Göz kulak olmak… Nasıl güzel bir deyişimiz…

Birbirimize hep göz kulak olmak, akıl ve gönül gözümüzü hep açık tutmak dileğiyle,

Göz kulak olmak… Nasıl güzel bir deyişimiz…
Göz kulak olmak… Nasıl güzel bir deyişimiz… Aslan’ı kaybettiğimiz andan itibaren “keşke çipinden yerini belirleyebilseydik” diye düşünüyorum. Bu teknoloji telefonlarda var, neden hayvanlara takılan çiplere uygulanmasın? “Her yeri görebilseydim” diyorum kendi kendime. Mahalleli sayesinde gözlerimizin nasıl çoğalabildiğini fark ettim. Herkes bakınıyor, birbirine haber veriyor, takip ediyor, sanki yüzlerce birbirine bağlı göz olduk. İki gözlü yaratıklarız ve belirli bir anda ancak belirli bir yerde bulunabiliyoruz ancak bizi diğer canlılardan ayıran muhteşem bir özelliğimiz var; dil ile iletişim kurabiliyoruz ve gördüklerimizi birbirimize aktarabiliyoruz. Aklımızla geliştirdiğimiz teknoloji de farklı anlarda farklı zamanlarda bir göz olup görüntü algılayabiliyor, kaydedebiliyor ve iletebiliyor. Böylece insan fiziksel sınırlarının çok ötesinde bir görme kapasitesine sahip oluyor. Aynısı işitme için de geçerli. Kimin, neyi, ne kadar görebileceği, işitebileceği toplumların işleyişini etkileyen çok önemli bir etmen. Aslan’ın çipi sinyal verebilseydi onu hemen bulabilirdik ancak tanıştığım onlarca iyi insanla tanışmamış ve bağlar kurmamış olurdum. İnsanların bir etiketle veya amaçla birbirine bağlanmasıyla oluşan ağlar sağlıklı bir toplum dokusu için olmazsa olmaz. Aslan’ın sinyal bilgisini doğrudan değil de bir merciden alacak olmam senaryosunda ise bu mercinin insafına kalacaktım. Bu düşünce akışı bana görsel ve işitsel verilere hakimiyetin insan yaşamını (hatta dünyadaki tüm yaşamı) ne kadar etkileyebileceğini fark ettirdi. Mahalle örneğinde olduğu gibi, bir birlikteliği olan ancak merkezileşmemiş yapılar tıpkı mikroorganizmaların toprağı bereketli kılması gibi toplumu besliyor. Halbuki merkezlerden yapılan yoğun bilgi yüklemeleri, tıpkı suni gübre gibi belirli bir verim artışı sağlasa da aslında toplumsal dokuyu çoraklaştırıyor. Birine değerlimizi emanet ederken “aman göz kulak ol” deriz ya, şimdi anlıyorum ki bu, bir yandan kendi göz ve kulaklarımızın sınırlarını olgunca bir kabulleniş, bir yandan da birbirimize güvenerek bu sınırı aşmaya yönelik asil bir dik duruş. İnsanlığın ve insanlığı var eden ekosistemin sürdürülebilirliği kurduğumuz ağlarla ve bağlarla dağıtık yapıları güçlendirmekte ve görsel ve işitsel veri kaynaklarının tek elde toplanmasına yol vermemekte yatıyor. Mahallemiz yemyeşil, hep iyi insanlarla tanıştım, kediler özgür, karınları tok, başlarını okşayan var, Aslan hala buralarda bir yerlerdeyse keyfi yerinde olduğundan gelmiyor olabilir… Birbirimize hep göz kulak olmak, akıl ve gönül gözümüzü hep açık tutmak dileğiyle, sağlıkla, sevgiyle kalın…

Prof. Dr. Ayşe Odman Boztosun

Erenköy İlkokulu/Robert Kolej/ İÜHF/ MJur-MSt University of Oxford
Resim önizleme