Mustafa Başoğlu ile aynı yollardan geçtik.
İlköğretmen okulunda benden bir sınıf öndeydi.
Yollarımız Ankara Yüksek Öğretmen Okulunda kesişti.
Biz hazırlıkta iken o üniversiteliydi.
Bir yıl sonra ben de üniversiteli oldum.
Birlikte maçlara giderdik.
Atatürk Spor Salonundaki basketbol maçlarında Barış Küce’yi seyrettik.
Gülseren Gönül’ü de.
Sinemaya ve atletizm yarışlarına da gittik.
Mustafa iyi bir futbolcuydu.
Hem okul takımımızda, hem de Elmadağspor’da oynardı.
Orta sahada bir tür libero idi.
Ünlü Alman futbolcu Beckhanbauer gibiydi.
Okulun sporculara destek olarak verdiği kuruyemişlerden biraz fazla alır, beni de beslerdi.
Bir ara kendisini göremez olduk.
Ailesi ile iş yapmak için okuldan ayrılmıştı.
Üç dört yıl sonra aftan yararlanarak tekrar okuluna DTCFye döndü.
Başarılı bir öğrenci idi.
Ara vermesine rağmen çabuk intibak etmiş, hocalarının gözdesi olmuştu.
O yıllarda tekrar görüştük.
Ben artık kamuda çalışıyordum.
O da son birkaç dersin sınavına girecek ve mezun olacaktı.
Ama olmadı.
Ders çalışmak için gittiği arkadaşının evi kurtarılmış bölgede imiş.
Yollarını kesip sorgulamışlar.
Üzerinden o grubun sevmediği bir yurdun kartı çıkmış.
Gerisi şiirde anlatılıyor.
Anarşi ve kaos günlerinde yitirdiğim aziz arkadaşımın kabrini yakın zamanda ziyaret ettim.
Mezarın hemen yanına bir bayrak dikmişler.
Ayrıca mezartaşına da bir madalya koymuşlar.
Belli ki başarılı olan sporcular onu unutmuyorlar.
Ama ben Ladik’ten daha fazlasını beklerim.
Bu vatansever, çalışkan, temiz ruhlu, kötülükbilmez arkadaşımı hayırla yâd ediyorum.
Ve bu akşam Hollanda maçını onun adına da seyredeceğim, milli takımımıza onun da başarı dileklerini ileteceğim.
Yüce Mevlâ bizi cennetinde buluştursun.