Toni Morrison: Dil ve bilgelik üzerine Nobel konuşmasıyla öne çıktı
Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Toni Morrison, dilin gücü ve bilgelik üzerine anlattığı hikayeyle edebiyat dünyasında iz bıraktı.
Nobel Edebiyat Ödülü sahibi Toni Morrison bu ödülü kazanan ilk Afrika kökenli kadın Amerikalı oldu.
Onu özel yapan, anlatmak istediklerini, insan hikayeleri üzerinden hassas gerçekliklere dayandırarak ifade ederken, ırkçılığa, cinsiyetciliğe, toplumsal sınıflara karşı net bir duruş ile verebilme yeteneğinde saklıydı.
Nobel Ödülleri kadar, ödül sahiplerinin takdim sırasında yaptıkları konuşmalara da müthiş bir iştah duyuyorum.
Bir ömrü, bir ülküye adamış bu insanlar bir yandan dünyaya mâl olurken, bir yandan da yaptıkları konuşmalarla rastgele olmuyorlar.
Söylemek istedikleri; bir ömrün içinden süzülmüş, yaşanmışlıklarından gelen, yalnızca anlatmak için gibi değil de anlamı derinleştirmek için yapılan konuşmalar gibime geliyor.
Bundan sebep, onların cümleleri başka bir duygu, başka bir merak uyandırıyor bende, hele bir de edebiyatçı ise... Etkileniyorum.
Toni Morrison ödül konuşmasına basit gibi görünen bir hikaye ile başlıyor ve insanlığa büyük sorumluluğunu hatırlatıyor.
Her genç gibi, içlerinde biraz meydan okuma isteği, biraz da kendi zekalarına duydukları özgüven olan birkaç tanesi kör ve bilge bir kadını sınamak isterler.
"Senin çok bilge olduğunu söylüyorlar" der biri.
"Her soruya cevap veriyormuşsun.
Peki o halde söyle bana…
Avucumdaki kuş canlı mı, ölü mü?”
Gençlerin planı basitti:
Kadın “canlı” derse kuşu öldüreceklerdi. “Ölü” derse bırakıp uçuracaklardı.
Yani kadının vereceği cevap her türlü yanlış olacaktı.
Kadın, göremediği için kuşun durumunu bilemezdi elbet lakin gençlerin niyetini farketti.
Ve şöyle dedi.
“Bilmiyorum.
Ama kuşun kaderi senin ellerinde.”
Kuşun durumu elinde tutana bağlıydı.
Yani bilgelik, karşındakini alt etmek değil; sorumluluğun kimde olduğunu göstermek demekti.
Toni Morrison’ın Nobel konuşmasında anlattığı bu hikaye esasen ne kuşla ne de bilge kadınla ilgili...
Morrison, dilin düşündüğümüzden daha önemli olduğunu anlatmak için kuş metaforunu seçiyor.
Ona göre dil kuş gibidir.
Kolay kırılır.
Kolay susturulur.
Yanlış niyetle tutulduğunda ölür,
doğru ellerde özgürleşir,
kanatlanır, taşar, dünyayı değiştirir.
Dil, Morrison’a göre yalnızca bir araç değil üstelik, bir toplumun ahlakı, hafızası, ruhu ve hatta vicdanıdır.
Yani insan, dili nasıl kullanıyorsa öyle bir dünyada yaşar.
Kelimeyi küçültürse insanı küçültür.
Dili zehirlerse ilişkileri zehirler.
Dili sakat bırakırsa toplum sakatlanır.
Dili özgürleştirirse insan özgürleşir.
Morrison dil üzerine konuşurken sadece iletişimden bahsetmiyor insan olmanın ta kendisinden bahsediyor.
"Bir insanın gerçekten kim olduğunu anlamak mı istiyorsun?
Yaptığı şeylere değil, kullandığı kelimelere bakmalı", diyor.
Bir kelimeyi seçme biçimi,
Bir cümleyi kurarken gösterdiği özen, sustuğu yerler, sözünün tonu, bunlar insanın niyetini açığa çıkarıyor.
Bundan sebep; kuşu avuçta sıkmayı, dili manipülasyon için kullanmaya benzetiyor. Dilini birilerini susturmak, korkutmak, yok saymak için kullananlar kuşu boğanlardır. Yani dil, sahibinin iç dünyasının aynasıdır.













