Matematikte tam puan alan her çocuk üstün yetenekli olmayabilir
Prof. Dr. Burak Karabey, matematikte yüksek başarının her zaman üstün yetenek anlamına gelmediğini belirterek düşünme biçiminin önemine dikkat çekti.
Geçtiğimiz akşam katıldığım bir Teams etkinliğinde, Prof. Dr. Burak Karabey oldukça çarpıcı bir cümle kurdu. "Matematikte tam puan alan her çocuk matematik üstün yeteneklisi değildir'
İlk bakışta bu cümle birçok kişiye ters gelebilir. Çünkü uzun yıllardır eğitim sisteminde başarıyı çoğunlukla sonuç üzerinden okumaya alıştık. Yüksek net yapan öğrenciyi çok zeki, düşük yapan öğrenciyi ise yetersiz olarak etiketleyen hızlı bir bakış açısı oluştu.
Fakat eğitim, sadece sonuç tablosundan ibaret değildir. Bazen aynı puanı alan iki öğrencinin zihinsel derinliği arasında ciddi farklar olabilir.
Bir öğrenci tam puana, disiplinli çalışarak, tekrar ederek, soru kalıplarını tanıyarak ulaşabilir. Bu son derece değerli bir başarıdır.
Ancak üstün matematiksel yetenek dediğimiz kavram, çoğu zaman yalnızca doğru cevaptan değil, düşünme biçiminden anlaşılır.
Çünkü gerçek matematiksel potansiyel bazen sorulmamış soruyu fark etmekte saklıdır ya da bir problemin farklı çözüm yollarını görebilmekte veya ezberlenen yöntemi değil, mantığın omurgasını aramakta ve herkes sonuca bakarken, yapının neden öyle kurulduğunu sorgulamakta.
Hatta ilginçtir ki bazı üstün potansiyelli çocuklar klasik sınav sistemlerinde her zaman zirvede görünmeyebilir.
Çünkü onların zihni bazen hızdan çok derinliğe çalışır.
Bir soruyu çözmekle yetinmezler, o sorunun alternatif evrenlerini de düşünürler.
Bu yüzden eğitim dünyasının en büyük yanılgılarından biri yüksek net her zaman yüksek zihinsel kapasitedir demektir.
Oysa hayat bize başka bir şey söylüyor. Bugün birçok öğrenci işlem yapabiliyor. Ama her öğrenci ilişki kuramıyor. Çoğu öğrenci formülü uygulayabiliyor fakat her öğrenci matematiğin dilini hissedemiyor.
Yeni nesil sınavların giderek zorlaşmasının temel sebebi de tam olarak bu. Artık sistem, sadece bilgiyi depolayan çocukları değil, bilgiyi dönüştürebilen çocukları ayırmaya çalışıyor.
Çünkü geleceğin dünyasında ezber bilgi birkaç saniyede yapay zekadan zaten alınabilecek.
Fark oluşturacak olan şey düşünme kalitesi olacak.
Belki de Prof. Dr. Burak Karabey bu cümleyle tam olarak buna dikkat çekmek istedi.
Çünkü eğitimde artık yalnızca kaç net yaptı sorusu yeterli değil.
Asıl sorulması gereken soru, bu çocuk düşünürken zihninde nasıl bir dünya kuruyor olmalı.
İşte gerçek eğitim devrimi tam burada başlıyor. Çünkü bazı çocuklar yalnızca soruları çözmüyor, dünyayı farklı kurallarla yeniden okumayı deniyor.
Aslında en büyük potansiyel, optik forma tam olarak sığmayan zihinlerde saklı oluyor.
Nurtaç (ŞATIR) GÖKGÖZ
Karadeniz Teknik Üniversitesi













