İSTİSNA HALİNİN BEDELİ: GIORGIO AGAMBEN

Giorgio Agamben’in “istisna hali” kavramı, modern yönetimlerde olağanüstünün nasıl kalıcılaştığını ve karar süreçlerinde görünmezliğin nasıl üretildiğini tartışmaya açıyor.

İSTİSNA HALİNİN BEDELİ: GIORGIO AGAMBEN

Bazı düşünürlerin daveti masaya getirilen gündem üzerinden olur; karar alınacak başlıklar, olası riskler ya da kritik fırsatlar gibi… Burası hepimize tanıdık gelen yer…

Bazı düşünürler ise tartışmayı masanın kendisinden başlatmayı tercih eder; “Bu masa ne zaman kuruldu?”,  “Kimler etrafında, kimler dışında kaldı?” ve “Bu masada hangi konular artık tartışma konusu olmaktan çıktı?” gibi sorularıyla biraz rahatsızlık yaratmaktan hiç çekinmez.

Bu hafta Yönetim Kurulu’nda ikinci ürden bir düşünürü Giorgio Agamben’i ağırlıyoruz; masadaki gündemin ötesinde, o gündemin nasıl mümkün hale geldiğini biraz daha kurcalayabilmek niyetiyle… Son cümlemi başta söylemek gerekirse; Agamben bize bir çözüm önermeyecek ancak muhtemelen ikircikli bir yerden masayı yerinden oynatacak.

Önce Agamben ile Tanışalım

Giorgio Agamben 1942’de Roma’da doğar, ancak biyografilerde sık rastlanan türden “entelektüel bir aile” hikâyesi ile karşılaşmayız. Onun yerine orta sınıftan ve ideolojik olarak keskin sınırları olmayan bir çevre görürüz. Şimdi biraz fazla okuma yaparak Agamben’in düşünce güzergahını hiç bir disipline tam olarak yerleştiremeyişimizi belki böyle ilişkilendirebiliriz. Agamben’in çalışmaları dil felsefesinin etrafında dolanır, ayrıca siyaset ile hukuk fonda hep yer alırken, ebebiyat ve estetiği de bir şekilde kapsar. Çok yönlülüğü ve mesafeli duruşu bir şekilde birlikte ilerler.

1960’ların sonunda katıldığı Martin Heidegger seminerlerinin kendisi için bir dönüm noktası olduğunu biliyoruz. Orada karşılaştığı “Varlık bazen askıya alındığı yerde görünür olur.” fikrini yıllar sonra merkezine alır, içine biraz Roma hukuku katar ve modern devlet eleştirisi olarak ortaya çıkarır. Ya da daha temiz bir ifadeyle “İstisna Hali”nin temelini inşa eder. “Normal” dediğimiz her neyse, onun kırılganlığı ile hepimiz böylece yüzleşiriz.

Felsefesini yaşayan isimlerden biri Agamben, uzun yıllar üniversitelerde ders verse de akademiye tam olarak yerleşmemeyi seçer, bu itirazı çok yüksek sesle olmaz, bir duruş olarak mesafesini korur, geri çekilir ve protesto eder.

“İstisna Hali” Ne Ola ki?

Agamben’in ifadesiyle; modern iktidar kendini en çok istisna hali üzerinden tanımlar. Şöyle ki; istisna halinde hukuk hala sahnede kalmaya devam eder, ancak bildiğimiz kurallar geçerliliğini koruyamaz. Dolayısıyla ortada söz edebileceğimiz bir boşluk olmaz ve karar alınmaya devam edilir. Bu nedenle de “istisna hali” son derece aktif bir yönetim biçimine dönüşür. Başta geçici bir dönem mesajı tekrarlansa da; krizler, belirsizlik ve hız beklentisinden cesaretle bu geçici dönemden yakın gelecekte çıkılmaz ve bir şekilde kalıcı hale dönüşür. Agamben’e göre bu bir uyarı değil, artık bir teşhistir.

“İstisna hali giderek kural haline gelmiştir.”

— Giorgio Agamben

Burada rahatsız edici olan ve ikileme düştüğümüz nokta kararların hızlanmasıdır, ancak sorumluluk eş zamanlı olarak silikleşir. Kimse “normun” ne oluğunu sormaz, çünkü sistemi yavaşlatan kişi olarak etiketlenme riskini almak istemez, sorsa da pratikte bir karşılığı olmayacaktır.

En Sessiz Yönetim Tekniği: Görünmezlik

Kuralları askıya almanın toplam paketinde görünmezlik de yer alır. Kimse açıkça dışlanmasa da, bir anlam kayması olur ve kağıt üzerinde roller/ sorumluluklar, tanımlanmış prensipler olsa da sağlıklı tartışmalar yerini yapay bir uyuma bırakır. İstisnalara alan açtıkça, görünmezliği de büyüten bir döngü el biriliğiyle yaratılır. Bu da zaman içinde pek konforlu (!) bir yönetim tekniğine dönüşür, artık masada “hayır” diyen aykırı sesler kısılmıştır. Bu arada tüm bu olanlar masanın etrafındakilere gayet makul görünebilir, çünkü yapay da olsa uyumlu olma çabası profesyonel olmanın bir gerekliliği olarak çok daha güvenli algılanır.

Agamben’in bakış açısı ve radikal gerçekliği rahatsız ettiyse açılıştaki masaya ve kurumsal dünyaya dönmek için iyi bir yerde olabiliriz.

Hangi cümleleri sıklıkla duyarız derseniz…

“Bu süreç şu an için lüks…”

“Normal şartlarda böyle yapmazdık, ama normal şartlarda değiliz…”

“Şimdilik böyle devam edelim, sonra yeniden değerlendiririz…”

Agamben’in sesini almaya çalışırsak (tabii ki bol varsayımımla yazıyorum) bize muhtemelen soruları şöyle olabilir;

• Bugün bu masada, “Başka türlü olabilir mi?” diye sormayı bıraktığımız konular hangileri? Ve bu istisna hali kimin adına yapılıyor?

• “Olağanüstü koşullar” gerekçesiyle aldığımız hangi kararlar, artık olağan kabul ediliyor?

• Hız kazanmak adına, neyi düşünmenin dışına itiyoruz?

·     İstisna hali gerçekten zorunlu mu, yoksa artık düşünmemeyi kolaylaştıran bir alışkanlık mı?

• Bugün aldığımız hangi kararlar, beş yıl sonra “zaten hep böyleydi” diye anlatılacak?

Yanıtları merak ediyorsanız, hatırlayalım kendisinin tüm derdi masayı biraz yerinden oynatmak, biraz düşünmeye davet etmek…

Kapanış notu bu haftanın kelimesi “istisna” olsun…

Mine, Göktürk

Mine Kobal Ok