MERAKIN TARİHİ YOLCULUĞU- BÖLÜM 1
Yönetim Kurulunda merakı merkeze alan küçük bir seriye başlıyorum.
Yönetim Kurulunda merakı merkeze alan küçük bir seriye başlıyorum. Bugün bir çok kurumun gündeminde dönüşüm olduğuna göre ve ezberlenmiş ve eski dünyadan yanımızda taşıdığımız yanıtlardan daha çok sorulara alan açmak gibi bir yaklaşıma sıcak bakıyorsak meraka da biraz daha yakından bakabiliriz.
Uzun zamandan bu yana merak etrafında yazıp, konuşmama rağmen, merakın tarihini ana konu başlığı olarak çalışmadığımı fark ettim. Buradan da hareketle beş bölümlük bir diziyle merak ve kurumsal dünya arasında tarihi dokuyu konumlandırmaya çalışmanın, hoş bir deneme olacağını düşündüm.
Birinci Bölüm: Antik Yunan ve Bilme Arzusu
İkinci Bölüm: Orta Çağ- Merakın Baskılanması ve Kilisenin Yükselişi
Üçüncü Bölüm: Rönesans ile Merakın Yeniden Keşfi
Dördüncü Bölüm: Şüphecilik ve Aydınlama ile Merakın Modern Yüzü
Beşinci Bölüm: Merak ve Gelecek: Dijital Dönemde Merakın Sınırları
ANTİK YUNAN VE BİLME ARZUSU
Sokrates’ten önceki filozoflar evrenin özünü anlamaya çalışırken, Sokrates insana dair konuları sormaya başlar ve “ilk ahlak filozofu” olarak anılır. Bu cümlenin hepimize çok tanıdık olduğundan hareketle bu hafta sormak istediğim soru “Neden?” Ne oldu da Sokrates evrenin özünden adaleti merak etmeye doğru geçti? Devam eden ikinci sorum ise tabii ki kurumsal dünyada bu sorunun nasıl karşılık bulduğu…
Önce Merakın İlk Evresi: Ontolojik Sorular ve Büyük Resim
Antik dünyada merakın ilk evresi, evreni ve insan varoluşunu anlamlandırma çabasıydı. Ancak bu çaba, başlangıçta bizim bugün anladığımız anlamda felsefi bir süreç değildi. Bilinmeyeni anlamlandırmanın adresi mitoloji ve tanrılardı. Biraz magazinsel bir dünya olsa da büyük soruların, içinde bol tanrı geçen büyük yanıtları vardı.
* Evren nasıl oluştu? - Tanrılar dünyayı nasıl yarattı?
* İnsan neden var? - Tanrıların bir lütfu mu, yoksa cezası mı?
* Doğa olayları neden olur? – Fırtına, deprem veya kuraklık, tanrıların öfkesi olabilir mi?
Tüm bu açıklamalar merakın yanıtı olarak mitolojiyi adres gösterse de zaman içerisinde bazı düşünürler bu anlatılarla yetinmemeyi seçtiler. Böylece mitolojiden felsefeye doğru yeni bir dönem de başlamış oldu.
Bu geçişin ilk temsilcisi Thales olarak kabul görür, rasyonel düşüncenin doğuşu olarak da okuyabileceğimiz büyük sorusu M.Ö. 6.yüzyıl için bir devrim niteliğindeydi.
”Evren, doğaüstü güçler tarafından değil, kendi içindeki bir düzenle mi işliyor?”
Thales’in temel iddiası, tüm varlığın temel unsurunu “su” olarak tanımlamasının ötesinde, tanrılara başvurmadan bir açıklama getirebilmesi olur.
Doğal olarak, devamında diğer düşünürler zaman içerisinde farklı elementleri evrenin yapı taşı olarak açıklamaya çalışır. Yeter ki hem fikir olunmasın
* Anaksimenes: “Her şeyin kaynağı havadır.”
* Herakleitos: “Evrenin temeli ateştir; her şey sürekli değişir.”
* Pythagoras: “Evrenin temelinde sayılar vardır; matematiksel düzen değişmez bir hakikattir.”
Burada şahit olduğumuz kritik dönüşüm bilginin mitlerden ayrılarak gözlem, akıl yürütme ve bir şekilde bilimsel açıklamalarla şekillenmeye başlaması…
Dönemin bilimsel zeminini bugünün teknolojisiyle karşılaştırma yanılgısına düşmeden, sorulan sorulara baktığımızda “ontolojik merak” ile karşılaşırız. Varlığın özünün, evrenin değişmez ilkesinin (varsa) merakla sorulduğu, büyük resmin tanımlanmaya çalışıldığı bir yerdeyiz.
Ancak düşünürler uç noktalarda çatışan fikirleri tartışmaya açtıklarında;
* Herakleitos: “Her şey değişir, hiçbir şey sabit değildir.”
* Parmenides: “Değişim bir yanılsamadır, gerçeklik değişmezdir.”
felsefi merak da soyut düşünceye doğru yaklaşmaya başlayacaktır.
Sadece duyularımıza güvenerek değişimi tanımlamak, bizi kısır bir döngüye sıkıştıracaksa, o zaman yeni soru “bilgiye nasıl ulaştığımız” olur. Burası da epistemolojik meraka geçiş olarak okuduğumuz yer…
Sırada Epistemolojik Merak ve Ahlak Felsefesine Geçişin Notları Var
Evrenin yapı taşını merak ederken, ne oldu da Sokrates insanın nasıl düşünmesi ve nasıl yaşaması gerektiğini sorgulamaya çalıştı?
Soru bu kadar iddialı geldiğinde, biraz zaman kazanmak biraz da risk almamak adına, kırılma noktasını dönemin dinamiklerini/ bağlamını anlamlandırmaya çalışarak ortaya koyabiliriz.
1. Şehir Devletlerinin Yükselişi ve Toplumsal Dönüşüm
Antik Yunan, ticaretin geliştiği, kültürlerin iç içe geçtiği ve demokratik fikirlerin güçlendiği bir döneme girdiğinde insan da gündemin merkezine yerleşmeye başladı.
2. Sokrates’in Merakı: Bilginin Değil, Sorgulamanın Önemi
Atina yönetiminin karışık hali, meselelerin insan ve ahlak anlayışı etrafında yoğunlaşması Sokrates’in yanıtlardan daha çok bilgiyi doğurtma yaklaşımını başlatır. Biraz muzur ve cesur soruları hepimizin bildiği gibi başına iş açsa da ✨
Bildiğim tek şey, hiçbir şey bilmediğimdir. Sokrates
Epistemolojik merakın büyüdüğü bu dönemde sorular artık sadece evreni anlamak için değil insan yaşamını yönlendirmek için de bir araca dönüşür.
* Doğru bilgiye nasıl ulaşırız?
* Ahlaki olarak doğru olan nedir?
* İnsan nasıl iyi bir hayat yaşar?
3. Sofistlerin Ortaya Çıkışı ve Pragmatik Merak
Sofistler ise bilgiye daha şüpheci ve pragmatik yaklaşarak Sokrates ve Platon’a bir anlamda meydan okudular.
Epistemolojik merakın daha da derinleştiği bu sorular ne ola ki derseniz?
* Bilgi gerçekten var mı?
Bir şeyin doğru olduğunu nasıl bilebiliriz?
İnsan her şeyin ölçüsüdür. Protagoras
Böylece sofistlere göre bilgi tamamen bireysel bir deneyime dönüşür.
Yönetim Kuruluna Doğru Yaklaşırsak
Bir organizasyonun uzun vadeli varoluşunu belirleyen en temel soruları ontolojik merak olarak görebiliriz.
* Biz kimiz?
* Neden varız? Olmadığımızda ne eksik kalacak?
* Hangi ilkelere dayanıyoruz?
* Hangi büyük dönüşümler karşısında kimliğimizi koruyacağız?
Strateji Geliştirme Atölye Çalışmalarında başlangıç sorularımız, Antik Yunan filozoflarının lensi ile büyük resmi tanımlamaya yönelik ontolojik bir merakın yansıması…
Ancak çok iyi biliyoruz ki, varlığımız tanımlayacak bu sorular, bilgiyi nasıl elde ettiğimiz ve doğruladığımıza dokunmadığında da kısa kalacak. Epistemolojik meraka geçtiğimiz yer de tam burası…
* Hangi verilere güveniyoruz?
* Doğru bildiklerimizi nasıl test ediyoruz?
* Bilgimiz varsayımlar üzerine mi kurulu, yoksa gerçekten doğrulanmış mı?
* Belirsizlik içinde karar alırken hangi bilgi kaynaklarını kullanıyoruz?
Tüm soruları bütünsel bir bakışla değerlendirdiğimizde dönüşüm süreçlerinde sorularımızı nasıl şekillendirdiğimizi de tartışabiliriz.
* Ontolojik sorulardan epistemolojik sorulara nasıl geçiyoruz?
* Karar alma süreçlerinde merak kültürünü nasıl teşvik ediyoruz?
“Nasıl?” sorularıyla organizasyonun kim olduğunun ötesinde öğrenme yolculuğunu da masaya davet etmeye başlayabiliriz.
* Ontolojik ve Epistemolojik Merakı Dengede Tutabilmek
Eğer sorduğumuz sorular yanıtlarımızı da belirliyorsa Yönetim Kurulunda masaya gelen sorulara bu lensle tekrar bakabiliriz. Bu hafta için hoş bir ev ödevi olabilir
Dönüşümle başlamıştık, bu hafta aynı yere gönderme yaparak toparlamaya çalışalım.
Ontolojik merak soruları:
Bu dönüşüm bizim kimliğimize uygun mu?
Stratejik hedeflerimizle uyumlu mu?
Epistemolojik merak soruları:
Bu dönüşümün başarılı olup olmayacağını nasıl anlayacağız?
Doğru verileri mi analiz ediyoruz?
Yönetim Kurulunun sonunda alan açmak istediğim sorular, ez cümle şöyle;
*Sadece kim olduğumuza mı odaklanıyoruz, yoksa nasıl öğrendiğimizi de sorguluyor muyuz?
* Eski doğruların değişebileceğini kabul ediyor muyuz?
* Belirsizlik içinde hareket ederken, doğru bilgiye nasıl ulaşacağımızı biliyor muyuz?
* Merak etmeyi teşvik eden bir kurumsal kültür mü oluşturuyoruz, yoksa ezberlenmiş doğrulara mı güveniyoruz?
Haftaya Orta Çağın merakı baskılayan döneminden alabileceğimiz derslerde buluşmak üzere
Mine, Urla
Mine Kobal Ok
- minekobalok.com (Kişisel)
- mct.com.tr (Şirket)













