Kanuni Sultan Süleyman'ın Zigetvar'daki Son Günleri

Kanuni Sultan Süleyman'ın Zigetvar'daki son günleri ve Osmanlı'nın Avrupa üzerindeki etkisi. Sanat, bilim ve gündelik hayatta Osmanlı etkisinin izleri.

Kanuni Sultan Süleyman'ın Zigetvar'daki Son Günleri

6 Eylül 1566'da Macaristan'daki Zigetvar Kuşatması'nda, Osmanlı'nın zaferinin hemen öncesinde Sultan Süleyman 71 yaşında öldü. Sadrazam Sokollu Mehmed Paşa ölümünü gizli tuttu. Zigetvar'ın dışında gömüldü.

Fetihten sonra mezar yerinin üzerine inşa edilen türbe, kutsal bir yer hatta haç yeri olarak kabul gördü. On yıl içinde yakınına bir camii ve Sufi hastanesi de inşa edildi. 24 saat boyunca bir garnizon tarafından korundu. Neden sonra buradan çekilirken naaşı Süleymaniye Camii'ne nakledildi.

Batı'da Muhteşem Süleyman Doğu'da ise adaletli yönetimine atfen Kanuni Sultan Süleyman olarak 46 yıl boyunca Osmanlı İmparatorluğu'na hükmetti. Bu sürenin en az 10 yılı at sırtında seferlerle geçti.

Kuşkusuz Kanuni, Osmanlı İmparatorluğu'nun en uzun süre hükmeden, en çok sefere çıkan ve en uzun süre seferde kalan padişahıdır.

Geçen yazımda kültürler arası etkileşimin en enfes örneği olarak Osmanlı'nın Batı'yı nasıl etkisi altına aldığından, müzikten resime hatta gündelik hayattaki tavır ve jestlerle ilgi odağı haline geldiğinden bahsetmiştim.

Dönemin o çok ünlü Batılı bestecileri ve ressamları eserlerinde Avrupa'da şekillenen yeni medeniyeti ilham kaynağı olarak gördüler. Yine bu devirde Osmanlı padişahları çok sayıda esere konu oldular.

Yalnız Kanuni Sultan Süleyman için yirmi tane opera bestelenmiş düşünebiliyor musunuz?
Yüzlerce portresi de cabası.

Görselini paylaştığım resimde Hans Eworth Kanuni'yi Macaristan Seferi’nde atının üzerinde resmetmiş.

Yalnız Batı’da değil Osmanlı Sarayı'nda da bu döneme ilişkin minyatür sanatının en güzel örnekleri verilmiş.
Minyatür sadece resim olmakla kalmamıştı malum, tarihi olaylar yazma olarak kayda geçirilirken bir yandan metinle ilişkili resimler belgeleyici bir nitelik kazanmıştı.

Dönemin minyatürlerinde, yine meydan savaşlarında etkin roldeki Padişah ve atlı sipahileri bol bol betimlenmişler.

Altın yahut gümüşten yapılmış ve göz alıcı süslemeli taşlara sahip Türk tipi eyerleri üzerinde, Osmanlı'nın maharetli sipahileri gibisini daha evvel görmeyen Batılılar onlara hayranlık beslemişler.

Ama fetihler vasıtasıyla ama diplomatik, akademik ve ticari sebeplerle Osmanlı biniciliğine ve koşum takımlarına dair çeşitli eserler yayımlamışlar.

İlginç bir bilgi vereyim;

"Türk Eyeri - Sella Turcica" günümüz tıbbında en sık kullanılan anatomik terimlerden biri. 1578 doğumlu Flaman anatomist hekim Spigelius tarafından literatüre kazandırılmış.

Kafatasında hipofiz bezinin yer aldığı bir çukur bulunuyor. Bu çukur, bir vakitler Türkler tarafından kullanılan, kültür ve sanata etki eden eyerlere tıpatıp benzediğinden bu isimle anılıyor.

⚘️

Kültürlerarası iletişim ve alışveriş zaman ve mekandan bağımsız olduğunu ispatlıyor. Bana kalırsa farkedildiği ve beslendiği sürece varoluyor.

Lakin dünya 500 yıl öncesine göre kendi içine kapanmış, diğer kültürlerden gelen unsurları göz ardı etmiş gibime geliyor.
Doğu'dan Batı'ya etkileşime böylesi kapalı olmak çeşitliliğin ve yeni sinerjilerin çıkmasında büyük bir engel değil mi?

Onur Küçükkaramıklı

 Co-Founder at SONA Underwater Dive Technology