İYİ NİYET YETMEDİĞİNDE - ARI KOVANINDAN ÖĞRENEBİLECEKLERİMİZ
Bernard Mandeville’in “Arı Kovanı” metaforu, yönetim kurullarına sistem tasarımını iyi niyet yerine teşvik ve yaptırımlar üzerinden düşünme çağrısı yapıyor.
Bernard Mandeville’den Yönetim Kurulunu rahatsız edecek sorular
Yönetim Kurulu’nda Felsefe serisinde, farklı görüşlere açık olmayı; sağlıklı tartışmalara ve yeni sorulara alan açmayı önemsiyorum. Bu haftaki yazıda da bu yaklaşımın verdiği “krediyle”, biraz zorlanmayı ve rahatsız olmayı davet edelim istedim. Bu yazı taraf tutan bir yerden gelmese de, soruların riskini ve ağırlığını masaya koyuyor. Ve fonda her sorunun bir şekilde tarafı olduğunu bilerek…
Başlamadan önce sıkça başvurduğumuz, neredeyse refleks haline gelmiş bir varsayımı hatırlayalım: İyi niyetli insanlar, doğru değerleri yaşatır ve sürdürülebilir, bütünün faydasına hizmet eden sonuçlar üretir.
Bu düşünce hattı hepimiz için rahatlatıcı. Ancak gerçekten sistemler insanların iyi niyetlerinden beslenerek mi çalışıyor? Yoksa sistemleri ayakta tutan şey, iyi ol(a)madığımızda ne olacağını önceden tanımlayan tasarımlar mı?
Bu sorunun temiz siyah–beyaz bir yanıtı olmasa da, yaklaşık üç yüz yıl önce bu sorunun peşine düşmüş ve bunun bedelini de yalnızlıkla ödemiş bir düşünür var. Çok sık referans verilen isimlerden biri olmadığı için, onu “tanıştırarak” başlamak istedim.
Bu Haftanın Referansı: Bernard Mandeville
Bernard Mandeville, 1670 yılında Rotterdam’da doğar. Hayatı boyunca ne tam anlamıyla Hollandalı olur ne de İngiliz. Düşünce tarzı da bu arada kalmışlık hâliyle şekillenir.
Mandeville tıp eğitimi alır. İnsan bedenine baktığında, onu kusursuz bir düzen olarak değil; çoğu zaman kontrolsüz, çelişkili ama yine de işleyen bir tasarım olarak görecektir. Bu biyolojik bakış, insan ve toplum anlayışına da şekillendirir, dolasıyla yüce ideallerden çok; arzuları, korkuları ve dürtüleri merkeze almayı seçer.
Yaşadığı döneme, 18. Yüzyıl başındaki Londra’ya baktığımızda ise endüstri devriminin ilk izleriyle birlikte ticaretin hızla büyüdüğünü, yeni bir burjuvazinin ortaya çıktığını, lüks tüketimin yaygınlaştığını ve buna eşlik eden büyük ahlaki söylemlerin çoğaldığını görürüz.
Herkes lüksten şikâyet ederken, yine de kendi dünyasında herkes lükse ulaşmaya çalışır. Mandeville’I rahatsız eden bu çelişki “The Fable of the Bees” ile bir kitaba dönüşür. Kitap yayımlandığında ise bolca tepki alır; dini çevrelerin hedefi hâline gelir, ahlaksızlıkla suçlanır ve akademik dünyada uzun süre yer bulamaz.
Bir Arı Kovanı Masalı
Mandeville, insanları düşünmeye davet eden masalında son derece güçlü bir metafor kullanır: Arı kovanı. Kovan düzenlidir, çalışkandır ve verimlidir, ancak arıların erdemli olup olmadığını bilecek bir girdimiz olmaz.
Masaldaki arılar hırslı ve rekabetçidir, tabii ki gösterişi de sever. Daha fazlasını elde etmek arılar için güçlü bir çalışma motivasyonudur ve “kovanın iyiliği” gibi bireysel inisiyatif alacakları bir ihtiyaç da olmaz. Tam da bu yüzden kovanda iş bölümü oluşur, üretim artar ve kovan büyür. Ez cümle “Kovan, arıların niyetiyle değil; kovanın tasarımıyla büyür.”
Masalın Kırılma Anı
Bir gün arılar “erdemli” olmaya karar verir. Gösterişten vazgeçerler, hırslarını bastırırlar ve daha fazlası için çaba göstermemeyi seçerler. Sonuç tahmin edilebilirdir: Tüketim düşer, uzmanlıkların anlamı zayıflar, üretim yavaşlar ve kovan küçülür.
Mandeville burada “erdem kötüdür” demez. Sadece şunu hatırlatır: Erdeme dayanarak sürdürülebilir bir sistem kuramayız. Rahatsız eden yer de tam olarak burasıdır.
Kurumsal Dünyaya Yaklaşmayı Denersek…
Arıları liderler ve çalışanlar olarak, kovanı organizasyon ya da daha geniş bir lensle piyasa ve ekosistem olarak düşünebiliriz. Bal ise yaratılan değer, etki ve kâr olabilir.
Kurum lensiyle sıkça kullandığımız varsayım şudur: “İnsanlar iyi niyetli olursa sistem çalışır.”
Mandeville’in temel itirazının da merkezi burası olur; Ona göre iyi niyet bir yalnızca bir temenni olabilir, ama tasarım ilkesi olamaz. İyi bir sistem tasarımı; insanların nasıl rekabet edeceğini, kısa yolları nasıl arayabileceğini ve zaman zaman sadece kendi çıkarını nasıl önceleyebileceğini hesaba katmak zorundadır. Çünkü insanlar kusurludur, irasyoneldir ve öngörülemez. Ve insanlar iyi davranmadığında, sistemde bunun karşılığının ne olacağı net değilse, sistem kırılgan hâle gelir.
Küçük Ama Kritik Bir Soru
“Peki Norveç, Danimarka ya da Japonya gibi örnekleri Mandeville nasıl açıklardı?” diye sorarsak, muhtemelen düşük suç oranlarını yüksek erdemle açıklamazdı. Dikkatimizi caydırıcılığı yüksek yaptırımlara, net tanımlanmış kamu düzenine ve sıkı biçimde uygulanan kurallara çekerdi. Yani Mandeville’e göre mesele insanların ne kadar iyi olduğu değil, iyi olmadıklarında ne olacağıdır.
Yönetim Kurulu İçin Rahatsız Edici Sorular
* Sistemlerimizi insanların iyi niyeti üzerine mi, yoksa çıkar peşinde koşacakları kabulüyle mi inşa ediyoruz?
* Hangi davranışları kınıyor, hangilerini fiilen ödüllendiriyoruz?
* Performans düştüğünde yalnızca “değerleri” mi konuşuyoruz, yoksa kurumsal mimariyi de resme dahil ediyor muyuz?
* Kısacası, insanların iyi olmasını mı bekliyoruz; yoksa iyi olmadıklarında da çalışan bir sistem mi kurduk?
Bu soruları sistemin bir parçası olarak yüksek sesle sormak rahatsız edici. “Benim niyetim iyi” diyerek sıyrılamayacağımız bir yere çağırsa da; günün sonunda üretken olduklarını da kabul edebiliriz.
Felsefe yapmak, düşünmek ve çoğu zaman birlikte düşünmek ikircikli bir yerden geliyor, bu hafta birlikte bunu denedik ve buraya kadar geldiyseniz, özel teşekkürler…
Mine, Göktürk
Mine Kobal Ok
- minekobalok.com (Kişisel)
- mct.com.tr (Şirket)













