“İnsanlar ikiye ayrılır: işe yarayanlar ve yaramayanlar. Sen işe yaramayanlardansın.”
Bu hikaye, çiftlerin yalnızca maddi rollerinin değil, duygusal dayanışmalarının da ne kadar önemli olduğunu gösteriyor.
İlk ve Son dizisini izleyenleriniz vardır. 2. sezonda Nilüfer ve Cihan’ın ilişkisi üzerinden “çalışma, geçim ve evdeki roller” hakkında yazmak istedim.
Bu sezon, varlıklı bir ailenin kızı Nilüfer ile orta sınıf bir ailenin oğlu Cihan’ın 10 yılı aşan ilişki öyküsünü anlatıyor. Nilüfer, kariyerinde parlayan bir dijital pazarlamacı; Cihan ise düzensiz gelirli bir yazar. Çocukluk travmalarının etkileri, ilişkilerindeki en büyük sınav oluyor.
Cihan, babasının şiddetiyle büyümüş ve derin bir yetersizlik duygusuyla yaşıyor. Çevresindeki her şey, ona başarısızlığını hatırlatıyor.
Nilüfer ise intihar eden bir baba ve baskıcı bir anneyle “boğularak sevilen” bir çocukluk geçirmiş, bir noktada annesiyle göbek bağını kesmeye çalışırken ona benzediğini fark eden bir kadın.
Dizinin bütün akışı boyunca, bağımsız bireyler olamayan, köklerindeki hasarlardan uzaklaşamayan, aksiyon alamayan ve “konuşmayan” bir çift görüyoruz. Çiftin birbirlerine sık sık nasıl hissettiğini sorduğunu görüyoruz, fakat bu hisleri değiştirmek ve hayatlarının kontrolünü ellerine almak için gerçekçi adımlar atmıyorlar. Bir noktada ise birbirlerinin hassas ne noktası varsa, oradan vuruyorlar.
Cihan’ın eşine “ben de işe yarayayım, ben de çalışayım, kendimi çok yetersiz hissediyorum” şeklinde cılız çıkışlarına, Nilüfer’in “ben hallederim, sen çocuğa bak” şeklindeki kontrolcülüğü, (Cihan’ın yeterince para kazanamayacağını düşündüğü için) ona gelişim ve yetersizlik hissiyle mücadele alanı vermiyor.
Cihan ve Nilüfer’in bir çift arkadaşlarının yanına tatile gittiği bir bölümde, Cihan alkolün verdiği güvenle, zengin avukat arkadaşına şunları söylüyor:
“Sizin olduğunuz yerlerde neden her şey bu kadar maddesel? Niye işle güçle parayla bu kadar kafayı bozdunuz? Birine mesleğini sormadan neden iki kelime edemiyorsunuz? Başarı neden bu kadar önemli sizin için? Neden başarısız dümdüz sıradan insanlara tahammülünüz kalmadı? Niye yetersiz geliyor her şey size? İşiniz gücünüz maddiyat, mutluluğu hissetmek için neden illa elinizde tutabilmeniz gerekiyor?” isyanına;
“İnsanlar ikiye ayrılır: işe yarayanlar ve yaramayanlar. Sen işe yaramayanlardansın.” cevabını aldığında ise saldırganlaşıp kendini küçük düşürüyor. En istemediği şeyi, yani değersiz ve yetersiz hissetmiş oluyor.
Bu hikaye, çiftlerin yalnızca maddi rollerinin değil, duygusal dayanışmalarının da ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Geçmişten gelen yaraları kabul ederek, karşılıklı olarak onarıcı bir alan yaratmak ve gerçek anlamda birbirini anlamaya çalışan bir bağ kurmak çok önemli. Gerektirse tabii ki bir uzmandan destek almak hayat kurtarıcı olabilir.
Bu sezon şu soruları sormamı sağladı: "Geçmişten gelen yükleri fark edip onlardan sıyrılmayı öğrenmeden, eşit bir ilişki kurulabilir mi?" ve “Değerimiz ve başarımız, statümüzle, kazancımızla ya da işe yararlılığımızla mı ölçülmeli?”
İzleyeceklere şimdiden iyi seyirler.
Lütfiye Aslan









