Sahtekâr Sendromu.

Çoktan duymuş olabilirsiniz bunu; orijinal ismiyle “Impostor Sendromu” olarak da geçiyor.

Sahtekâr Sendromu.
Kariyerinin herhangi bir noktasında çoğu kişinin yaşadığı, bana da düzenli uğrayan bir his, sendrom var: Sahtekâr Sendromu.
Çoktan duymuş olabilirsiniz bunu; orijinal ismiyle “Impostor Sendromu” olarak da geçiyor.

İki yıl önceki bir yazımda da konuyu ele almıştım. Hatırlatmak için kısaca özetlersem...

Impostor, İngilizcede “hilekâr, sahtekâr” anlamına geliyor. Sendromu ilk kez 1970'lerde iki psikolog ortaya koymuş.

Impostor’a sahip olanlar, işlerinde başkalarının düşündüğü kadar yetkin ve uzman olmadıklarını veya başarılarının şans eseri gerçekleştiğini düşünüyorlar. Ve bir gün "gerçek"in ortaya çıkacağını.

Liyakatla kazanılmış olsa dahi mevkisinden veya başarısından dolayı kendisine gösterilen saygı ve hayranlık da böyle kişileri mahcup veya "sahtekâr" gibi hissettirebiliyor.

Örneğin, Albert Einstein’ın buna ilişkin bir hikayesi var. Ölümünden önce bir arkadaşına:“Çalışmalarıma gösterilen abartılı saygı beni çok rahatsız ediyor. Kendimi, istemeden sahtekârlık yapan biri gibi hissediyorum” dediği rivayet ediliyor.

*

Impostor Sendromu çoğumuzun taşıdığı fakat adını koyamadığı bir his. Hisse genellikle tetikte bekleyen bir yetersizlik duygusu veya mükemmeliyetçilik eşlik ediyor.

İş hayatında, akademik hayatta hatta romantik ilişkilerde bile yaşanabiliyor bu. Sendrom her ne kadar iki cinsiyeti etkilese de, bundan muzdarip kişilerin azımsanmayacak bölümünü kadınlar oluşturuyor.

Geçen yazıya sevgili Helin
bu bilgiyi eklemişti:

Birçok kadın yeni bir işe başvururken aranan özelliklerin tamamına sahip olmadığında söz konusu işe başvurmuyormuş. Oysa erkekler -tam tersine- aranan özelliklerin tamamına sahip olmadan da daha üst pozisyonlara başvurabiliyorlarmış.

Nedeni ne derseniz... Tabii ki Impostor Sendromu!

*

Aslında bakmayın; Impostor'ın şöhreti kötü.
Yoksa, insanın düzenli aralıklarla kendini yetersiz hissetmesi ve kendine çeki düzen vermesi gelişimin pekâlâ önünü açabilir. Özellikle de kişi uzun süredir aynı işi yapıyorsa.

Yazar Kafka da, babasının maddi imkanları sayesinde imtiyazlı bir gençlik geçirdiği için Impostor yaşayanlardan biri imiş. Hatta onun kullandığı bir ifadeyi alırsam; kendini “okul hayatında hep dolandırıcılık yapmış bir bankacı” gibi hissetmiş.

Yaşadığı bu duygunun da esasen yazara olumlu bir katkısı olmuş; başarılarını hiçbir zaman sahiplenemediği için hep daha fazlası için çalışmış.

Tıpkı Kafka örneğinde olduğu gibi o hissi fark etmek ilk adım; elinden gelenin en iyisini yapmak da ikinci adım olabilir.

*

Endişelerin, mücadelenin ve "galiba yapamayacağım" hissinin olmadığı; başarıya giden dümdüz bir yol var mı ki zaten?

Dağcılıkta 'zirve yapma' tabiri vardır, diye yazmıştı Murat
Bey geçen yazının yorumlarına.
Ve şöyle devam etmişti:

"Herkes bir dağa tırmanmak ister. Ancak çoğu kişi zirveye ulaşamadan önüne çıkan zorluklar ve çetin doğa koşulları karşısında pes ederek yolu yarıda bırakır.

Zirve yapanlar ise başarmanın hazzı içerisinde engin manzarayı zirveden izlemenin mutluluğunu yaşarlar."


Görsel: Timmy Lo
Founder of D Strategy | Advisor&Writer | Speaker |
Bu resim için alternatif metin açıklaması yok