Hayatın Derinliklerini Aramak: Bir Dost Sohbeti
"Sağlık sorunları ve hayatın yoğunluğu arasında samimi sohbetlerin ve derin bağların önemi. Hayata anlam katmanın yolları üzerine bir bakış."
TÜRKİYE GÜNLÜĞÜ / TÜRKİYE
Geçen gün bir dostum neden hayatı ıskalıyorum diye sordu. Aslında mesleğinde başarılı, ülkemizin iyi bilinen hukukçularından. Olanakları itibariyle bakıldığında çoğu insanın imrenerek baktığı, iyi bir ailesi olan hoş bir kadın. Ancak, yaşadığı sağlık sorunları sonrası iyice huysuzlaştı. Bu tanımlama bana değil, kendisine ait. Benim ona dair tanımım ise tatsız olduğu yönünde. Hayata dair umudunu yitirdi. Yine de oğlu için kendisinin hayat meşgalesinin devam etmesi gerektiğinin farkında.
Kendisini bildim bileli çok çalıştı. Öncelikleri arasında işi, işteki insanlar vardı ama kendisi ve ailesine yer yoktu ya da vardı fakat o kadar gerilerdeydi ki kendi de dahil kimse fark edemiyordu. İşinde mükemmeliyetçilik derecesinde her şeyin tam olmasını istiyordu. Bu nedenle de oldukça katıydı. Son yıllarda benim özellikle 40+ sonrasındaki tepkilerimin onun kriterlerinde başarılarımı gölgelemesinden söz eder olmuştu. Sonra aramızda bir anlaşma yaptık, birbirimizin hayata bakış açılarımızı konuşacak ancak işteki tavırlarımızı dilden sözcüğe dökmeyecektik. Bizim sohbetlerimiz sağlığı, onu sarsıncaya dek oldukça aralıklıydı, ama her buluşmamızda o ilk tanıştığımız andaki samimiyet ortamı sarıveriyordu. Sağlık sorunları baş gösterdiğinde ise iletişimimiz daha sıkı hale geldi. Artık WhatsApp’tan, Teams üzerinden ya da yüz yüze hiçbir fırsatı kaçırmıyoruz.
Sağlığa yönelik değişimler hepimize tokat gibi çarpıyordu. Sağlık sarsılınca, önceliklerimiz anında değişiyor. İnsan önce kendinin farkına varıyor, daha önce önemsenenler önemini yitiriyor, daha önce önemsenmeyenler kıymete biniyor; konuşacak bir dostun, seni dinleyen bir canın yerini hiçbir şey dolduramıyor. Hayatın tüm yükünü sırtlanırken, insana kimi zaman sadece içten bir sohbet yetiyor. Yine de aslolan sohbetin ve samimiyetin derinliği. Dünyada kıdem aldıkça gönül sadece fiziksel sağlığını değil, ruhunu da onarma ihtiyacını fark ediyor. Dünya telaşı elbette hayat tecrübemizi katlayarak arttırıyor. Bir yandan da deneyimlerle kendimizi de hatırlamaya başlıyoruz ya da ruhumuz, zamanla hayattan daha talepkâr olup daha bir derinleşmek istiyor. Tam da o zamanlarda yüzeyselliğin yerini daha gönülden diyaloglar alıyor. Belki de aradığımız şey, doğrularımızı pekiştiren değil; içimize su serpen, yüreğimizden gelen samimiyetle akan sohbetler çoğu zaman. Ne dersiniz? Sizce de bir noktada hepimiz, hayatın derinliklerini aramaya başlamıyor muyuz?
Özlem Akyüz Atamer











