Kadın Haklarının İzinde: Mary Wollstonecraft’tan Bugüne Uzanan Bir Miras
Mary Wollstonecraft’ın feminizmin kurucu metinlerinden “Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi” üzerinden başlayan kadın özgürlüğü mücadelesi, günümüzde iş hayatındaki küçük ayrımcı cümlelerde dahi sürüyor.
TÜRKİYE GÜNLÜĞÜ / BODRUM
Çok tanıdık olduğunu varsaydığım yerden başlayalım bu hafta…
Takım çalışması sırasında birinin notları tutması istendiğinde, masadaki tek kadına birinin dönüp “Senin yazın daha güzeldir, notları sen toparla” demesi
Tansiyonun çok yükseldiği bir tartışmada çalışma arkadaşının karşısındaki kadına “Kadın olmasaydın, sana neler söyleyeceğimi biliyorum ama susuyorum şimdi” diye çıkışması
Ya da mülakat sırasında sorulan “Yakında evlenmeyi düşünüyor musunuz?” sorusu
İki binli yılların ilk çeyreğini tamamlarken hala duyduğumuz yerdeyim, zaman zaman “şaka kredisiyle” geçiştirilmeye çalışılan ancak asıl büyük resmi ele veren küçük cümlelerdeyim. Önümüzdeki birkaç hafta merakın kadın halinin merakını feminizm hareketi üzerinden konuşacağız, şiddete başvurmayarak yol alabilen belki de tek hareketten alacak derslerimiz olabilir niyetiyle…
Fransız Devriminin Ardından
“Liberté, égalité, fraternité” Fransız Devriminin meşhur üçlemesi, Türkçesi “Özgürlük, eşitlik, kardeşlik”… İlk bakışta çok güçlü ve cesur bir sesleniş, ancak sadece erkekler için. Kardeşlik de biraderler arasında tanımlanan bir kardeşlik, kadınlar için özgürlük, eşitlik ve kardeşlik pek söz konusu değil. İnsanın karşılığı ise sadece beyaz erkek
Kadının politikada, sanatta, bilimde ya da felsefede bir adı yokken, kadının yeri evinin duvarları arasındayken, sizi kalemiyle bu duruma baş kaldıran Mary Wollstonecraft ile tanışmaya davet etmek isterim. 1792 yılında “Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi” eserinde sorduğu tek bir soruyu biraz da büyüterek: “Kadın da akıl sahibi bir varlıksa, neden insan haklarının dışında tutuluyor?”
Otoriteye Meydan Okuyan Merak
Sanayileşmenin başladığı, bilimle ve sanatla dünyanın yeniden tanımlandığı yıllardayız. İlk referansımız ise John Locke ve onun boş levhasından; hatırlayalım dünyaya “boş bir levha” gibi gelmiştik ve eğitimle şekilleniyorduk, ya da “Tabula rasa” olarak da özetleyebiliriz. Ancak bu eğitim sadece erkekler için geçerliydi, kadınların bu levhayı doldurmakla bir işi olmasa da olurdu.
Toplum sözleşmesinden bildiğimiz Jean-Jacques Rousseau ise kadınların da eğitilmesi gerektiğini savunuyordu, ancak bu eğitim kocalarına uyum sağlasınlar, çocuklara daha iyi bakabilsinler ve evi daha iyi çekip çevirebilsinler diye tasarlanan bir eğitim olmalıydı. Erkek konforunun bir uzantısı eğitimden söz ediyordu.
Wollstonecraft’ın karşı çıktığı nokta ise kadının eğitilmesinin erkeğe daha iyi eş olması için değil, insan olarak var olabilmeleri için olduğu içindi. Kadını bir hak öznesi olarak görmediği için evlilik kurumunun da karşısında durmayı seçti, çünkü bir anlamda kölelik kadın için devam ediyordu.
Kısa Yaşam Öyküsüyle Mary Wollstonecraft (1759 -1797)
Londra’da şiddet dolu bir aile ortamında mali sıkıntılarla geçen bir çocukluk dönemi, onun eğitim olasılıklarını kısıtlasa da, Wollstonecraft okumaya ve yazmaya her zaman tutkuyla sarılır. Genç yaşta mürebbiyelik yaparken 1787’de Kız Çocuklarının Eğitimi üzerine düşüncelerini yazar. Modern Feminizmin kurucu metinlerinden biri olarak kabul gören Kadın Haklarının Gerekçelendirilmesi eserinin ardından da Fransa’ya gider. Devrimi yakından takip ederken, kadınların dışlanmasını da eleştirmeye doğal olarak devam eder. Evlilik kurumuna inanmadığı için, yaşadığı ilişkilerle toplumda pek saygı görmediğini, biraz “skandal bir kadın” olarak etiketlendiğini de ekleyelim.
1797 yılında yazar William Godwin ile evlenip ikinci kızı Mary Shelley’i dünyaya getirdikten on gün sonra enfeksiyon nedeniyle hayatını kaybeder. Kadınların özgürlüğünü savunan bu kadın, en temel sağlık hakkına erişemeden, 38 yaşında hayata veda eder. Ve kızı yıllar sonra “Frankenstein”ı yazar. Biraz fazla okumayla Wollstonecraft’ın “İnsan kimdir?” sorusunun gotik bir yansıması ortaya çıkmış da olabilir mi diye merak edebiliriz mesela
Yan Masadan Gelen Sesler
O dönemde Wollstonecraft tabii ki yalnız değildi, 1791 yılında Fransız Devrimi’nin ortasında Olympe de Gouges “Kadın ve Yurttaş Hakları Bildirgesi”ni yazarak kadınları da meşhur slogana dahil etmek istemişti, ancak sonu giyotin oldu.
Biraz daha ilerde liberal düşüncenin içinden yükselen John Stuart Mill’in sesini de buraya ekleyebiliriz. Bütünün faydasını öne çıkaran Mill, ekonomi lensiyle “Kadınların Özgürlüğü Üzerine” kitabında kadınların oy hakkını savundu. Sorusu ise çok temizdi: “Bir toplum nüfusunun yarısını dışlarsa, kendi potansiyelini nasıl gerçekleştirebilir?”
Erkeklerin tartışmasız her yönden üstün olduklarını kabul gören bir toplumda cesaretle kadınların özgürlüğünü, anayasal haklarını konuşmak hiç kolay değildi. Burası henüz ilk dalga…
Tam bu noktada küçük bir mola ile birlikte düşünelim: Bu sabah Wollstonecraft bizimle birlikte Yönetim Kurulunda masaya gelse neler sorardı?
Yapay zekâya neredeyse market alışverişi dahil her kararımızı taşıdığımız, genetik mühendisliğinin hediyelerini umutla beklediğimiz bu dönemde hala “çalışan kadın”, “çalışan anne”, “kadın yönetici” tanımlamalarını kendisine nasıl açıklayabiliriz hiçbir fikrim olmadan devam ediyorum.
Muhtemelen neden masanın etrafında bu kadar az kadın olduğunu sorarak başlardı. Sonrasında burada alınan kararların gerçekten herkes için mi, yoksa ayrıcalıklı bir grup için mi olduğunu merak ederdi. Ücret paketlerinden, eğitim/ gelişim fırsat eşitliğini yeniden sorgulardı, liyakatın hala cinsiyetle mi ölçüldüğünü merak ederdi. Can tavanlardan hala bahsediyorsak, adı kadınla başlayan topluluklara hala ihtiyaç duyuyorsak alacak daha çok yolumuz olduğunda hem fikir olabiliriz kendisiyle…
Ez cümle birinci dalganın mirası, içine biraz da merak kattığımızda bize şunu hatırlatıyor: Merak bilmenin ötesinde; adaletin peşine düşecek cesareti de gerektirir.
Mine, Bodrum
Mine Kobal Ok
Curious Thinker I Reimagining Leadership I Reshaping Culture- minekobalok.com (Kişisel)
- mct.com.tr (Şirket)













