MERAKIN KADINCASI II: KADIN DOĞULMAZ, OLUNUR
Simone de Beauvoir’ın düşünceleri ışığında kadın özgürlüğü, toplumsal cinsiyetin inşası ve modern kurumlarda eşitlik arayışı
Yine tanıdık yerlerden başlayalım mı? İyi niyetle ve çokça ezberden söylenen sözlerle…
“Ne zaman çocuk yapacaksınız?”
“Annelik en kutsal görev…”
“Çocuğun olduğunda anlarsın.”
Masum görünseler de, sınırla ilgili ve/ya referans aldığı yerle ilgili sancılı cümleler. Kadın olmayı başkasının üzerinden tanımlayan, toplumsal etiketler üzerinden okuyan bu ifadeler anne olmayan kadınları bir şekilde eksik göstermeyi başarabiliyor.
Geçen hafta “Merakın Kadıncası Birinci Dalga’da” kadının temel yurttaşlık hakkını konuşmuştuk, Mary Wollstonecraft “kadın da aynı haklara sahip olmalıdır” diyerek bir kapı aralamıştı. Bu hafta hakların ötesinde, Simone de Beauvoir ile birlikte özgürlüğün merakını konuşuyoruz.
Yaşamı Felsefesi Olan Kadın
Hafızamızda kalan notları biraz tazeleyelim; Simone de Beauvoir katı Katolik bir annenin ve ateist bir babanın kızı olarak 1908 yılında Paris’te dünyaya gelir. 14 yaşında ailesine rahibe olmaktan vazgeçtiğini, ateist olduğunu söylediğinde felsefeye giden yolu da başlamış olur. École Normale Supérieure’de eğitim alır, dönem arkadaşlarını hepimiz biliyoruz zaten. Küçük bir not öğretmenlik sınavındaki notu Sartre’den yüksek olduğuna ilişkin gelsin.
Yaşamı boyunca Sartre ile kurduğu ilişkiyi hep merkeze alsa da, onun tarafından koşulsuz bir destek gördüğünü söyleyemeyiz. Sartre onun bir deneme yazarı ya da edebiyat alanında kalmasının uygun olduğunu söylerken, Beauvoir da benzer bir tonda kendini hiçbir zaman felsefeci olarak tanımlamaz. Ancak Beauvoir için mesele hiçbir zaman bireysel başarı olmaz, yaşadığı hayatı felsefesi olarak görür.
Yaşamım felsefemdir.
Simone de Beauvoir
İkinci Cinsiyet, Vatikan tarafından pornografik bulunduğu için yasaklanır. -Burada aslında neyin yasaklandığını küçük bir es vererek düşünebilir miyiz?- Beauvoir, Cezayir ve Vietnam savaşlarına karşı duruşuyla, 1968 öğrenci hareketine ve 1970 feminist harekete verdiği destekle toplumun içinde radikal bir düşünür olarak yer alır. Sartre ile evlenmediğini hatta teklifini reddettiğini hepimiz biliriz. Kendisini bugünün perspektifiyle “cesur” olarak tanımlayabilmemizin ardında da açık bir ilişki yaşaması ve cinsiyetten bağımsız aşk hayatını paylaşabilmesi de yer alır. 1986 yılında, doğduğu şehir olan Paris’te hayata veda eder.
Varoluşçuluk Ama Politik
Sartre dünyaya “fırlatıldığımızı” söylemişti, varoluşu bireysel seçimlerimizle kurduğumuzu. Beauvoir ise bu hattı alır ve daha ileriye taşır. Onun için özgürlük sadece bireysel bir serüven değildi; politik bir sorumluluk olur. Gerçek özgürlük tanımının insanın kendi özgürlüğünün devamında diğerinin de özgürlüğü ile gerçekleşebileceğini anlatmaya çalışır.
Kadın işte böyle yetiştirilir, ona hiçbir zaman varoluşunu kendisinin üstlenmesi gerektiği öğretilmez; o da kendini kolayca başkalarının korumasına, sevgisine, yardımına, yönlendirmesine güvenmeye teslim eder, hiçbir şey yapmadan varlığını gerçekleştirebilme umudunun büyüsüne teslim olur.
Simone de Beauvoir
Kritik nokta: Homo faber
Ne Düşünüyorsun?













