İLHAM VERİCİ HİKAYE

“Kendinizi değiştirmeye çalışmayın, bunu başarmanız pek mümkün değildir.

İLHAM VERİCİ HİKAYE
Size yıllardır uyguladığım ve yazılarımda da izlerini bulabileceğiniz bir not alma ve düşünce geliştirme yönteminden bahsedeceğim.

İlham verici bir hikaye anlatarak başlayayım.

1960'larda Almanya’da yaşayan, hukuk eğitimi almış Niklas Luhmann, kariyerine devlet memuru olarak devam etmektedir. Fakat devlet memurluğu kariyerinden tatmin olmayan Luhmann, her gün iş çıkışı en sevdiği şeyi gerçekleştirmek için koşarak evine gider ve felsefe, sosyoloji, organizasyon teorileri alanında okumalar yapar.

Luhmann da çoğu kişi gibi okumalarını notlar alarak gerçekleştirmektedir; ya notlarını metinlerin kenarına yazar ya da bir defterde biriktirir. Fakat daha sonra, bu yöntemin kendisini hiçbir yere götürmediğini fark eder. Onun üzerine, farklı bir stil geliştirir ve küçük bağımsız kartlarda, kendi düşüncelerini de eklediği kısa, semantik notlar oluşturmaya başlar.

Bazen bir bilgi bağlamı içinde anlamlı olur ve bağlamından çıkarıldığında bir anlam ifade etmez ya… İşte, Luhmann’ın “Zettelkasten” adını alan “Not Kutusu”nda biriktirdiği bu kartların amacı, tek başına anlam ifade eden bilgi ve/veya fikir notları oluşturmak ve kutuya eklenen her yeni kartın öncekilerden biriyle bağlantı kurmasını sağlamaktır.

Böylece birbiriyle bağlantılı büyük bir düşünce ağı yaratır Luhmann.

Ve onun yıllar sonra birçok kişiye ilham olacak Zettelkasten tekniği kendisinin sıra dışı bir kariyere sahip olmasını da sağlar.

1927–1998 tarihleri arasında yaşayan Niklas Luhmann, 90 binden fazla not biriktirir; 58 kitap, 100'e yakın makale yayımlar ve dünyanın en tanınan sosyologlarından biri olur.
Üstelik bu kariyerini karısının ölümünden sonra üç çocuğunu tek başına büyüterek inşa eder.

*

Benim de okuduğum veya dinlediğim bir bilgiyi kalıcı kılabilmek için onu mutlaka kendi düşüncemle birleştirmem ve not almam gerekiyor.
Zettelkasten’i birebir uygulamasam da bir bilgiyi bağlamından çıkarma ve onu başka düşüncelerle veya kendi düşüncemle bağlantılandırma işini çokça yapıyorum.

“Bir yazı bizde ancak kendi malımız olan fikirler doğurmak şartıyla faydalıdır.” der Peyami Safa.

Sahiden de, sonrasında kendi fikirlerimizi oluşturmayacaksak yüzlerce yazıyı, kitabı okumamızın ne faydası olur, değil mi?

*

Bu konuyu anlatmak şuradan aklıma geldi…

Yönetim bilimcisi Peter F. Drucker’ın “Managing Oneself” kitabını okuyordum. Orada, Drucker, insanın kendini yönetebilmeyi öğrenmesi için bazı soruların cevabını vermiş olması gerektiğini söyler.

Birkaçını yazayım ve sizi düşünmeye davet edeyim:

*Nasıl öğreniyorum? Dinleyerek mi, not alarak mı, anlatarak mı?

*Karar alıcı olarak mı, danışman olarak mı iyi sonuçlar üretiyorum?
(Bazı kuruluşlardaki iki numaralı kişilerin bir numaraya terfi ettiklerinde başarısız olmalarının nedeni budur.)

*Büyük ölçekli şirketler mi, küçük ölçekli ortamlar mı bana uygun?

*İş yapış tarzım nasıl?

“Kendinizi değiştirmeye çalışmayın, bunu başarmanız pek mümkün değildir. Ama işleri yerine getirme yönteminizi geliştirmek için çok çalışın.” diyor Drucker.

Damla Ömür Tantekin

Founder of D Strategy | Advisor&Writer | Speaker
Bu resim için alternatif metin açıklaması yok