakan çocuk da kapı kapanınca gelir şapkayı alır, hediyeleri arkadaşları ile paylaşır.
Kapı dinleme geleneğinde de genç kızlar en yakın evin kapısına kulak dayayarak içeride konuşulanları dinler. Genç kızlar duydukları ilk kelimenin kendisine uğur getireceğine inanır ve geleceğiyle, bahtıyla ilgili yorum yapar.
BAHAR BAYRAMI ORTAK KÜLTÜR MİRASIDIR
Böylece bu ananeler günümüz Türk dünyasına ortak kültür mirası olarak intikâl etti. Gelenekler, tarihini kesinlikle tespit edemediğimiz dönemlerden kalmadır. Neden, niçin, nasıl gibi sorular sorulmadan atadan oğula kalmıştır. Gelenekler bu özelliğiyle millet bağını güçlendiren en önemli unsurlardan biridir. Baharın gelişinin kutlandığı bugün de böyle bir gelenektir.
Türk kültüründen kaynaklanan Nevruz ( Ergenekon,Bahar) bayramı, her yönüyle Türk gelenek ve görenekleriyle zenginleşmiş ananevi ve temeli beş bin yıllık Türk tarihine dayalı milli bir bayramdır. 1990 yılında bağımsızlıklarını ilan eden Türk Cumhuriyetlerinden Kırgızistan, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan ve Azerbaycan ile Rusya Federasyonu bünyesindeki Tataristan 21 Mart Nevruz Bayramını Milli Bayram olarak ilan etmişlerdir. Bu günün coşkuyla kutlanmasına büyük önem vermektedirler. Türkiye'de de 1991 yılında Türk Dünyası ile birlikte ortak bir gün olarak resmi tatil olmaksızın bayram ilan edilmiştir.
NEVRUZ NEDEN FARSÇA ???
Bahar Bayramına ya da Kurtuluş gününe Nevruz gibi Farsça bir isim verilmesini dayanak alan bazı çevreler, bu bayramın Türk gelenekleri dışında gösteriyorlar.
Ancak Selçuklu İmparatorluğunun dilinin Farsça olduğu ve Türk tarihiyle ilgili ( Moğol Devletinin imparatoru Cengiz Han'ın bütün yazılı eserleri yok etmesinden sonra ) sistemli eserlerin bu dönemden sonra yazıldığını gözden kaçırmaktadırlar.
Bahar Bayramına Nevruz adı verilmesi Selçuklu Devleti'nin dilinin Farsça olmasından başka bir şey değildir. Anadolu Türkçesindeki Farsça Arapça ve Fransızca etkisi yadsınamaz bir gerçektir.
SON SÖZ
Nevruz geleneği ne Sünnilikle, ne Alevilikle, ne Bektaşilikle doğrudan doğuş bağlantısı olmayan, İslâmiyetten çok öncelere giden bir gelenektir. Yani bir dinin veya mezhebin bayramı değildir. Bu yüzden de herhangi bir şekilde bir mezhep adına, bir din adına, bir etnik menşe adına bağlı gösterilmesi, istismar edilmesi bir ayrılık unsuru olarak takdim edilmeye çalışılması yanlıştır. Tarihin ve kültürün bütün gerçeklerine aykırıdır.
Nevruz; Türk insanını birbirine kenetleyen, bağlayan, Ergenekon'dan demir dağları eriterek dirilen atalarının ruhlarıyla yanan bir ateştir. Bu ateş, hiç sönmeden binlerce yıl yandı ve gelecekte de kıvılcımlarından binlerce gönlü tutuşturarak ortak kültür ocağında binlerce ruhu ısıtacaktır.









