Soğuk havalarda geçmişi düşünmek, nostaljik hisler, mesela çocukluğumuzu....

“Bedenimiz zihnimizden daha etkili bir kayıt cihazıdır.”

Soğuk havalarda geçmişi düşünmek, nostaljik hisler, mesela çocukluğumuzu....
Soğuk havalarda geçmişi düşünmek, nostaljik hisler, mesela çocukluğumuzu akla getirmek vücut sıcaklığını artırırmış. Çin’in güneyindeki bir grup araştırmacı, bunun evrimsel bir amacı olabileceğini ve bu hislerin içimizi hem mecazi hem de gerçek anlamıyla ısıtabildiğini söylüyor.

*

“Damla Hanım, içinde kurabiye ve çocukluk geçen bir yazınız vardı; onu bir türlü bulamıyorum.” diye soran herkese gelsin bugünkü yazı.
Yaklaşık bir yıl önce yayımlamıştım.

*

Filme de uyarlanan Dövüş Kulübü / Fight Club kitabının yazarı Chuck Palahniuk anlatıyordu:

Bir hafta sonu arkadaşlarıyla sahilde bir ev kiralıyorlar. Masada genel kültür soruları içeren bir oyun oynadıkları sırada, bir kadın soruya yanlış cevap verince aynı takımda yer alan kocası ayağa fırlayıp kadına hakaretler yağdırmaya başlıyor. Karı koca büyük bir kavgaya tutuşuyorlar.

Yazar Palahniuk bu sırada sandalyesinden kalkarak kavganın “tadını çıkarmaya” başladığını söylüyor. Çünkü, bu patırtı gürültü garip bir nostalji duygusuyla onu kendi çocukluğuna sürüklüyor.

“O hafta sonu çatışmalara karşı duyduğum korkuyu ve çekimi araştırmam gerektiğini anlamıştım. İşte tam orada, o hafta sonu yazmaya başladım Dövüş Kulübü’nü.” diyor Palahniuk.

Bununla da şunu hatırlatıyor:

“Bedenimiz zihnimizden daha etkili bir kayıt cihazıdır.”

*

Sevdiğimiz melodileri defalarca dinleme arzumuz veya çarşaf kokusu, bir yemeğin kokusu gibi bazı kokuların bizi çocukluğumuza götürmesi tesadüf değil.

Kokular hafızamızın depolandığı yerler olarak ömür boyu bize refakat ediyorlar. Burun deliklerimizden duyguların ve anıların bulunduğu limbik sisteme doğrudan geçen bu kokular yaşam duyumuzu temellendiriyorlar.

Sadece koku değil; bir tat, bir ses, hissedilebilen fiziksel bir ayrıntı da bir diğerini harekete geçirerek hayata tutunmamızı sağlıyor.

Nitekim, Psikolog Clay Routledge’in kaygı, yalnızlık, köksüzlük hisleriyle mücadele etmek için eski mektupları okuma veya değer verdiğimiz anıların listesini yapma gibi “nostalji egzersizleri”ni önermesi boşuna değil.

*

Sevdiğim bu anekdotu geçen yazıya Alp Bağrıaçık eklemişti:

12- 13 yaşlarındaydım. Ortaokulda derslerden sıkılınca ‘hastayım’ deyip, revire giderdim. Okulun hemşiresi, camından bakınca geniş ormanın göründüğü revirin, loş ve sessiz bir odasındaki yatağa uzanmama izin verirdi. Ama benim en sevdiğim şey, o sessizliğin içinde duvardaki Guernica reprodüksiyonunu seyretmekti.

Guernica’daki o acayip şekillere tek tek bakardım. Bazen sırf o resme bakmak, o sessizlikte kafa dinlemek için bile revire giderdim. Ne resmin Guernica olduğunu biliyordum, ne de Picasso’ya bir ilgim vardı.

Yıllar sonra Guernica’nın savaşla, vahşetle ilgili olduğunu öğrenecektim.

Buna rağmen, Guernica benim için hâlâ “kafa dinlemek” demek.

*

Bitirirken, Marcel Proust’un sözleriyle sizi düşünmeye davet edeyim.

“Her şey çaya batırılan bir parça madlen kurabiye ile başlar. Ortaya çıkan tat ve koku beraberinde binlerce hatıra getirir.

…ve insan ancak hatırladığı şeyi özleyebilir.”

Damla Ömür Tantekin

Founder of D Strategy | Advisor |

Bu resim için alternatif metin açıklaması yok