“İş-yaşam dengesi”
“İş-yaşam dengesi” dediğimiz şeyi derinlemesine düşünmüş müydünüz hiç?
"Eğer çalıştığım iş, yaşamdan zevk almama mâni oluyorsa o işi bırakırım.” Ranstad’ın geçen yılki bir araştırmasında, 18–67 yaş aralığındaki kişilerin %48'i böyle söylemiş.
“İş-yaşam dengesi” dediğimiz şeyi derinlemesine düşünmüş müydünüz hiç?
Esasen, o denge, iş başında fiziksel olarak ne kadar zaman harcadığımızdan ziyade ofis sandalyesinde olmadığımızda o işin bizden ne kadar enerji, odaklanma ve dikkat talep ettiğiyle ilişkili. 40 saatlik bir işte çalışıp, eğer uyanık zamanlardaki ortalama 75 saatlik kısmı tamamen sevdiğimiz şeylere ayırabiliyorsak o denge hâlâ lehe kurulmuş oluyor.
Yani, iş-yaşam dengesinin ölçümünde esas olan şey saatlerden çok; harcanan mental enerji ile yaptığımız işe duyduğumuz tutku düzeyi diyebiliriz.
*
Yılın son pazar günü… Ve görünen o ki, 2024 yılının son hikâyesini anlatıyorum bugün size.
*
1840'lı yıllar… İngiliz ressam William Turner 1842 yılında yankı uyandıran bir tablo yapmıştı; ismini de “Kar Fırtınası” koymuştu. Tablo, kar fırtınasında limana ulaşmaya çalışan bir buharlı gemiyi betimliyordu.
Esasen yankı uyandıran şey tablodan çok; o tablonun yapılma süreciydi.
O sıralar 67 yaşındaydı William Turner. Ve bu resmine başlamadan evvel bir buharlı gemiye binmiş, dalgaların, rüzgârın, kar fırtınasının ortasında kendini geminin direğine bağlatmış ve dört saat boyunca orada öylece beklemişti.
Hem de ölümle burun buruna gelerek.
… ve daha sonra demişti ki: “Hayatta kalacağımı sanmıyordum ama resmime doğru hissi verebilmemin tek yolu o ânı yaşamaktı.”
*
“Arete” Antik Yunan felsefesinde “mükemmellik, üstünlük, yetkinlik” anlamına gelir ve insanın potansiyelini en üst düzeyde gerçekleştirebilmesi demektir. Bir marangozun mükemmel masa yapması onun mesleğine dair aretesidir; bir öğretmenin salt bilgi vermekten öte öğrencilerinin potansiyellerini keşfetmelerine yardımcı olması veya yukarıdaki örnekteki gibi William Turner’ın sürece değer vererek çalışması onun aretesidir.
Ve amaç sadece kendi potansiyelini keşfetmek değil; aynı zamanda topluma ve çevreye de anlamlı katkılar sunabilmektir.
Geçen hafta son kitabını okuduğum Ahmet Şerif İzgören de her yazdığı kitapla, her yaptığı konuşmayla insanın “arete”sini kendi kendine ustaca sorgulatan, benim için değerli bir yol göstericidir. Bu vesileyle, Şerif Hoca'nın kitabında verdiği formülü ekleyeyim isterim:
“Eylem yoksa eğer… Fikirleriniz bir noktada kalır. Kalıcılığı sağlayan ise tutkudur; işini tutkuyla yapmak.
Bilgi + Plan + Eylem = Üretim
Etik + Eylem + Tutku = Ülkeye Katkı
anlamına gelir.”
*
Hani demiş ya Amin Maalouf... İki yüzü vardır zamanın... Uzunluğunu güneşin döngüsü belirler; derinliğini ise tutkular.
Dilerim, eylemlerimizin ve tutkularımızın derinliğine liderlik ettiği sağlıklı, keyifli bir yıl olur hepimiz için.
Damla Ömür Tantekin











