Kanuni Sultan Süleyman Macaristan İmparatorluğu'nu fethettikten sonra yönünü Avusturya'ya çevirmişti.

Osmanlı ve Avusturya arasındaki tarihi mücadele, Mehter müziğinin Avrupa’daki etkileri ve Mozart’ın eserlerine yansıyan Osmanlı esintileri. Kültürel etkileşimin izinde tarih ve müziğin buluşması.

Kanuni Sultan Süleyman Macaristan İmparatorluğu'nu fethettikten sonra yönünü Avusturya'ya çevirmişti.

TURKİYE GÜNLÜĞÜ / TARİH

Kanuni Sultan Süleyman Macaristan İmparatorluğu'nu fethettikten sonra yönünü Avusturya'ya çevirmişti.

1529 ilk Viyana Kuşatması'nı milat sayarsak, bir tarihi dönem, Osmanlı İmparatorluğu ile Habsburg Hanedanı tarafından yönetilen Avusturya-Macaristan İmparatorluğu arasında 250 yıl süren güç mücadelesine tanık olacaktı.

Tarihler 1683'ü gösterirken Osmanlı İmparatorluğu yeniden Viyana kapılarına dayanıyordu lakin Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa'nın arka arkaya yaptığı hatalar nedeniyle yine eli boş dönüyordu.

Osmanlı İmparatorluğu kuşkusuz Avrupa'da olanca görkemi ile ağırlığını ortaya koyuyor, kendine "Cihan Devleti" olma hüviyeti kazandıran tesiri savaş kazanamasa dahi devam ediyordu.

Başarısız seferlere rağmen Osmanlı izlerini savaş meydanlarından çok melodilerde bırakıyordu. Viyana’da Türk modası baş göstermişti bile. Müzikte, tiyatroda hatta gündelik yaşamın jest ve tavırlarında kendine yer buluyordu.

İşte tam da bu dönemi anlatan Macar müzik tarihçileri, şarkılarının bazı mısralarını Macarca, bazılarını Türkçe okuyan 'trubadur'lardan bahsederler.
Bu trubadurlar, Türk Mehteran Müziği ile Avrupa Halk Müziği arasında bir köprü kurarlar...

Osmanlı askeri ve siyasi ihtişamını ritimlerle anlatıyordu zaten. Üstelik mehter yalnız ritmiyle değil, sembolizmiyle de bir gücün ve aidiyetin melodik manifestosuydu. Sultanlar için çalınan melodiler, hücum marşları, fethedilen şehirlerin ortasında yankılanan zafer melodileri…

Mehterin efsunlu tınısı, yalnız Viyana’ya değil çok ötesinde tüm Avrupa'ya yayılmıştı artık.

Türk Marşı'nı biliyorsunuzdur.
Wolfgang Amadeus Mozart, Yeniçerilerin arasında bulunmadı belki, Mehteran Takımı'nı birebir hiç dinlemedi ama o yankılar muhakkak kulağına çalınmıştı.

Bu marş, mehterin zafer narâları, Osmanlı zillerinin etkileyici tınısı ile Mozart’ın dahiyane müzikal zekasını biraraya getiren mozaikten başka birşey değil.
Bundan sebep yalnız bir müzik eseri değil kültürel etkileşim hikayesidir, bence.

Videosunu paylaştığım bir diğer Mozart eseri ise o çok ünlü "Saraydan Kız Kaçırma" operasından bir kuple sadece.

İlk kez Viyana'da, Mozart'ın bizzat yönetiminde 1782'de sahnelenen eser basına; "Yüzyıl önce şehri dehşete düşüren şey- II. Viyana Kuşatması 1683- bugün Viyana halkını neşelendiriyor." diye yansır. Opera sanatında İtalyanca hakimiyetini ilk kıran ve Almanca sergilenen opera olur.

Komedi unsurları barındıran üç perdelik eserde olaylar Topkapı Sarayı'nda geçer. Mozart,Türklerin kin tutmak yerine merhamete önem vermesine dikkatleri çeker.
Nefis repertuarı yine mehteran ritmlerinden esinlendiğinden dinlenmesi ve izlenmesi çok zevklidir.

Bu eserleri dinlerken yahut izlerken geçmişin derinliklerinden bugüne gelen bir tarihe şahitlik ediyoruz.

Geçmişin izleri, savaş meydanlarından müzik eserlerine, Osmanlı ordugâhından Opera salonlarına kadar uzanıyor ve her notasında, Mozart'ın dahiyane maharetiyle bu Türk esintileri sahnesinden dünyaya sesleniyor:
Zamansız, sınır tanımaz ve dinlenmeye değer...

Onur Küçükkaramıklı

 Co-Founder at SONA Underwater Dive Technology