Kadın Filozof Hypatia’nın Katli: Tarihsel Bir Sembol mü?
Hypatia’nın ölümü, kadınlara yönelik tarihsel şiddetin ve toplumsal çöküşün sembolü olarak kabul ediliyor.
TÜRKİYE GÜNLÜĞÜ / TARİH
Pek çoğunuz resimdeki sahneyi Hypatia’nın hayatını konu alan Agora filminden hatırlayacaksınız.
Bilinen ilk kadın filozof, matematikçi ve astronom Hypatia'nın katli bir semboldü.
Neyin sembolüydü peki?
'Etik ve toplumsal gerginlik zamanlarında, kadınlara yönelik şiddetin tarihteki en kritik dönüm noktasına örnekti' desem yeterli olur sanırım.
Carl Sagan kendi yazdığı Cosmos belgeselinde Hypatia'ın ölümünü şöyle anlatıyor:
"415 yılında, işine giderken Cyril'in cemaatinden fanatik bir kalabalık tarafından saldırıya uğradı. Onu arabasından zorla indirdiler, sürüklediler, giysilerini yırttılar, taşladılar ve etini kemiklerinden sıyırdılar. Kalıntıları yakıldı, eserleri silindi, adı unutuldu."
hashtagHypatia Atina ve Roma'da eğitimini tamamladıktan sonra 400 yılında eve döndü ve İskenderiye Kütüphanesi'ndeki Platon Okulu'nda ders vermeye başladı. Bu okulda pek çok dini inanca sahip öğrencilerine Platon ve Aristoteles'in öğretilerini öğretti. Aralarında İskenderiye Valisi Orestes de vardı.
Hristiyanlığın İskenderiye'ye egemen olduğu bu yıllarda Piskopos Cyril'n Hypatia'yı hedef alarak halkı İncil'den alıntılarla kışkırttı, dinsiz ve büyücü olarak tanımlayan çabaları nihayet sonuç verdi.
☆
Hypatia'ya yönelik şiddet örüntüsü esasen trajik şekilde tarih boyunca devam etti. Çeşitli kültürler ve çağlarda çeşitli biçimlerde ortaya çıktı ve çıkmaya devam ediyor.
İnsanlık; insan hakları, sosyal adalet ve cinsiyet eşitliği gibi konularda önemli ilerlemeler kaydetmiş olsa dahi, kadınlara yönelik şiddeti maalesef ortadan kaldırmayı başaramadı.
Değişim gösterse bile farklı biçimlerde yaşamaya devam ediyor; aile içi şiddet, kadın cinayetleri, taciz, tecavüz ve sistemsel eşitsizlikler...
İster dini, ister politik yahut kültürel olsun, aşırılığın yükselişi toplumsal çürümeyi hızlandırıcı bir etkiye sahip olmuş tarih sahnesinde.
Hypatia'nın öldürülmesine yol açan ahlaki ve etik çöküş, bugün ne yazık ki tanık olduğumuz kadınlara yönelik şiddetin bir yansıması gibime geliyor.
Onun durumunda, İskenderiye'de Hristiyanlığın artan hakimiyeti ve Piskopos Cyril'in etkisinin yükselişi, Hypatia gibi Hristiyan olmayan filozofların tehdit olarak görüldüğü bir ortam yarattı.
Cyril'in şiddeti kışkırtmak için dini söylemi kullanması, kültürel ve dini aşırılığın toplumsal huzursuzluğu nasıl körükleyebileceğini ve "öteki" olarak algılananlara yönelik saldırıları nasıl teşvik edebileceğini göstermesi bakımından önemli bana sorarsanız.
Etik ve ahlaki yapı kötüleştikçe, toplum içindeki topluluk ve paylaşılan sorumluluk duygusu zayıflar. Tarih sahnesinde benzer sosyal çöküş zamanlarında görüldüğü üzere, empati ve karşılıklı saygı yerini, çıkar, korku ve düşmanlığa terk eder. Toplumsal bağlar zayıflar ve şiddet daha olası hale gelir.
Ve özellikle kadınları ikincil rollere yerleştiren kültürel normların olduğu toplumlarda hem tarihsel olarak hem günümüzde yüksek şiddet seviyeleriyle ilişkin hikayelerin arttığına hem şaşırır ve hem şahitlik ederiz.











