Küresel belirsizlikte yerel üretim zorunluluğu

Savaşın gölgesinde artan küresel belirsizlik, yerel üretim, katma değerli tarım ve döngüsel ekonomi modellerini Türkiye için tercih değil zorunluluk haline getiriyor.

Küresel belirsizlikte yerel üretim zorunluluğu

Bu fotoğrafları savaş başladığı dakikalarda yürüyüş sırasında çekmiştim. Yaren leyleğin geldiğine dün sevinirken, bugün bambaşka bir ruh haline büründük. Geleceğin o öngörülemez sisi, bana kalırsa biraz daha koyulaştı.

Ülkemizin geleceği olarak, o hep bahsettiğimiz tüm ama tüm süreçler, yenilikler artık birer lüks ya da yapılması tercih meselesi olabilecek şeylerden öte, artık her biri birer zorunluluk haline geldi. Tarımsal hammaddelerden katma değer üretimi, belki bundan 15 yıl önce ülkemiz için bir "beka sorunu" değildi ama artık tam olarak bu gözle bakmak gerekiyor tüm süreçlere.

Çünkü giderek kavrulan dünyada, ticaret kuralları değişiyor. Hammadde yolları farklılaşıyor. Enerjinin doğası değişiyor. Bir de buna tüketim alışkanlıklarının değişimi ve iklim krizi eklendiğinde karşımıza öngörülmesi giderek zorlaşan, değişimin kendisinin "belirsizlik" olduğu bir dünya karşımıza çıkıyor.

Yaşanan binlerce olumsuzluğa karşın, gelecek adına yapmamız gerekenler var. Asli sorumluluğumuz olarak gerçekleştirmemiz gerekenler. En azından ben kendi adıma böyle düşünüyorum. Mesela tüm bu hengame yaşanırken dünyada, daha fazla çörek otu raporuna odaklanıp, onu elimden geldiğince zengin bir halde sizlerin beğenisine ve ilgisine sunmak için neredeyse var gücümle çalıştım diyebilirim.

Gelecek Dünya adına şu çok net. Belki de bundan yıllar önce başlayan "lokalizasyon ya da yerelleşme, yerelde üretim-tüketim mantığı" giderek çok güçlü bir şekilde önem kazanıyor. Öyle ki artık yerelin, yörenin kendi kendine yeterliliğinden bile söz edebilecek duruma geliyoruz. Geçmişin bostan mantıkları, karma ekim takvimleri, köyleri, mahalleleri besleyen üretim modelleri ve bu üretim modellerine yeni dünyanın getirdiği döngüsel ekonomi ve sıfır atık sistemlerinin bilim ve teknolojiyle eklenmesi, yaşanabilir bir geleceğin ana anahtarı. Biyoteknolojiyi ve nitelikli insan kaynaklarını da bu zincirlere en güçlü şekilde ekleyebilirsiniz.

Karşımızda yepyeni bir Dünya var. Dijital zeka teknolojileriyle, iklim krizleriyle, giderek ateş çemberine dönen jeopolitik riskleriyle, alabildiğine farklılaşan toplum tüketim davranış ve istekleriyle, yeni iş yaşam formülasyonlarıyla..

Tüm bunlar adına yepyeni bir işleyiş, yepyeni bir düşünce sistemi, yepyeni bir algının da inşa edilmesi gerekiyor. Belirsizliğin artık sıradan, "yapabileceklerimize, değiştirebileceklerimize odaklandığımız" bir dünya var. Ve tüm bunlar için de eskisinden çok ama çok daha fazla çalışmamız, emek vermemiz, çok daha kendimizden feragat etmemiz gereken yeni bir gelecek var.

Daha fazla öğrenmemiz, daha fazla kendimizi geliştirmemiz, daha yenilikçi ve farklı düşünmemiz, daha fazla teknolojiyi en iyi şekilde kullanmamız gereken bir kaç yıl var önümüzde. Ve tüm bunlar için de bir "master plana" ihtiyacımız var. Kendimizi gelecek adına geliştiremediğimizde, gelecekten geri kaldığımız, heyecan duymadığımız, kendimizi güncelde tutamayıp belki de yaptığımız işleri bile kaybedebileceğimiz bir gelecek var.

Can KAYACILAR

Endüstriyel Bilim İnsanı