Onlar yüce ruhluydu; zulme karşı kahramanca direndiler, vatanı ve insanlığı savundular.

Ne mucizeler başardılar ama Devlet’in bağlamak istediği maaşa bile tenezzül etmediler.

Onlar yüce ruhluydu; zulme karşı kahramanca direndiler, vatanı ve insanlığı savundular.

Onlar yüce ruhluydu; zulme karşı kahramanca direndiler, vatanı ve insanlığı savundular. Kimi şehit oldu kimi gazi… Ne mucizeler başardılar ama Devlet’in bağlamak istediği maaşa bile tenezzül etmediler. Onlar Ata’mızın “Ya istiklal ya ölüm” düsturuyla insanlık yaşasın diye canlarını verdiler.

Peki şimdi onların kurduğu, emanet ettiği Devlet’e vergi bile vermekten kaçınanlara ne demeli? Pay sahibi, yöneticisi olduğu şirketlerin içini boşaltanlara, yolsuzluk yapanlara ne demeli? Rüşvet alanlara, ihaleye fesat karıştıranlara ne demeli? Kutsal kamu görevini ihmal edip dışarıda iş peşinde koşturanlara, iş takipçiliği, nüfuz tacirliği yapanlara ne demeli?  Ata’sından, atalarından utanmayan öyle yoz bir güruh türedi ki tüm toplumun etik DNA’sını bozuyor. Bu bir toplumsal hastalık ve her birimize bulaşabilir. Hukuk kurallarına uymak normal, uymamak ise sıra dışıdır.

Tüketim kültürüne maruz bırakıldığımız seksenli yılların en talihsiz söylemi, “Anayasa’yı bir kere delmekle bir şey olmaz!”dır. İşte bugün ne olduğunu görüyoruz. Hukuka aykırılıklara göz yumulan, yalan beyana, vergi kaçırmaya, yolsuzluğa, rüşvete, dolandırıcılığa, soygunculuğa ve son noktada zorbalığa, eşkıyalığa göz yumulan bir anlayışın hakim olması tehlikesi yaşanıyor. Toplumda hukuka aykırı fiillere karşı bunların cezasız kalacağına dair genel algı oluşması hukuk düzeninin sürdürülebilirliği için büyük bir risktir.
Bu riskin bertarafı ve etik kültürün yeniden tesisi için üç koldan ilerlemek gerekir:
1. Geleceğe odaklanmak: Çocuklara, gençlere hukuk kurallarına uyma bilincini olabildiğince erken yaştan kazandırmak ve ödül/ceza mekanizmalarıyla bu tutumlarını pekiştirmelerini sağlamak. Bu konuda ailelere, öğretmenlere, okul yöneticilerine büyük bir sorumluluk düşüyor.
2. Kendimize odaklanmak: Yetişkinler olarak davranışlarımızı ve tercihlerimizi sürekli sorgulamak ve kısa vadede avantajlı görünen etik dışı, hukuka aykırı seçenek yerine (hiç yakalanmayacağımızı düşünsek bile) her zaman, tavizsiz olarak etik ve hukuka uygun seçeneği tercih etmek. Dan Ariely, Dürüst Olmamanın Ardındaki (Dürüst) Gerçek adlı kitabında dürüstlükten uzaklaşan yola bir anda otobana çıkar gibi değil küçük sapmalarla çıkıldığını anlatır. Her şeyin küçük yalanlarla başladığını “kim bilecek ki”lerle, “herkes yapıyor zaten”lerle vicdan rahatlatıldığını bilimsel olarak sosyal deneylerle ortaya koyar. Vicdanımızın sesini yeniden dinlemeye başlamanın zamanı geldi de geçiyor.
3. Etik Duruş Politikası: Devletin tüm kademelerinde ve kurumlarında, özellikle en tepeden başlayarak sigaraya karşı yürütülen kampanya gibi güçlü ve kararlı bir şekilde hukuka aykırı fiillerin (başta vergi kaçırma, yolsuzluk ve israf olmak üzere) kınandığı, aşağılandığı, rezil ve iğrenç gösterildiği bir söylem geliştirilmeli, iletişim kampanyaları yürütülmeli, kamu spotlarıyla, beyanatlarla desteklenmeli. Biz de kamuoyu olarak kamudan gelen bu güçlü dalgadan güç alarak etik söylemi ve duruşu daha geniş halkalar halinde yaymalıyız

Biz Mustafa Kemal Atatürk’ün, Kara Fatma’nın, Şahin Bey’in, Gördesli Makbule Hanım’ın, Fevzi Çakmak’ın, Satı Çırpan’ın, Asaf Çiğiltepe’nin, Nezahat Onbaşı’nın, Yörük Ali Efe’nin, Naciye Faham’ın, Ahmet Esat Tomruk’un, Şerife Bacı’nın, Sütçü İmam’ın ve daha nice ulusal kahramanın manevi mirasçılarıyız, bu onurlu miras vicdan haznemizin hazinesidir. Haznenizin hiç boş kalmaması ve çalmadığımız vergiler, yapmadığımız yolsuzluklar sayesinde hem manevi hazinemizin hem de ulusal Hazine’mizin çoğalması dileğiyle 30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.

Prof. Dr. Ayşe Odman Boztosun

Erenköy İlkokulu/Robert Kolej/ İÜHF/ MJur-MSt University of Oxford Doktora