Haziran paradoksu: Sınavlar bitti, öğrenme motivasyonu düştü

İkinci dönem yazılılarının tamamlanmasının ardından öğrencilerin motivasyonunda yaşanan düşüş, özellikle matematik derslerinde öğretmenler için yeni zorluklar yaratıyor.

Haziran paradoksu: Sınavlar bitti, öğrenme motivasyonu düştü

Haziran ayının ilk haftasıyla birlikte, binlerce ortaokul sınıfında görünmez bir kırılma yaşandı.

İkinci dönem matematik yazılı sınavlarının tamamlanmasıyla, öğrencilerin zihninde okul yılı fiilen sona erdi. Ancak takvim yaprakları ve resmi müfredat, üç hafta daha devam edilmesi gerektiğini söylüyor. 

İşte tam bu noktada, özellikle soyutlama düzeyi yüksek olan matematik gibi branşlarda, eğitimciler için yönetilmesi en zor süreç başladı. Not kaygısı biten bir sınıfa, öğrenme aşkıyla ders anlatmak!

Eğitim sistemimiz, uzun yıllardır devam eden merkezi sınavlar ve okul içi başarı puanı baskısı nedeniyle ne yazık ki öğrenme odaklı olmaktan çıkıp ölçme ve değerlendirme odaklı bir yapıya bürünmüştür. 

Öğrenci, bir konuyu onun evrendeki karşılığını merak ettiği için değil, bir sonraki hafta yapılacak sınavda karşısına çıkacağı için öğrenmeye programlanmaktadır. Hal böyle olunca, haziran ayının başında son sınav kağıdı teslim edildiği an, öğrenmenin yakıtı olan not motivasyonu tamamen tükenmektedir.

Matematik gibi ardışık ve kümülatif ilerleyen bir disiplinde, haziran ayında işlenen bir konu, bir sonraki eğitim yılının temel taşını oluşturur.

Ancak öğrenciye,

 bu bilgi önümüzdeki yıl lazım olacak demek, o anki motivasyon krizini çözmeye yetmiyor. Sınav baskısı altındayken pürdikkat dinleyen sıralar, haziran güneşiyle birlikte yerini derin bir ilgisizliğe veya haklı bir yorgunluğa bırakıyor.

Öğretmen ise tahtada soyut teoremlerle baş başa kalırken, bir yandan da sınıf yönetimini sağlamak gibi ekstra bir pedagojik enerji harcamak zorunda kalıyor.

Peki, bu haziran paradoksunu nasıl aşabiliriz?

Çözüm, haziran ayını kayıp bir zaman dilimi olarak kabul etmek değil, aksine, bu dönemi sistemin getirdiği katı prangalardan sıyrılıp gerçek öğrenmeyi inşa edeceğimiz bir laboratuvara dönüştürmektir. Sınav baskısının olmaması, doğru bir yaklaşımla, aslında öğretmen için muazzam bir pedagojik özgürlük alanıdır.

Bu dönemde matematik, formüllerin ezberlendiği bir ders olmaktan çıkarılıp, felsefesiyle, tarihiyle ve sanattaki izdüşümleriyle ele alınabilir.

Tabi bireysel öğretmen çabaları ne kadar kıymetli olursa olsun, bu durumun kalıcı çözümü, akademik takvimin ve ölçme değerlendirme zamanlamasının yeniden optimize edilmesidir.

Sınavların bitiş tarihi ile okulun kapanış tarihi arasındaki makasın bu denli açık olması, okulun son haftalarında devamsızlık yönetmelikleriyle öğrenciyi sınıfta tutmaya çalışan, ancak içeride akademik verimliliği sağlayamayan bir yapı üretmekte

Nurtaç (ŞATIR) GÖKGÖZ

Karadeniz Teknik Üniversitesi