Pandemi ile birlikte aslında evde "stokçuluk" alışkanlıklarımız yavaş yavaş gelişmeye başladı

Olağanüstü durumlarda ülkemizde "açlık" yaşanabileceğini hiç öngörmüyorum.

Pandemi ile birlikte aslında evde "stokçuluk" alışkanlıklarımız yavaş yavaş gelişmeye başladı
Pandemi ile birlikte aslında evde "stokçuluk" alışkanlıklarımız yavaş yavaş gelişmeye başladı. Çünkü ne zaman kapıların kapanacağını, sokağa çıkma yasaklarının kaç gün sürebileceğini ve bu süreçte neyi ne kadar tüketebileceğimizi ilk başlarda çok da bilmiyorduk ama zamanla öğrendik. Mesela enteresandır, IPSOS şirketinin yaptığı ankete göre, toplumumuz pandemi boyunca en çok "dondurma tüketimi"ni arttırmış. Muhtemelen, anı yaşa "carpe diem" etkisinden ya da soğuk algınlığına "soğuk iyi gelir" inanışından kaynaklanan bir durumdu.. Her neyse, geçip gitti.

Sonrasında ekonomik olarak her şeyin her gün arttığı ve fiyat algımızın bozulduğu bir dönemi yaşadık. 0.5 TL'lik suların 10 TL olduğu, 400-500 TL ye yemek yemenin "normal" olduğu, marketten aldığımız 20 TL'lik sütün, o süt bitene kadar, bir dahaki alışımızda 22 TL olduğu, tam da bu nedenle özellikle bakliyatlarda, yağlarda, şekerlerde, deterjanlarda ya da kozmetik ürünlerimizde "stok" yaptığımız bir dünyaya doğru gittik.

Yaşadığımız bu iki farklı dalga, aslında bizlerde "stokçuluk" ya da "kendi kendine yeterlilik" algımızı iyiden iyiye geliştirdi. Aslında bir yandan iyi de oldu diyebilirim.

Türkiye gıda alanında gerçekten kendi kendine üretimleriyle fazlasıyla yeterli bir ülke. Bir çok alanda böyle. İhracat kapıları kapandığında, ucuza gıda tükettiğimiz bir ülke aslında. Olağanüstü durumlarda ülkemizde "açlık" yaşanabileceğini hiç öngörmüyorum.

Ama Dünya'da giderek ağırlaşan savaş hallerinde ülkemizin özellikle temel ilaçlar konusunda ya da hastalıkların anlık tedavisini sağlayıcı bileşenler konusunda belki de ülkemizdeki alt yapı durumunu bilmediğim için biraz olsun endişelerim söz konusu.

API yani İngilizce tabirle Active Pharmaceutical Ingredient fabrikalarımız var mı ve bunlar örneğin toplumumuzun acil durumlarda (tüm kapılar kapandığında) ihtiyaçlarını karşılayabilecek mi, gerçekten bir bilgim yok. Örneğin, zor zamanlarda, ithalatımız tamamen durduğunda, toplumun geleceği adına enfeksiyonlardan kayıplar yaşanmasın diye en çok ihtiyaç duyacağımız "antibiyotikler (amoksisilin örneğin)" ülkemizde üretilebiliyor (yani sentez edilebiliyor mu?) bilmiyorum. Biraz araştırdığımda ben bulamadım.

Bence antibiyotik özellik gösteren sarımsak gibi, kekik gibi bitkilerden Avrupa Farmakopedisine uygun bileşen içeriğinde "antibiyotik özellik gösteren", kendi tabirimle PHYTO-API fabrikalarını bir an önce kurmalıyız ülkemize. Standardize, aktif içeriğin iyi formülize edildiği, bitkisel kökenli ve "sorunların çözümüne uygun formülasyonda" etken bileşen formülasyonları geliştirmeliyiz. Ve bunları bir an önce kurmalıyız diye düşünüyorum.

Türkiye'nin tıbbi aromatikteki, tarladaki üretim gücünü, sağlığın zor zamanlarda iyileştirilmesine yönelik formülize biyobileşenleri içeren farklı içerikleri sürdürülebilir ve döngüsel bir üretimle sağlayabilecek tesislere, bu şekilde en yüksek kalitede içerik üretmeye çok fazla ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.

Bu konuda her türlü desteği vermeye hazırım!

Can KAYACILAR

 
  1. derece bağlantıEndüstriyel Bilim İnsanı | @Biyoteknoloji

  1. derece bağlantıEndüstriyel Bilim İnsanı | @Biyoteknoloji