SIDDIK CENGİZ (Bir yaşanmışlık öyküsü)

Azap Ahmet Sokağında, Cin Ali'nin kahvehanesinde oturuyorum.

SIDDIK CENGİZ (Bir yaşanmışlık öyküsü)
Yedi sene önce kaleme aldığım bu anıyı, tekrar paylaşıyorum... Rahmetli Sıddık Cengiz Ağabeyimi, Arkadaşım Cin Ali'yi (Ali Gündem) özlemle, rahmetle yad ederim. Kıymetli kardeşlerim Ustura Osman'a (Osman Rasim Ölmez) ve İsmail Taşkan'a, nice asude yıllar dilerim...)
SIDDIK CENGİZ
(Bir yaşanmışlık öyküsü)
Azap Ahmet Sokağında, Cin Ali'nin kahvehanesinde oturuyorum.
Mevsim kış; sanırım Ocak Ayının başları olmalı.
Kırıkkale'den arkadaşım Ustura Osman; bir öğle üzeri, o bilindik, kendisine çok yakışan tebessümü ile mekândan içeri giriverdi.
Dünyalar sanki benim oldu.
*
Yılını pek hatırlayamıyorum...
Belki 1975, belki 1976 yılı olabilir.
Her neyse, aradan yıllar, çok uzun yıllar geçti.
Hangi yıl olduğunun, artık önemi yoktur.
Dile kolay; yarım asır öncesinden bahsediyorum.
*
Çok sevindim, epeydir görüşmemiştik, kucaklaştık.
Osman benim can kardeşimdi, yoldaşımdı.
Sağlam karakterli, mert, yiğit, güvenilir bir arkadaştı.
*
Cin Ali çaylarımızı getirdi, masamıza oturdu.
Ustura Osman ile tanışırlar, çok iyi anlaşırlardı.
Sigaralarımızı ateşledik.
Kışta kıyamette çıkıp Çorum'a gelmesi, beni hayli tedirgin etmişti:
"Hoş geldin Osman, hoş geldin de sıkıntı falan yok değil mi, hayırdır birader?''
''Şerle işimiz olmaz, sıkıntı falan yok... Turhal'da gitmem gerekiyordu. Seni de götüreceğim... Hem Amasya'da Fahri Uzun'a da uğrarız. İşin yoksa gidelim mi?''
Israr etti:
“Beni yalnız bırakma gardaşım...”
*
Kahvehanede pinekleyen adamın ne işi olabilirdi ki?
Kaç gündür can sıkıntısından patlamak üzereydim.
*
Teklif canıma minnetti:
''Olur gidelim... Gidelim, ama önce karnını doyurayım. Bir şeyler yiyelim, bir şeyler içelim öyle gideriz'' dedim.
Özendirmek için:
"Karadeniz lokantasında tandır yesek, bir iki duble çekip, yola koyulsak daha iyi olmaz mı?" diye ilave ettim.
*
Her zamanki aceleciliği ile kestirip attı:
''Bırak şimdi yemeyi içmeyi… Amasya'da yeriz... Gün kısa, bir an önce yola çıkalım. Delice'den bu yana kar bastırdı. Yollar iyice kar tutmadan işimize bakalım.''
Masada İsmail Taşkan da var.
''Ben de gelirim; beni de götürün'' dedi.
Osman'la bakıştık.
"Olur" anlamında başını salladı, ayağa kalktı:
''Hadi bakalım, davranın! Yolcu yolunda gerek...''
*
Cin Ali arkamızdan seslendi:
''Eli boş dönmeyin ha!'' diye tembihledi.
"Madem yolunuz Turhal'a, şeker fabrikasından bi çuval şeker kapıp getirmeyi sakın unutmayın" diye ekledi.
*
Cin Ali adamdı.
Adamın, adamlığın hasıydı.
Herkesin, hepimizin üzerinde hakkı, emeği vardır...
Hatır bilirdi, hatırını sayardık.
Tanrı rahmet eylesin.
*
O zamanların gözde arabası Murat 124'de bindik.
İsmail öne kuruldu, ben arkaya oturdum, hareket ettik.
Dışarısı buz gibi, araba sıcacık.
Gençtik, keyfimiz yerindeydi.
Mecitözü üzerinden Amasya'ya, oradan Turhal'a geçeceğiz.
Çorum çıkışında teklifte bulundum:
''Amasya'ya uğrarsak, Turhal'a gecikiriz... Turhal dönüşünde Fahri'ye uğrayalım. Gece misafir oluruz. Öylesi daha iyi olmaz mı?..''
İsmail Taşkan lafa girdi:
"Vallaha iyi olur. Fahri'ye yıkılırız; konakta yatar, sabah Çorum'a döneriz... Sonrası, sonrasının işidir... Sonrasına Allah kerimdir..."
Ustura Osman'ın gözü yolda:
''Hele bi Amasya sapağına gelelim, havanın durumuna göre hareket ederiz... Ya sola döner, Amasya'ya geçeriz; ya da sağa kıvrılır Turhal yolunu tutarız... Ya nasip'' dedi.
Üstelemenin anlamı yoktu.
''İyi dayı sen bilirsin'' dedim.
*
O zamanlar parka modası var.
Üçümüz de siyah parkaları çekmişiz. Ayağımızda botlar, kafamızda bereler, boynumuzda uzun atkılar... Saç sakal almış başını gitmiş... Belimizde tabancalar, yedek şarjörler sıkılama dolu.
*
Tabanca işine fazla kafa yormayın, takılıp kalmayın.
''Heves işte'' diyelim.
''Modaydı'' diyelim.
Sizler de öyle anlayın, öyle anlaşılsın.
*
Hafiften yağan kar, Kaymakçı yokuşunu aştıktan sonra tipiye çevirdi.
Mecitözü ayrımına ulaştığımızda şiddetini daha da artırdı.
O yıllarda, Mecitözü ayırımından ta Amasya sapağına kadar yol şoseydi; asfalt değildi.
Perişan vaziyetteydi.
Ağır ağır, güçlükle yol alıyoruz.
*
Elvan Çelebi Köyü önünde, uzunca boylu bir adam duruyor.
Araba iyice yaklaşınca tanıdım.
Sıddık Cengiz idi.
Ben onu tanıyordum, ama o beni henüz tanımıyordu.
*
Sıddık Cengiz, o köydendi.
Köy muhtarlığından sonra il genel meclisi üyeliği yapmıştı.
Adalet Partisi'nin önde gelen simalarındandı.
O tarihte, Mecitözü ilçe başkanıydı.
Uzunca boylu, kırmızı yüzlü, geniş omuzlu, hoş sohbet, nüktedan, yardım sever bir adamdı.
Çorum'da hatırı sayılır, Ankara'da el üstünde tutulurdu.
Süleyman Demirel'in değer verdiği kişilerdendi.
Adalet Partisi'nin ateşli savunucusuydu.
*
O zamanlar milletvekili seçilmek, ancak ön seçim kazanmakla mümkün olabiliyordu...
Şimdiki gibi milletvekilliği tombaladan çıkmıyordu, parti liderinin ikramıyla, kayırmasıyla olmuyordu...
Bu yüzden milletvekilleri, milletvekili olmak isteyenler, Sıddık Cengiz'in bir dediğini iki etmezlerdi.
Ön seçim uzmanıydı, Tam bir kasaba politikacısıydı.
Sekiz köşeli şapkasını geriye doğru yatırır, cakalı cakalı gezinirdi.
Adalet Partisi'ne, özellikle Süleyman Demirel'e toz kondurmazdı.
Övünmeyi pek severdi.
Övülmekten hoşlanırdı.
Vurmadan, kırmadan; yiğitlikten laf açıldı mı kimseye söz bırakmazdı.
Eserdi, gürlerdi.
Asardı keserdi.
Özünde gerçekten iyi bir adamdı.
Dost bir adamdı.
Şimdi arayınız ki; bulasınız böyle insanları.
Bulamazsınız...
*
Hemen öne eğildim:
''Aman Osman dur! Adamı alalım... Ben tanıyorum... Sakın lafa söze karışmayın, şenlik var arkadaşlar. Şenliğin kralı var. Bana uyun kafidir, gerisine karışmayın'' dedim.
Osman frene dokundu, Murat 124 kayarak durdu.
*
Sıddık Cengiz arabanın arka kapısını hışımla açtı; eğildi içeri şöyle bir baktı, kala kaldı...
Ne arabaya giriyordu, ne de arabanın kapısını kapatıyordu.
Boynunu kısmış, aval aval bizlere bakıyordu...
Bizler de gözlerimizi dikmiş; onun, o halini seyrediyorduk.
*
Belli ki, sabah akşam küfrettiği “Üç dene Anarşiği, üç dene Gominisdi'' görmenin şaşkınlığın içerisindeydi.
Ne yapması gerektiğine bir türlü karar veremiyordu.
*
Baktım binmekten vazgeçecek; buna izin veremezdim.
Kuş kafesten uçmak üzereydi.
Sertçe, emrettim:
''Gir içeri!''
Eli kapının kolunda, halâ duruyor...
Bağırdım:
''Girsene ulan!''
Nihayet girdi.
*
Titrek bir sesle:
''Selamın aleyküm'' dedi.
Karşılık verdim:
''Merhaba!''
İsmail Taşkan arkaya döndü; hafif şaşı gözleriyle, Sıddık Cengiz'e bir müddet kıyıcı kıyıcı baktı:
''Merhabayın!'' dedi.
*
Sıddık Cengiz kasketini çıkardı, sağ köşeye büzüldü.
Kocaman adam, ilk mektep talebesi kadar ufaldı; ufacık kaldı.
Parkanın eteğini iyice sıyırdım, belimdeki tabanca kabak gibi meydanda.
Göz ucuyla bakıyor.
Sertçe sordum:
''Lan köylü nereye gidiyorsun?''
Zorlukla konuşuyor:
''Mecitözü'ne gediyodum efendi.''
''Yolda jandarma falan olur mu? Çevirme falan olur mu?''
Tıkandı tıkanacak:
''Vallaha bilmem ki, efendi ağa...''
“Lan sen neyi bilirsin?” diye azarladım.
Ellerini göbeğine kavuşturmuş, başını kısmış, gözleri dizinde put kesilmiş duruyor...
*
Kayarak savrularak, Mecitözü'ne doğru ilerliyoruz.
*
''Sen bu köylü müsün?''
''Evet efendi.''
Elimle omuzunu tuttum, cama doğru sertçe ittim:
''Ne efendisi ulan? Feodal düzenin maraba ağzıyla bana hitap etme... Bana dilini kestirtme! ''
Elini kavradım, koparırcasına sıktım:
''Adım Memed. Bundan sonra bana Yoldaş Memed diyeceksin tamam mı, anladın mı?”
Yineledim:
''Anladın mı lan köylü?''
Korkudan öldü ölecek:
''Olur, olur, peki, peki efendim'' diye kekeledi.
*
"Senin adın nedir?''
''Sıddık Çavuş derler bana...''
Yalandan öfkelendim:
"Başlatma şimdi çavuşluğuna!.. Lan faşist orduya asker oluyorsunuz, sabah akşam subaylardan küfür işitiyor, dayak yiyorsunuz; iki pırpır takıp sizi evinize gönderiyorlar, ölünceye kadar övünüyorsunuz..."
Bafra paketini uzattım:
''Çavuşluk falan artık yok... Yak bakalım bi cigara Sıddık yoldaş'' dedim.
Elleri titreyerek aldı; Zippo çakmak ile sigarasını ateşledim.
*
Ustura Osman ile dikiz aynasında göz göze geldik.
''Bozuntuya verme" gibisinden kaşlarımı çattım.
Anladı, göz kırptı.
Keyfime diyecek yoktu...
Meşhur Sıddık Cengiz oltaya takılmıştı.
*
Tipi iyice azıtmıştı.
Zorlukla ilerliyorduk.
*
Sorguya başladım:
"Sıddık yoldaş sizin köy hangi partiye oy verir?"
"Garışık çıkar..."
Sinirlendim:
"Karışık ne demek?.. En çok hangi partiye oy çıkar, sen onu söyle."
Bir süre düşündü, düşündü:
"En çok Demirel'in partisine oy çıkar" dedi.
Üstüne üstüne gidiyorum:
"Sen hangi partilisin?"
Alnında boncuk boncuk terler, fısıldar gibi konuşuyor.
Aksan Çorum aksanı:
"Ben partiden pırtıdan anamam ki... Biz köylü gısmısıyık... Heç bi şeyden anamak, heç bi şeyi bilmek; aklımız gavuşmaz... Sadece reçberliği bilirik..."
Diklendim:
"Nasıl anlamazsın ulan! Sen oy kullanmıyor musun? Yoksa Adalet Partisine mi oy veriyorsun? Demirel denen Amerikan ajanının partisine mi kayıtlısın?"
"Haşa haşa" dedi.
"Anamam derken, öylesine gonuşdum... Biz atadan vasiyetliyik. Hane halkı olarakdan Halk Partisi'ne rey atarık..."
"Ecevitcisin yani?"
Derin bir soluk aldı:
"Helbet öyleyim! Gurban olurum Ecevit'e... Garaolan gibisi var mı? Evvelinde de İsmet Paşamıza rey verirdik."
"İyi, aferin" dedim.
"Yakında devrim olacak Sıddık Yoldaş... Devrim mahkemeleri kurulacak. Morison Demirel'i Kızılay'ın göbeğinde ipe çekeceğiz... Partinin önde gelenlerini de her vilayette, her köyde duvar diplerine dizip, kurşunlayacağız... Hele hele, Adalet Partisi’nin il başkanlarını, ilçe başkanlarını kazığa oturtacağız, çoluğunu çocuğunu acımadan yok edeceğiz. Türkiye faşizme mezar olacak..."
Lafı direksiyon başına, Ustura Osman'a pasladım.
"Öyle değil mi Yoldaş Dayı?"
Ustura Osman:
"Öyle olmasına öyle de... Bu köylü sana yalan söylüyor yoldaş Memed!"
Şaşırmış gibi sesimi yükselttim:
"Nasıl yani?.. Nereden anladın?.. Ne yalanı?.."
Ustura kendinden emin:
"Giyime kuşama baksana Memed yoldaş… Kılık, kıyafet, kasket ağa giyimi... Köy ağası bu... Kıyafeti öyle gösteriyor..."
İsmail Taşkan hışımla arkaya döndü.
Sıddık Çavuşun yakasını kavradı.
Gayet kararlı:
"Araban indirip cezasını keseyim mi?.. Şunun kafasına sıkayım; bir köşeye yuvarlar, çeker gideriz... Sivas kırsalında yaptığımızın aynısını bu herife de yapalım."
Araya girdim, İsmail Taşkan'a çıkıştım:
"Dur hele" dedim.
"Durun yahu!" diye bağırdım.
Sıddık Cengiz'e sordum:
"Öyle misin? Sen ağa mısın yoksa Sıddık?"
Güçlükle konuşuyor:
"Benim oğlan mamır. Tapu dayiresinde odacı... Vallaha gıyafetler onun bayramlık gıyafetleri... Gaymakamlıgda işim var deyi geydiydim... Ağalık kim ben kim?...Tarla marla da yok bende... Yarıcılık ederim, garnımızı zor doyuruyok..."
Arkadan Ustura'ya seslendim:
"Ne ağası arkadaş! Adam bildiğimiz emekçi; bildiğimiz topraksız maraba... Ben halk düşmanlarını iyi bilirim, iyi tanırım… Sıddık yoldaş tam bir proleter..."
Sıddık Cengiz'e sordum:
"Sen ne dersin Sıddık Yoldaş, ağa mısın?"
Kelleyi kurtarmanın rahatlığıyla:
"Ben essahdan pıronoterim" deyip, yemin üstüne yemin etti.
*
Mecitözü'ne girdik. Osman arabayı durdurdu.
Sıddık Cengiz'in üzerinden abanarak kapıyı açtım:
"Haydi in Sıddık Yoldaş, Herkes yoluna... Sakın bi yanlışlık yapma, jandarmaya falan gitme... Bir gece gelir, köyünde seni buluruz. Biz bulmazsak yoldaşlar gelir seni bulurlar... Artık gerisini, başına neler geleceğini sen düşün... Anladın mı?"
Kurtulmanın ferahlığı içerisinde:
"Anamam mı? Helbet anadım…Varın yolunuz açık olsun."
Elime sarıldı:
"Gusurumuz varısa affola" dedi.
Arkasına bakmadan, hızla şoseden Mecitözü'ne doğru tırmanmaya başladı.
Çorum'un meşhur Sıddık Çavuş'u, Karları yara yara, yel gibi gidiyordu...
*
Gülmekten kırılıyorduk.
Plan yapsak böyle olmazdı.
Oruç ramazana denk gelmişti.
Adalet Partisi'nin ilçe başkanı, Süleyman Demirel'in has adamı, kurt politikacı, Elvan Çelebi Köyü’nün ağası Sıddık Cengiz'i tezgâha almıştık.
Tezgaha almıştık da tel tel dokumuştuk.
*
Bir yıla varmadan tanışacağım, vefatına kadar hürmette kusur etmeyeceğim; herkesin "Sıddık Emmi" dediği Sıddık Cengiz'e, iyi bir oyun oynamıştık.
Vefatına kadar hep dost kaldık.
Çok anılarımız oldu.
Bu olayı kısa zamanda tanıdık, bildik herkes öğrendi.
Dillere destan oldu.
*
En çok da o gülerdi.
Bir defasında bana:
"La oolum, neredeyse gorkudan ödüm yarılacadı" demişti.
"Gaç gece düşlerime girmişti de zabahları zor bulmuştum" diye hayıflanmıştı.
*
Ustura Osman'la, bir kaç defa Elvan Çelebi Köyü’nde misafiri olduk.
Bize kaç defa evini açmış, yemek vermişti.
Tanrı rahmet eylesin.
Dedim ya…
Değerli adamdı.
*
O tarihte, yine kıymetli bir insan olan Kamuran Abi, Mecitözü Belediye başkanıydı.
Sıddık Emmi, bizden kurtulur kurtulmaz soluğu Kamuran Abi'nin yanında alıyor.
Çok sonraları, o günü Kamuran Abi bana anlattı.
Anlattığında Sıddık Emmi de vardı.
Kamuran Abi, abarttıkça abartıyordu...
Sıddık Emmi, kızarıyor bozarıyor; arada itiraz ediyor, ama Kamuran Abi hiç oralı değildi.
İşin zevkindeydi ki; olursa, ancak o kadar olurdu.
Mecitözü belediye binasını, o çok bilinen kahkahalarıyla çınlatıyor, sarsıp, sallıyordu.
Gülmekten kırılıyordu.
*
Kamuran Abi nefes nefese makama dalan Sıddık Cengiz'e:
"Hayırdır Sıddık Çavuş?.. Kış günü ne bu hal?"
Sıddık Cengiz, nefes nefese:
"Sorma Kamuran sorma! Başıma gelenleri heç sorma arhadaş?"
Kamuran Abi iyice meraklanıyor.
"Ne var?.. Ne oldu Çavuş?"
*
Sıddık Cengiz anlatmaya başlıyor...
"Köyün ouünde araba bekliyodum. Bi araba durdu. Gapıyı açtım, içinde üç dene gominis. İkisi önde biri arhada oturuyo."
"Eee???"
"Arhada oturanı azarladım... Hele yavru, şo yana ecik gaykıl da rahat oturuyum deyi itekleyiverdim."
"İtekleyince ne yaptı? ne dedi?"
"Napacak?.. Sıkı mı bi şey desin? Belimde Kırıkkale dokuzlusu gemini geviyo... Gorktu tabii... Sen olsan gorkman mı Kamuran?.. Ossaat geriye kaykılıp yer açması bi oldu."
"Kimmiş bunlar? Bu tipide boranda, nereden geliyorlarmış?"
"Yahu Kamuran ne biliyim? Üç dene gılıksız zibidi işte... Besbelli anarşikler."
"Sonra?"
"Evme heeri anadacam!.. Hele gapıcıya seslen çay getirsin, dondum yahu... Dilim damaaam gurudu. Aşşaa lokantadan kebap söylesin. Garnım aç; açlıktan gırılıyom arhadaş..."
*
Kamuran Yüksel Mecitözü'nün gerçek anlamda fevkalade kıymetli bir aydınıydı. Son derece beyefendi bir insandı. Nazik ve hoşgörü sahibiydi. Yetmişli yılların ortalarından itibaren aramızda kuvvetli bir dostluk oluşmuştu. Hanedan bir aileye mensuptu.
Aramızdaki yaş farkına rağmen, şahsıma pek yakınlık gösterir itibar ederdi.
1930 doğumluydu.
*
Hiç unutamam, 1977 yılında Remzi Kadiroğlu, Sıddık Cengiz ve Ahmet Cinbek ile bir gece yarısı Mecitözü'ne gitmiştik.
Adalet Partisi aday adayları ön seçim çalışmaları yapıyorlardı.
Ahmet Cinbek aday adayıydı.
Kamuran Yüksel'in gece yarısı konağında misafiri olduk. O saatte bize bir sofra kurdu ki, inanılmaz... "Bir kuş sütü eksik" kabilinden. Zaten gönlü, makamı, hanesi insanlara açık; bir yiğit adamdı.
O gece ön seçimde, Ahmet Cinbek'i destekleme sözü verdi. Dediğini de yaptı...
Kamuran Yüksel'in yalnız Mecitözü'nde değil, Merkez ilçede ve diğer ilçelerde de sözü geçerdi.
1977 genel seçimlerinde, ön seçimden birinci çıkan Rahmetli Ahmet Cinbek Adalet Partisi'nden Çorum milletvekili seçildi.
Merhum Ecevit'in, fırtına olup estiği yıllardı.
Adalet Partisi 1977 seçimlerinde Çorum'da ancak bir milletvekili çıkarabilmişti.
*
Kamuran Abi;
"Sonra ne oldu Sıddık Çavuş?"
"Lafımı kesme heeri Kamuran. Gocagarı gibi evme... Hele bi dineyiver heeri."
*
Sıddık Cengiz anlatmaya başlıyor.
"Çorum ağzı" ile anlatıyor.
*
Dışarda gar yağıyo ki, göz gözü görmüyo… Kaloferi yakmışlar, vasıta sımsıcak. Nolur nolmaz deyi, borümdeki dabancanın gılıf dümesini çıt deyi usuldan açtım.
Gayeten sertçe:
"Bu gışda gıyamette yolculuk nerden? Nereye gediyonuz yavrular?" dedim.
Yanımdaki zibidi atıldı:
"Biz talebeyik. Angarada okuyok. Amasya'ya gidiyok emmi" dedi.
Şifer olanı:
"Babam hastaymışda, habar verdiler. Zabahdan yola çıkdıydık..." diye bi şeyler söyledi.
*
İnanmadım emme, heç bozuntuya vermedim.
Epeyi gettik.
Aniden soruverdim:
"Siz necisiniz yavrular? Gominis misiniz? Yosam gurtcu musunuz?"
Sesleri bi zaman çıkmadı; say ki lal oldular.
Yanımdaki zırtapoz, ecik sona:
"Yok emmi biz sağdan soldan anamak. İşimiz gücümüz, efendi efendi okumak" deyi gonuştu.
İşde o zaman gafamın tası attı:
"Ulan doğru gonuşun!.. Esvaplarınız gominis esvabı. Saç sakal dersen aynı" deyi baardım.
Baarmamla ödleri gopuverdi.
Şifer olanı az galdı, korhudan vasıtayı tarlaya düşürecadi. Zor topladı.
*
Eyice zorladdım:
"Cevap verin yosa hepinizi depelerim! Aha şurda gurşunlar, tarlaya atarım! Üleşinizi gurtlar yer..."
Önde şiferin yanında oturan irice oğlan:
"Emmi bizim fakulteyi gominisler idare ediyolar… Ondan dolayı böyle geyiniyok. Yosam bizi mekdebe, mükdebe almazlar ki" deyiverdi.
Zıpırın dediği doğru olabilirdi...
*
Düşündüm daşındım, yekden sordum:
"Lan yosam Ecevitci misiniz?"
Yanımdaki zibidi:
"Olur mu emmi. Haşa biz Demirelciyik ve de Adalet Partisinin gençliğine gayıtlıyık" deyi lafı aldı.
"Bizim babalarımız Adalet Partilidir... Evveliyatları da hep Menderescidir... Biz de öyleyik. Demirelciyik emmi!"
Hoşuma geddi, yalan da olsa hoşuma geddi:
"Aferin yavrular. Okuyun adam olun. Anarşik olmayın" deyi tembihledim.
Yosam bilmez miyim, Fakulde talebesinden bizim partiye kimse yanaşmaz...
*
Yanımdaki zibidi zevzeğin biri:
"Biz de öyle yapıyok emmi, dediğin gibi okuyok" dedi.
"Selanik caddesindeki Adalet Partisi merkezi bizim hanemiz gibidir... Demirel de aynı babamız gibidir..."
Fazla gonuşturmadım:
"Bana Sıddık Çavuş derler. Çok aklım ermedi emme dediniz olsun... Yoksa alayınızı bu Mecitözü yolunda gırf ederdim, üçünüzü de vurur yol gıyısında bırakırdım" deyi kükredim.
Dabancayı sıyırıp, dizimin üsdüne yatırdım.
Gorkudan zangır zangır titremeye başladılar.
Başladılar ki…
Erzincan debremi yanlarında gaç para.
*
Yanımdaki zibidi höyküre höyküre ağlıyo:
"Aman emmi biz Demirelciyik" deyip, yemin gasem ediyo.
"Gılığımıza bakıp bizi yanış anadın" deyi yalvarıyo.
Öndeki irice oğlan Ecevit'e sövüp saymakta.
Ana avrat dümdüz getmekde...
*
Epey bu minvalde gonuşdular.
Bi zaman dinedim.
Hallerine acıdım.
Neticede ana baba guzusuydular.
*
Soona, yenice paketini sakonun cebinden çıkardım.
"Yakın birer cıgara yavrular" deyi uzaddım.
"Haşa, haşa" deyi çığrıştılar.
Şifer olanı:
"Biz böyümüzün yanında töbe içmeyiz emmi" dedi.
Daha da üslerine varmadım.
Biraz raatladılar.
"
İçimden gülmekdeyim ki, hem den biçim...
Yavruları eyi gorkutmuşdum.
Ecik daha üslerine getsem ödleri yarılacadı.
Gararında, tadında bırakdım.
*
Gısadan keseyim Kamuran...
"Vara vara, vardık hana" misali, Mecitözü'ne ulaştık.
"Şurda durun yavrular, aaleyin enecaam" dedim.
Vasıtayı aalediler. Onlar da endiler.
Sıraynan elimi öpdüler...
"Emmi gusurumuz varsa affola" dediler.
Helallik aldılar.
"Varın selametle gedin yavrular, aman gurtculara ganmayın, anarşik olmayın, okuyun adam olun" dedim, uğurladım.
*
Gazlayıp gettiler.
Öyle bi gettiler ki, hızlarına top güllesi gavuşmaz Kamuran!
Katiyetle anarşiklerdi, emme arabalarına binmişidim. Bek de genceciklerdi. Gıyamadım sabilere.
"Bu gorku onlara yeter" deyip, saldım gettiler.
*
"Ya Kamuran böyle böyle oldu..."
*
Sıddık Cengiz'le çok maceralarımız vardır...
Kısmet olursa bazılarını yazıp, paylaşacağım.
Facebook, malum bir sosyal paylaşım sitesi...
Kısa yazmak gerekiyor.
Üsküdar, 06 Şubat 2017

Mehmet ÖZYARDIMCI