SERTLEŞEN DÜNYADA PATRİYARKAL DİL VE ÖTESİ

Analiz, patriyarkiyi yalnızca bir cinsiyet meselesi değil, modern dünyanın güç ve ilişki biçimlerini belirleyen bir düşünce mimarisi olarak ele alıyor.

SERTLEŞEN DÜNYADA PATRİYARKAL DİL VE ÖTESİ

Dünya son yıllarda yalnızca daha gergin değil, aynı zamanda giderek daha da erkeksi bir dil konuşuyor. Başında netleşmekte fayda var “erkeksi” kelimesi biyolojik bir kategori demek değil, daha çok bir düşünme biçimi… Nasıl derseniz, açıyorum kendisini; alan tutmayı seven, geri çekilmeyi zayıflık olarak gören ve ilişkileri kozmetik olarak farklı sunsa da arka tarafta bir mücadele gibi okuyan düşünce biçimi (Bir not: Patriyarki kelimesini "ataerkil" demeye tercih ettim, sözlük anlamları yakın olsa da "babanın otoritesinden" daha geniş bir düşünce biçiminde kalmak niyetiyle)

Refleks olarak aklımıza düşen örnekler siyasete kaysa da, kurumların da çok uzağa düşmediğini hepimiz biliyoruz. Toplantı odalarında, strateji tartışmalarında, karar anlarında benzer bir dil ile hızlanıp, sonuç odaklılılığı ve yüksek performansı güzelleyebiliyoruz.

Şimdi davetim ise aldığımız bu pozisyon ve sürdüğümüz savaş boyalarını bir refleks olarak adlandırmak: “Patriyarki”

Ancak patriyarkiyi yalnızca erkeklerin “kod adı” kadınlar üzerindeki egemenliği olarak okursak, meseleyi olması gerektiğinden fazla basitleştirmiş oluruz. Çünkü patriyarki bir düşünce mimarisi olarak, dünyayı nasıl bir lensle okuduğumuzu, bunu belki de bilinç dışı bir alışkanlığa dönüştürdüğümüzü de tanımlar. Ve satır arasındaki esas kelimeye gelirsek, biraz güç kavramını cümle içinde kullanabiliriz.

* Patriyarki olduğunda güç her zaman/ ya da küçük bir pay bırakırsak çoğu zaman merkezdedir.

* İlişkiler ise yine çoğu zaman rekabet üzerinden okunur.

* Alınan kararlar üstünlük mücadelesinin, pozisyondan gelen gücün doğal bir yansıması olur.

Yönetim Kurulunda ya da bir toplantıda azınlıkta kalan fikirlerin nasıl tartışıldığı, sessizlik sahnelerinde kimin ne yaşadığı, kime ait fikirlerin güzellendiği bize tüm bu sinyalleri verir. Profesyonellik maskesiyle yanıt aranan ve görünmeyen soru “Kim haklı?” olur. Ancak biliyoruz ki  daha iyi bir soru da sorulabilir “Ne doğru?”

Hannah Arendt’e ses vermek için iyi bir zamanlama olabilir.  Arendt’e göre içinde bulunduğumuz dünya son derece kırılgandır, üzerinde yaşadığımız bir gezegen olmanın ötesinde birlikte yaşamayı mümkün kılan ortak bir anlam alanıdır. (Bu cümleyi çok içime sinerek yazdım, bir daha okumak isterseniz hiç çekinmeyin) Konuşmalar, fikirler ve ilişkilerin sekillendirdiği bir ara dünya, insan da zaten ilişkisel bir varlıktı hatırlayalım. Tersten bakmaya çalışırsak insanların birbirleriyle kurdukları ilişkiler ortadan kalktığında dünya da silikleşir ve kaybolur.

Arendt totalitarizmin yükselişini incelerken, insanların dünyayı birlikte taşıma sorumluluklarını unutmalarını büyük yıkımların başlangıcı olarak görür. Ortak alan daraldığında, gerilim yükselir. Bugün dünyanın birçok yerinde hissettiğimiz sertleşme de sanırım Arendt’in tanımlamasına çok yakın bir yerde…  Ortak dünyamız küçülüyor