Sessiz Kahramanların Ardındaki Sessiz Çığlık: Bir Asker Eşinin Kaleminden
Bir asker eşinin kaleminden, 26 yıl süren bekleyişin, korkunun, kaybın ve dayanışmanın hikâyesi.
Hayatın size biçtiği roller arasında gidip gelirsiniz bazen. Eş, evlat, anne, kardeş... İlle de eş...
Kaç kere yaşadınız bu korkuyu? "Ya dönmezse" korkusunu.
"Ya dönmezse, ya albayrakla karşılarsam...
evladıma ne derim? Nasıl teselli ederim?
Annesine babasına ne derim? Onların evlat acısını nasıl teskin ederim?"
İyi de benim yaşayacağım acı ne olacak?
Kim, nasıl dindirecek benim yaşayacağım kalp ağrısını?
Yine de, her türlü duruma karşı alternatif hareket planlarımı yapmıştım. Bunu söylemek zor ama, kime ne diyeceğimi, nasıl aksiyon alacağımı bile düşünmüştüm. Çünkü düşünmek zorundasındır. Çünkü evladını, eşinin ailesini, kendi aileni, onların sağlıklarını her şeyi organize etmek zorundasındır. Belki kendi kontrol takıntımdandır bilmiyorum, ama yıllarım bunları düşünmekle geçti.
Hep anlatırım ya; bizim hikayemizin en başında, 90'ların ortalarında cep telefonu yoktu. Bir haber alabilmek umuduyla telefonun dibinde beklerdik.
Sonraları cep telefonu girdi hayatımıza. Bu da iyi mi oldu, kötü mü oldu hiç bilemedik.
Operasyonlar sırasında; cep telefonundan önce ortalama haftada belki 10 günde bir falan görüşebilirdik. Kişisel rekorumuz 1 aydır misal. Cep telefonlarından sonra bu iletişimsizlik mesafesi kısaldıkça kısaldı. Tabii yıllara sari uyku düzenim, biraz da ondan bozuldu. Gece 02:00, 03:00 ne zaman müsait olursa en azından "ben iyiyim" diye haber verebiliyordu. Verebiliyordu derken, 2022 yılına kadar yaklaşık 26 yıl sürdü bu şekilde hayatımız.
Aslında ben ilk zamanlar tek taraflı iletişim şekli geliştirmiştim. Göreve çıktıktan sonraki bir iki gün içinde cep telefonuna SMS gönderirdim. O zamanlar telefonları almazlardı yanlarına. Mesaj iletildiğinde telefonuma düşen uyarıdan anlardım sağ salim döndüğünü. O saatten sonra isterse aramasındı, en azından iyiydi.
Bunun en sancılı kısmı hangisiydi derseniz; diyeceğinizi de pek düşünmüyorum gerçi... Tim Komutanlığı süreciydi derim. Timler ateşin direkt içine dalanlardı çünkü. Ama mesela tugay komutanlığı süresince hergün en az bir füze yediğini de biliyorum bulunduğu üs bölgesine. İlginçtir, o son dönemde daha az kurmuştum kafamda "şehitlik" mevzusunu. "Dönecek illaki" diyordum 3 kere kendisine kurulmuş pusudan kurtulduğunu bilmeden. Şimdi ise " en azından sağ salim döndü, şükür" diyorum. Ne diyeyim. O kadar çok kayıp yaşadık ki, bu süreçte, o kadar çok sevdiğimiz insanı toprağa verdik ki... Denizler mürekkep olsa, anlatıp bitiremem yaşadıklarımın ruhumdaki yankılarını...
Ara ara, timcilerin eşleri yazarlar bana, hiç tanımadıkları halde. "Biz de yaşıyoruz aynılarını demek için bazen, bazen de bir selam vermek için". Çok mutlu oluyorum bu mesajları aldığıma. İstisnasız hepsine de söylediğim iki cümle var. "Telefon numaram şudur. Gece, gündüz hiç çekinmeden yazabilir, arayabilirsiniz." Çünkü o günleri yaşayan bilir. O günler yaşanırken "bir Allah'ın kuluna neler yaşadığını anlatmak isteyen" bilir. Bizler ÖK kadınları temelde tek cümle üstünde ifade ederiz durumu:"Bizi bizden başkası anlamaz". Çünkü, yılların birikmişliğini ve tükenmişliğini, eşi ömrü boyunca salonlarda iskarpinle dolaşmış bir asker eşinin anlamasına imkan yoktur. Anlatmaya da uğraşmayız zaten. Gidenler, Vatanın aziz toprağına emanet ettiklerimiz, yaşanmamış koca bir ömür bırakırlar artlarında. Geride kalanlarına da yaşansa da hep eksik olacak bir hayat. "Acaba öyle olsaydı, ne olurdu, acaba yaşasaydı böyle mi olurdu"lar ile dolu koca bir bilinmezlik. Keşke bunu ölçüp, biçecek bir metot olsa elimizde. Yıllarca yaşanmamış, eksik yaşanmış, ertelenmiş hayatlar geçirdik. Bazılarımız hala geçiriyor. Oluşan travmaları silmenin ya da hafifletmenin bir yolunu bilmiyorum.
Umarım şu ülke düze çıkar da, "o kadar çektik ama bak değdi" deriz birgün.
Son sözüm sana kız kardeşim. Bu yazımı görürsen bil ki, her daim acını paylaşacak bir ablan olarak buradayım. Ne vakit istersen...
Kalınız sağlıcakla...
#asker #görev #dayanışma #kadın #vatan #şehit #bekleyiş #türkiyegünlüğü
Emel Uysal Köse
Ankara Üniversitesi'nde Yüksek Lisans ile Gayrimenkul Geliştirme ve Yönetimi











