Kültürel Zekâ Krizi: Japon Otomotiv Devi Neden Küresel Tepkiyle Karşılaştı?
Japon otomotiv devinin ABD'de yaşadığı teknik krizin, kültürel farklılıklar nedeniyle küresel bir güven krizine dönüşmesinin perde arkası ve kültürel zekânın önemi bu haberde ele alınıyor.
2009 yılında Kaliforniya’da Japon markası bir aracın yolda gaz pedalı sıkışmış, araç saatte 190 km hıza ulaşarak kontrolden çıkmış ve kaza yapmıştı. Aynı dönemde bu markanın farklı modellerine ait araçlar da “ani hızlanma” nedeniyle Amerika’da çok sayıda şikayet almaya başlamıştı.
Üretici konuya bir süre sessiz kaldı. Ardından, sorunun bir tasarım hatasından kaynaklandığını açıkladı; sonrasında ise gaz pedalı mekanizmasında sürtünme sorunu olduğunu kabul ederek 2010’da Amerika’da 8,5 milyon aracı geri çağırdı.
Fakat bu olay hiç öngörülemeyecek şekilde ülkeler arası bir krize dönüşmüştü.
Nedeni ise gayet ilginç.
Anlatayım…
*
Ben kültürlerarası iletişim alanında çalışıyor ve eğitimler veriyorum.
Bugün, küresel ölçekte çalışmanın olmazsa olmaz yetkinliklerinden biri hâline gelen bir kavram var: Kültürel Zekâ — yani CQ.
Hepimizi yakından ilgilendiriyor.
Kültürel Zekâ, farklı kültürden kişileri anlayabilmek, gerektiğinde onlara uyumlanabilmek ve farklılıkları yönetebilmek demek. “Bu kültürde veya bu ekipte güven nasıl inşa edilir?” ya da “Benden nasıl bir iletişim, hangi davranış biçimi bekleniyor?” sorularını sorabilme refleksi demek.
Yukarıda anlattığım örnekteki sorun, teknik bir sorun değil; şirketin farklı bir kültürün iletişim beklentisini görememesi ve ona uyumlanamamasıyla ilgiliydi.
Şöyle ki; bahse konu şirket Japonya merkezli.
Japon kültüründe kararlar genellikle üst yönetim onayıyla, temkinli bir şekilde alınıyor. Ayrıca “face-saving” yani itibarı koruma kültürü de baskın.
Bu yüzden krizlerde hızlı açıklama yapmak yerine, önce içeride tartışmak, sonra konuşmak tercih ediliyor.
Oysa Amerikan kültüründe -ve genel olarak Batı’da- hataları kabul etmek, şeffaf davranmak ve sorumluluk almak önemli.
Bu nedenle Japon CEO’nun sessizliği, Japonya’da temkinli bir duruş olarak kabul edilebilecekken; ABD’de bir iletişim hatasına ve güven kaybına dönüşüyor.
*
Geçenlerde sosyal medyada, Hollanda’nın Ankara Büyükelçisi’nin bir videosu vardı. Büyükelçi Wijnands, “Artık çaysız yapamıyorum. Ankaragücü taraftarıyım. Eşim benden market alışverişi yapmamı istediğinde ‘bakarız’ diyorum.” diyerek esprili şekilde Türkiye'ye uyumunu anlatıyordu.
Siz de sanırım hemfikir olursunuz… Çayın Türk kültürüyle bu denli özdeşleşmesinin nedeni, bu kültürde ilişkinin, işe öncelikli tutulmasıdır. Biz önce birbirimizi tanır, güven oluşturur ve ardından iş birlikleri kurarız. Literatürdeki "Affective Trust"ın yani "ilişkiye dayalı güven"in de karşılığı sayılabilir bu.
Öte yandan, Hollanda, Amerika gibi kültürlerde çoğunlukla iş süreçlerindeki profesyonelliğe bakarak, "Cognitive" yani daha performansa dayalı, akıl temelli güven duyulur ve ilişki kurulur.
İkisi de doğru.
İkisi de kendi kültürel bağlamında anlamlı.
Söylemek istediğim şu... Eğer kültürlerarası ortamda var oluyorsanız, işi şansa, sezgilere bırakarak değil; farklılıklara hazırlıkla, bilinçle yaklaşmanız gerekir.
Yol, neyle karşılaşacağını bilene kolaylaşır.









