“Kültürlerarası İletişim”
Örneğin Asya kültüründe yüz yüze toplantılar hâlâ güvenilir bir iletişim aracı.
Birkaç yıl önce, bir Hollandalı bürokrat bir görüşme için İstanbul’a gelir. Gürcistan’dan gelecek bir başka bürokrat ile buluşacaklar, İstanbul Havalimanı’nda görüşüp ayrılacaklardır.
Diğer bürokratın uçağının inmesini beklerken Hollandalıya çay ikram ederler. O da çayı içer; fakat önüne bir yenisi gelir. Bitirince bir yenisi daha.
Her seferinde -Türk misafirperverliğine uygun olarak- sorulmadan yenisi önüne konuyor ve Hollandalı da kendi kültürü gereğince ikramı bir türlü reddedemeyip çayı içmek zorunda kalıyordur.
Bekleme süresi uzadıkça içilen çayın sayısı da 10'a yaklaşır.
Tam o sırada, görüşmeyi organize eden Türk iş arkadaşı arar ve Hollandalı da fırsattan istifade ona çay konusunu açar. İş arkadaşı der ki: “Senin bir şey söylemene gerek yok; bir çay kaşığı varsa onu bardağın üstüne kapat.”
Kapatır.
Bu sayede, artık Hollandalı, "Küçük bir çay kaşığının Türk kültüründeki iletişim gücü" konulu hep bahsedeceği bir hikâyeye sahip olmuştur.
*
Geçen hafta Brüksel’deydim.
Yukarıdaki hikayeyi aktaran da sevgili Rana Hanım idi. TÖSED'in daveti ve organizasyonuyla, TOBB Brüksel ofisinin ev sahipliğinde, Brüksel Başkonsolosumuzun ve Türk-Belçikalı iş insanlarının katılımıyla bir araya geldik.
Konumuz “Kültürlerarası İletişim” idi.
Ben kültürlerarası iletişimin temellerini, iş yaşamındaki ve günlük yaşamdaki yansımalarını anlattım; katılımcılar da deneyimlerini paylaştılar.
Özellikle globalde iş yapıyorsanız, kültürel farklılıkları anlamak ve adaptasyon konusu iş stratejinizin, iş birliklerinizin ve hatta müzakere pozisyonunuzun temelini oluşturuyor.
Bunu, kültürlerarası iletişimin fikir babalarından Amerikalı antropolog Edward Hall ilk kez dile getirir. Der ki... İletişim sadece kelimelerden ibaret değildir; iletişimde kültürel arka planı da dikkate almalıyız.
“Extension Transference / Uzantı Aktarımı” onun geliştirdiği teoriler arasında benim ilgimi çekenlerden.
Teknolojiyi, araçları ve mekânları kullanma biçimimizin kültürler arasında kurduğumuz ilişkilerde kritik olduğunu söyler.
Örneğin Asya kültüründe yüz yüze toplantılar hâlâ güvenilir bir iletişim aracı.
Veya bazı kültürlerde de WhatsApp pratiklik değil “ciddiyetsizlik” olarak görülebiliyor.
Ofisinizin mimarisinin bile kültürlerarası iletişimde bir “araç” olduğunu ve kültürel bir mesaj aktardığını biliyor muydunuz?
Derin, renkli ve özellikle de “Kültürel zekâyı nasıl geliştirebiliriz?” boyutuyla üstünde çalışılması gereken bir konu bu.
*
Mesai saatleri dışında attığınız mesajlar Kuzey Avrupalılar merceğinden nasıl görünür?
Veya "Türklerin pratik zekâsı" diye bir şey var; bilirsiniz... Ki ben yurt dışında bunun hasretini çekiyorum.
Peki bunun birçok kültürde, kuralların esnetilmesini, prosedürlerin atlanmasını gerektirdiği için “kuralsızlık” olarak nitelendirilebileceği hiç aklınıza gelir miydi?
Ancak...
“İletişim, yargıları susturmakla başlar; farklılıkları anlamakla derinleşir.” diyeyim ve aklınıza gelenler için sözü size bırakayım.
Maison Hannon, Brüksel
Damla Ömür Tantekin











