Kaçak avcılar tarafından boynuzu kesilen bir gergedan...

Boynuz bir yansımasıdır gergedanın.

Kaçak avcılar tarafından boynuzu kesilen bir gergedan...
Geçen gün instagramda kaçak avcılar tarafından boynuzu kesilen bir gergedanın görüntülerine rastladım. Koparılan boynuzdan geriye kalan derin ve kanlı çukurla ölmeden önce bitap düşmüş şekilde geziniyordu. Boynuz ne anlamlı şeydir gergedan için. Onu dış dünyanın olumsuz etkilerinden koruyan ömürlük muhafaza emiri. Onsuz artık varlığı korkunun esiri olmuştur. Onsuz artık ne ferahfeza gezintiler ne de ileriye dair planlar kalmıştır. Açık bir yarayla ve ömürlük parçan senden koparılmış halde yalnızsındır. Oysa boynuzu mevcutken “asil” bir yalnızlık sembolü olan gergedan boynuzsuz, köşede kalmış bakımsız bir ihtiyar ya da yatalağın korumasız ve “aciz” yalnızlığına mahkûmdur artık.

Boynuz bir yansımasıdır gergedanın. Uzun yıllar neticesinde olgunlaşan kemikleşmiş parçası. Bir organdan bir beden çıkıntısından çok daha fazlası. Burnunun ucunda; gözünün önünden hiç ayırmadığı bir dublesi, bir ikinci “ben”idir. Gözünün her zaman ilk gördüğü ve gövdesiyle her dönüşünde ya da başıyla her manevrasında onun ilk sırdaşı.

Bana bir gergedanla boynuzu arasındaki ilişkiyi daha derinlemesine duyumsatacak bir kelime arıyorum. Lügatlerde derdimi daha iyi tanımlayacak bir mâna olmalı. Beynimin bir köşesinde belki bir zamanlar rafa kaldırılmış bir kelime: “Karn” arapça boynuz demek. Aynı zamanda yüzyıl ya da asır demek. Chronos ya da krono zaman demek ve yine boynuzla bir ilintisi olmalı. Yani “zaman”la bir münasebeti var boynuzun. Kesilen boynuz gergedan için çalınan zamandır. Ondan koparılan bir ömür; pervasızca koşuşturmalar, suyun sesi, yeşilin rengi, kur yapılacak dişiler, emzirilecek yavrular, kalın derinin altında saklanan hatıralar. Koparılan boynuz tüm mekânın başına yıkılması; devrilen ağaçlar, yıkılan sular. Bütün manzaraların öncüsü ve pişdarı, kilosu birkaç bin dolardan alıcı bulacaktır artık.

Bir gergedan olamadığımız için hatıralarımız günlük. Yanı başımızda; gözümüzün önünde her an her saniye zuhuru ilhamlar sunan ikindilerimiz yok. Binlerce yılda yükselip mamur hale gelen şehirlerin bizden kopuşu yeryüzündeki anlamımızı da beraberinde götürürken asil olmasa bile acınacak bir yalnızlığımız bile yok. Yırtlaz ve geveze kalabalıklar, meydanlarda kaynayan yemek kazanları, bolca moloz ve azca demir. Yokluğu ve azlığı canımızı acıtan anca demir. Arkasından ağladığımız; periyodik cetvelden bir elementin eksik kullanımı. Zaman; kendisini olanaklı kılan mekânın kıymetini bilmeyenleri yitip giden donatılar için ağlatır. Evladın gibi sarılırsın sonra demirlere. Betona şiirler yazarsın..

Gergedan devasa boşlukla çaresizce son yolculuğunu yapıyordu. Ve sonra, birkaç adım sonra tökezleyip yuvarlandı. O heybete yakışmayan bir çaresizlikle. Savanada saklanmak pek de olası değildi zira. Öyle ya; saklanmak mümkün olsa da yürekli gergedan hiç alışmamıştı saklanmaya. Bilmediği bir dilde ölüp gitti. Bilmediğimiz dillerde ölüp gittiğimiz gibi.

can küçükşahin

mühendis
Resim önizleme