İş yerinde görünmeyen eşitsizlik: Bekâr ve çocuksuz kadınlar
İş dünyasında ebeveynlere tanınan esnekliğin, bekâr ve çocuksuz kadınlar açısından sessiz bir eşitsizlik yaratıp yaratmadığı tartışılıyor.
İş Yerinde Görünmeyen Bir Fay Hattı:
Bekar veya çocuksuz kadın olmak iş yerinde daha az hak sahibi olduğunuz anlamına mı geliyor?
Bu yazı bazılarını rahatsız edecek. Ama tam da bu yüzden yazıyorum.
Son yıllarda iş dünyasında çok kıymetli bir dönüşüm yaşandı.
Çalışan ebeveynler için esneklik arttı. Çocuklu kadınların yükü görünür oldu.
İzinler, anlayış, tolerans ve empati daha çok konuşulur hale geldi.
Bunlar çok değerli adımlar. Ama şimdi sormamız gereken başka bir soru var:
Bu esneklik herkese eşit mi?
Birçok kurumda sessizce yaşanan ve yüksek sesle pek dile getirilmeyen bir gerçek var:
Bekâr ya da çocuksuz kadınlar, giderek daha fazla “her an müsait”,
“daha az mazereti olan”, “idare edebilecek olan” çalışanlar olarak görülüyor.
Toplantılar son anda ebeveyn ihtiyaçlarına göre yeniden planlanabiliyor. Acil işler, çocuğunun önemli bir programı olduğu için o gün erken çıkması gereken anne yerine diğer çalışanlara düşünmeden verilebiliyor.Esneklik ve anlayış çoğu zaman tek yönlü işliyor.
Ve bu durum, özellikle kadınlar arasında gizli bir adaletsizlik hissi yaratıyor.
Şunu çok net söyleyelim: Bu yazının amacı annelere yüklenmek değil. Bu bir sistem ve eşitlik meselesi.
Çocuk sahibi olmak elbette ekstra sorumluluklar getiriyor.
Ama çocuk sahibi olmamak da bir “boşluk”, bir “avantaj”, bir “daha az hak” durumu değil.
Bekâr ya da çocuksuz olmak;
– daha az yorulmak,
– daha az özel hayatı olmak,
– daha az dinlenmeye ihtiyaç duymak anlamına gelmiyor.
Ama iş yerlerinde çoğu zaman böyle varsayılıyor.
İlginç olan şu:
Bu kadınlar genellikle yüksek performans gösteriyor,
fazla sorumluluk alıyor
ve uzun süre ses çıkarmıyor.
Ta ki şu noktaya gelene kadar:
“Benim hayatım neden daha az değerli?”
İnsan kaynakları açısından buradaki kritik soru şu:
Esneklik bir ‘ebeveyn ayrıcalığı’ mı, yoksa bir ‘insan hakkı’ mı?
Eğer esneklik sadece çocuklu çalışanlara tanınan bir toleranssa,
bu adalet değil, iyi niyetli bir dengesizlik, annelerden yana pozitif ayrımcılıktır.
Gerçek eşitlik her çalışanın hayatında görünmeyen yükler olabileceğini kabul etmekle başlar.
Birinin çocuğu vardır, diğerinin yaşlanan ebeveyni.
Birinin okul toplantısı, diğerinin terapi randevusu.
Ve bazen de kişinin sadece dinlenmeye ihtiyacı vardır.
Modern İK’nın önündeki en büyük sınavlardan biri tam da burada:
“Kim daha çok hak ediyor?” sorusunu sormak yerine,
“Nasıl daha adil bir sistem kurarız?” sorusunu sorabilmek.
Bu konu zor. Bu konu rahatsız edici. Ama konuşulmadıkça,sessiz kalanlar daha da görünmez oluyor.
Belki artık şu soruyla yüzleşme zamanı:
Çalışanlar arasında görünmez bir ‘hayat hiyerarşisi’ mi yaratıyoruz?
Neslihan Sahin
Psychologist | HR Professional | Content Creator | Podcaster | Adler Professional Coach











