Karlar içinde büyümek: 11 yaşın cesaret sınavı
Çocuklukta karla kaplı bir yolda tek başına yürümek, korkuyla yüzleşmenin ve vazgeçmemeyi öğrenmenin unutulmaz bir hatırasına dönüştü.
Kar yağdıkça hatırladığım bir hikaye var. Hayal Gücü Merkezi'nin buluşmasında Melissa Dağlı ve Emre Alettin KESKİN'i dinlerken tekrar hatırladım.
Küçükken dünyam iki köyden ibaretti. Biri yaşadığım yer, diğeri ise okulumun olduğu kasaba bile olamayacak kadar küçük bir köy. Aradaki mesafe topu topu 3-4 km arası birşey.
Mesafe ise, sürprizlere gebe tek şey.
Yine de ummadığımız yüzleşmeler çıkarabilecek, kocaman bir karanlık.
11 yaşındayım ve gece kar yağdı.
Her taraf kar. Otobüs durağı öğrencilerle dolu ve herkes otobüsün gelememesi için dua ediyor. Gelmezse mazeret oluşacak ve okula gitmeyeceğiz. Bu da tatil demek, kar topu oynamak, eğlenmek demek.
Neyseki bizi alması gereken otobüs, açılmamamış köy yolunda karların arasında yol alamadı. Gelemezdi de zaten. Her taraf kar. Yol açacak bir ekipman da yok.
Mutlu bir şekilde eve dönerken babamla karşılaştım. İşe gidiyordu ve vasatıya binebilmesi için 2 km kadar yürümesi gerekiyordu.
"Niye okula gitmedin" diye sordu. Ben de "okul servisi gelmedi" dedim. "Olmaz öyle şey" deyip "düş önüme" dedi.
Onun bineceği otobüsün bizi alacağı yere kadar karda yürüdük, biraz bekledikten sonra da otobüs geldi ve okulumun olduğu köyde babamdan ayrıldım.
Sınıfa girdiğimde başka köylerdeki öğrencilerin gelmediğini farkettim. Zaten hoca da, hava koşulları yüzünden bizi erken bıraktı.
Erken bırakması iyi hoştu da köyüme dönebileceğim vasıta yok. Üstelik tek başınayım.
Tek seçeneğim yüreyerek gitmek. Başka çarem yok.
Her taraf bembeyaz. Karın o bastığında gıcırdayan halinde yürüyorsun. Güzel tabi, ama yalnızsın. Yol boyunca gelen ne bir araç var, ne de bir insan.
Hava çok soğuk değil, ama benim bu koşullarda en az 3 km yürümem lazım.
11 yaşındaki bir çocuk için biraz fazla büyük bir sınav.
Yolumun üzerinde bir mezarlık var. Çocuk halimle günün birinde buradan tek başıma geçersem, korkarım dediğim yer. Kafamda önceden senaryolar yazmışım. Hepsi hazırda bekliyor. Bir fobi mi bilmiyorum, ama korkuyu aklıma getiren bir yer işte.
Geri dönmem mümkün değil. Ama çamların, kocaman ağaçların sarmaladığı bir alan. O ortamda kurt da çıkabilir, ayı da.
Yol boyunca hiç insan sesi yok, araba sesi de yok. Karların gıcırtısı tek dostum. En büyük gücüm ise oradan hayal kurarak geçmek. Tabi ki temkini elden bırakmadan. Hayal kurabilmek ne büyük bir yol arkadaşı.
En olmayacak günde, o gün oradan geçmem gerekti. O gün biraz daha büyüdüm.
Geri dönüp baktığımda babama minnettarım. Bana bu türden bir deneyim mi yaşatmak istedi bilmiyorum. Muhtemelen hayır. Ama net bir şekilde kolay vazgeçen olmamı istemedi.
Hayat kendi içinde çok özel, ama her günümüz de sütliman değil. Vazgeçmek bir seçenek, ama hep kolay olan.
Engel, beynimizin içindekilerden ibaret. Engelleri hep mi yanımızda taşıyacağız, yoksa günü geldiğinde vedalaşabilecek miyiz?
Ne zaman bir merhaleyi aşmam gerekse, "karlar ve 11 yaşındaki ben" hep güçlü bir hatırlatıcı.
Bizi büyüten hikayeler var.
Siz de br hikayenizi paylaşmak ister misiniz









