ERENKÖY OCAK'TAN ŞEHİT ÜLKÜDAŞIM ALPER TUNGA UYTUN İÇİN YEĞENİ AYÇA SEDA UZUN BİR KİTAP HAZIRLAMIŞ, "NUSRET AMCA, ARKADAŞLARINDAN ANILAR DA KOYACAĞIM YAZAR MISIN?" DEDİ, BENDE YAZDIM, BAŞLIK OLARAK "YAŞAYAN KURT" DEMİŞTİM, KAPAĞA KONU OLMUŞ. RUHU ŞAD OLSUN.
YAŞAYAN KURT!
Şehit Ülküdaşım Alper Tunga Uytun'la anılarımı anlatmam gerekiyor, O anlatılamaz bir kahraman idi ancak yaşanılır diyebilirim deyip, bir gelip ortalığın toz, duman olduğu efsaneleşmiş bir Ülkü devinden
bahsetmenin zorluğu içersindeyim. Şu genç ömrümün taze çağında onu nereden gördüm, görmez olsaydım, çünkü tam coşkuların zirvesini yaşayacakken biran kaybolup aramızdan ayrılıp, aynı coşku ile Hakka yürüdü.
Ülkü devi derken, gerçek bir devdi, üçgen vücudu, geniş omuzları, gömlek koluna sığmayan pazuları, bize bakarken melek gibi yüzü, kızdığına kurt gibi bakışında, kalın bıyık ve kaşları hilal olup, yeşil gözlerinden sanki zümrütten oklar çıkardı ve o kadar yakışıklı idi ki, genç kızlar ona dönüp bakardı.
Rahmetli Babam emekli olunca Erenköy'den daire aldı, 1976'da taşındı. Bende son sınıfta sürgüne gittiğim Kahramanmaraş Lisesini bitirip, Atatürk Eğitim Enstitüsüne kayıt yaptırdım, okulu düşürmek için. Birgün Kadıköy Kuşdili'ndeki Teşkilata uğradım. Aksaray'da ki Büyük Ülkü Derneği İstanbul başkanlar toplantısından tanıdığım Hayrullah Savaş Başkanımı gördüm. Erenköy'e taşındığımızı söyleyince, Erenköy Başkanlığını ister misin diye sordu. Bende emrin olur deyip vazifeyi aldım. Çok seçkin ve kalabalık olan bu teşkilata layık bir Başkan olmanın gençlik heyecanı ile herkesle tanıştım. Aradan kısa bir zaman geçince bir gün ocakta Başkan koltuğunda otururken, daha önce adını duyduğum fakat tanımadığım bu Ülkü devi ahşap kapıyı yerinden sökercesine açıp içeri girdi. Daha önceden onu tanıyan Ocaktaki gençlerin hepsi birden ayağa kalkarak "hoşgeldiniz Başkanım" dediler ve bana "Spor Akademisi'nin Başkanı Alper Tunga Başkanımız" deyip tanıştırdılar. Bu arada Ocağa çok yakın, bir alt sokakta oturduğunu söylediler. O an bir şaşkınlıkla göz göze gelip kafalarımızı tokuşturduk ve kendimi doping yemiş bir sporcu gibi zannetmeye başlayıp, içimden "Nusret, bu görevi başarıp, en kuvvetli teşkilat yapacaksın Erenköy'ü" dedim. Uzun bir sohbete daldık, Elazığ'lıyım dedi, neresinden diye sorunca Çemişgezek dedi. Bende "Tunceli'ye bağlısınız neden Elazığ diyorsun" dedim. o da "Eskiden Elazığ'a bağlıymışız, yolumuz Elazığ'dan geçer." deyip, hemen peşinden "Çemişgezek'in merkezi tamamen yerli ve Türk, çevre dağ köyleri Kürt ve Kripto Ermenidir" derdi. İkimizde ailecek Ülkücü idik, ikimizde davaya çocukken başlamışız, ikimizde çok kitap okumuşuz, ikimizde heyecandan yerimizde duramıyoruz, hatta ikimizinde gözleri yeşil idi...
Kendisi Spor Akademisinde okuduğundan, hergün Anadoluhisarına giderdi sabahtan. Ancak nadiren akşamları, çoğunlukla tatil günleri (Cumartesi, Pazar) Ocağa gelirdi. Gelmesinden cesaret alarak, önce Erenköy İstasyon'da bir görüntü yapıp, genellikle solun hakim olduğu Göztepe, Suadiye, Kozyatağı ve Bostancı'ya doğru yürüyüşler yapıp esnafa Hergün Gazetesi veya Ocak Dergileri dağıtırdık. Gittiğimiz bu semtlerde ateş çemberi ile karşılaştığımız bir çok tehlikeli durumdan sayesinde başarı ile çıktık. Kısa sürede Suadiye, Kozyatağı ve Sahrayıcedid semtlerini etki alanımıza kazandırdık. Bizler yaş olarak Yüksek Okullu ve abi durumunda idik, bu arada Ocağın çoğunluğu Lise ve ortaokullu idi. Kültürel çalışmalar (seminer, okullararası bilgi yarışması) yanında, spor çalışmalarıda (Futbol, basket turnuvaları ve judo, karate) olurdu, Alper daha çok spor konusunda yardımcı olurdu bize.
Günler, aylar ve yıllar böyle hareketli geçerken 1979'un bir bahar günü 13 Nisan Cuma öğleden sonra bir haber ulaştı, Erenköy İstasyon meydanına. Bir anda bütün gençler sağa sola koşuşturmaya başlamıştı. Ülkü devi hain ellerce bıçaklanmış ve kan lazımdı. Kalabalık bir gurupla arabalar ve taksiler tutulup, Paşabahçe'de ki SSK Hastanesine koştuk, kanlar oluk,oluk verildi, ancak bir yiğitte cennete koştu kahramanca. Malesef o hain eller Mübarek Cuma'sını eda edip çıkan Ülkü devinin kahpece sırtında bıçaklayınca iç organlar parçalanmış boylu boyunca. Bozkurtlar yollara çıkmış Tuğla Sancakla, bütün Çengelköy bekliyor ihtiramla! Boğaza bakan lebiderya tepede, Alper'im verildi kara toprağa. Her sene onu anıp, yad edip yakın tanıyan Bozkurtlar, söz verdiler hep bir ağızdan "YAŞASIN KALPLERDE ÜLKÜLER, ALPER OLSUN İLK DOĞAN ERKEK ÇOCUKLARIMIZDA İSİMLER" dediler. İşte bu sebepten, Şehit Alper Tunga Uytun, adıyla "YAŞAYAN KURTTUR."
Mehmet Nusret Esi