İngilizcede kısacık ama anlamı derin bir kelime var.

“Awe” bizi nasıl dönüştürüyor biliyor musunuz?

İngilizcede kısacık ama anlamı derin bir kelime var.
İngilizcede kısacık ama anlamı derin bir kelime var. Kelimenin telaffuzu da zor, onu tam olarak tanımlamak da: “Awe”.
Bir şey karşısında duyulan korku, hayret, büyülenme, hayranlık duygularının hepsini birden karşılıyor. Sanırım, Osmanlıcadaki “haşyet” sözcüğü bir yönüyle bu anlamı veriyor.

Esasen, sözcüğü tanımlamaktan çok; o duyguyu ne zaman hissettiğimizi anlayabilmek ve yaşamımızda çoğaltabilmek daha önemli.

Bazı yazılar, kitaplar hatta kişiler karşımıza tesadüfen çıkmış gibi görünür ama hayatımıza girdiklerinde bize iyi geldiklerini veya bir hatırlatıcı görevi üstlendiklerini fark ederiz ya…
Dün kitapçıda Amerikalı psikolog Dacher Keltner’in “Awe” başlıklı kitabına denk geldim. İnsan duygularının bilimi alanında çalışan Profesör Dacher, “Awe” bizi nasıl dönüştürür? sorusunu merkeze alarak, örneklerle buna cevaplar oluşturuyor.

*

“Awe” bizi nasıl dönüştürüyor biliyor musunuz?

Benliğimizin veya egomuzun sürekli dırdır eden, eleştiren, küçük şeylerden şikayet eden sesini susturmaya ve zihnimizi yaşamın derinliklerine açmaya teşvik ederek.

Çünkü insan, kendinden daha büyük, daha yüce bir şeyin parçası olduğunu hissettiğinde, yaşamda anlam, kendinde güç, başkalarına yardım etme isteği, hayatın gerçekleri ve ölümle yüzleşme cesareti, neşe, sağlık ve yaratıcılık da buluyor da, ondan.

*

Kitabı okurken, bana, bazen korkuyla karışık hayret, hayranlık ve büyülenme hissini vermiş anları gözden geçirdim.

Yanımda ölümüne tanık olduğum bir akrabamla odadaki o saniyeler,

Karadeniz’in eşsiz Pokut ve Sal Yayları’na çıktığımda ve aşağıya baktığımdaki o dakikalar,

Kızımın “Babaanne çiçeklere su içirdi” diyen ilk cümlesini duyduğum an,

Avrupa’nın en yüksek dağına 4800 metreye çıkarken, oksijenin yavaş yavaş azaldığını hissettiğim anlar,

Beni çocukluğuma götüren bir müziği, bir kokuyu duyduğum anlar,

Ve her gün Vilnia Nehri’nin kenarına gidip suyun coşkulu akışını izlediğim dakikalar, … şeklinde uzayıp gidiyor listem.

Evreni ve hayatı kavrama şeklimizi, anlama çabamızı değiştiriyor böyle anlar.

Örneğin, Isaac Newton ve René Descartes’ın da gökkuşağına yönelik “awe” duygusunu hissettikleri ve bu duygularının da onların bu konuya özel bir merak geliştirmelerini sağladığı rivayet edilir. Öyle ki, iki bilim insanı da bu sayede gökkuşağının oluşumu, ışık ve renk deneyimi, ışığın fiziği, renk teorisi, duyum ve algı üzerine derin çalışmalar yapmışlardır.

*

Yazıyı, yine sevdiğim, anlamı derin bir kelimeyle tamamlayayım isterim:

Japoncada “kendi/kendim” anlamına gelen “jibun” sözcüğü aynı zamanda “paylaşılan yaşam alanı” demek.

Böyle düşününce, kendinden daha büyük bir şeyin parçası olduğunu, kapladığın alanı, başka canlılarla paylaştıklarını her an farkına varmak ve bunu farkına varacak anlar yaratmak ne çok değerli hâle geliyor, değil mi?

Peki, size “awe” duygusunu yaşatan anlar neler? diye sormak ve filozof Lao Tzu’nun dizeleri eşliğinde beraber düşünmek isterim:

ihtişamı bilip

mütevazı kalarak,

dünyanın vadisi ol.

Damla Ömür Tantekin

Founder of D Strategy | Advisor&Writer | Speaker

Bu resim için alternatif metin açıklaması yok