Muhkem Bir Hayatın Ardında Bıraktığı İz: Bir Babanın Sessiz Kahramanlığı

Bir kız çocuğunun gözünden, devlet memuru babasının iz bırakan yaşamı ve ona “Muhkem” lakabını kazandıran değerleriyle dokunaklı bir Babalar Günü anlatısı.

Muhkem Bir Hayatın Ardında Bıraktığı İz: Bir Babanın Sessiz Kahramanlığı

Lâkâbı Muhkem, babam Kâmil devletin memuruydu.
Annem de memurdu aynı yerde, Türkiye Elektrik Kurumu'nda...

Sabahcıydım ilkokulda.
Okulum uzakta, taa Etiler'de.
İyi bir okul diye Hasan Ali Yücel İlķokulu'na gidiyorum. O vakitler Etiler şimdiki gibi popüler yer değil, okul da mahalle okulu zaten, servis falan da yok.
Sabah hep birlikte çıkıyoruz evden vosvosumuzla, beni okula bırakıp işe gidiyor rahmetliler, ben de öğlen çıkınca atlıyorum otobüse, gidiyorum Taksim'e kuruma, onların yanına.

Annem üst katta Muhabere Servisi'ni yönetiyor. Babam girişte Abonman Müdürü.

Abonmanda olmayı daha çok seviyorum çünkü abonelik işlemleri, müşteri dilek ve şikayetleri ile birleşince ortam bayağı bir hareketli, üstelik harıl harıl çok fazla çalışan da var; çok ilgimi çekiyor.

Masalarının arasında dolanıp babamın yanına doğru yollanıyorum okuldan gelince. Yanlarından geçerken laf atıyorlar, makas alıyorlar.
Şeker ikram eden, okulumun nasıl geçtiğini soran da oluyor, karşısına alıp sohbet eden de.

Babamın ayrı odası var.
Kapısında Abonman Müdürü yazıyor, o kapı hep açık ama.
Kapısı yok muydu yoksa, hiç hatırlamıyorum hep açık görüyorum çünkü.

Bazen odasında derdine derman arayanların hararetli tartışmaları oluyor, onları sakinleştirmeye çalışıyor. Bazen elinde dolma kalemiyle birşeyleri imzalarken görüyorum onu.

Ama muhakkak geldiğimi farkediyor.
Bazen aynada, bazen fotoğraflarda kendimde yakaladığım o gülümseme ile beni karşılıyor; her ne olursa olsun.

Odası o sırada müsait ise kocaman masasının bir kenarına kuruluyorum.
Bana oralet ısmarlıyor, çaycıya 2 marka veriyor, kendine demli bir çay söylüyor.

O baba kız anında muhakkak dosyalarından kaldırıyor başını gözlüklerinin arkasından gülen yüzüyle -ee küçük hanım bugün nasıllar? diye soruyor.

Konuşurken hep gözlerimin içine bakıyor, beni dinlediğine eminim her zaman, başım sıkışsa zaten hep orada olacak biliyorum, bu hissi her fırsatta yaşatıyor bana çünkü.
Elime kağıt ve kalemleri veriyor.
Masasının bir kenarında resim yapacağım, bilmez olur mu hiç huyumu.

Resim bitince gösteriyorum ilk ona, yüreklendiriyor yine.
Bana hiç bir konuda yapamazsın dediğini bilmiyorum ki zaten.
Hep istersem yapabileceğime inandırıyor beni.
Hâlâ inanıyorum buna.

Gel gelelim üzerinde DMO yazan kalemi alıp kalem kutuma koyamıyorum bile, devletin malı diyor, alamayız biz onu.

Muhkem Kâmil neden bu lâkâbı taşıyor? çocukken hiç anlamıyorum, hatta muhkem ne demektir, bilmiyorum ki.

Büyüdükçe anlıyorum...
İnsanlara boşuna lakâp taşımıyorlar/mış. Kelime anlamıyla "muhkem" bir kişinin yahut kararının adaletten sapmadan, sağlam verilmiş olduğunu ifade ediyormuş.

Benim babam gibi biri için ise muhkem olmak, dışardan bakıldığında bir sükunet, yaķından tanıyanları için bir teminat gibiydi gerçekten.

Yıkılmaz kalem ben 15 yaşındayken 50 yaşında ansızın gözlerini yumdu.
Ambulans gelip onu götürurken ellerimi tuttu ve korkma dedi.
O geceden beri hiçbir şey korkutmuyor beni..

Elbet birgün kavuşacağız muhkem babam.
Sen rahat uyu.

Onur Küçükkaramıklı

 Co-Founder at SONA Underwater Dive Technology