Renkli bir politikacıydı.
Milliyetçiydi.
İlk fikir hareketlerine katılışı da milliyetçiler safındaydı.
12
Eylül İhtilâli'nde Alparslan Türkeş üç gün onun evinde saklanmıştı.
Türkiye bu bilgiyi yıllar sonra onun ağzından duyacaktı.
Ondan sonra diğer bilenler de detayları anlattılar.
Halil Şıvgın, sonraki nesillerin hafızasına bu haberle yerleşti.
Evet Halil Şıvgın, Töre Devlet çevresinin gençlerindendi.
Sayıları az aydınlar çevresinde hizmete koşulanlardı.
Genç Ülkücüler Teşkilatı'nın kurucularındandı
12 Eylül'de olanı biteni tam anlamak için bekleyen Türkeş üç gün bulunamadı.
İhtilalciliği iyi bildiği için bu yolu seçtiği anlaşılıyordu.
İlk anlarda herşey olabilirdi.
Tedbir alınmalıydı.
Anlamadan görünmek olmazdı.
Öyle yaptı.
Şıvgın'ın evindeydi.
Onun evini tercih etmesinin bir sebebi daha vardı.
Eşi Dündar Taşer'in yeğeni Hale Taşar'dı.
Eşi de çok güvenilir bir isim olunca, Türkeş orada üç gün bekledi.
Ve sonra teslim oldu.
Bu yakınlığa rağmen Halil Şıvgın'ın aktif siyasi hayatı Türkeş'le başlamamıştır.
Turgut Özal'ın Anavatan'ında siyasete atıldı.
Üç dönem milletvekili seçildi.
İki dönem Sağlık Bakanlığı etti.
Hukukçuydu.
Sağlık sektöründen olmamasına rağmen Sağlık Bakanlığı'nda başarılıydı.
Bunda teşkilatçılığının rolü önemlidir.
İyi bir ekiple çalıştı.
Çok gayretli ve dikkatliydi.
Üçüncü milletvekilliği döneminden sonra siyasi hayatı dalgalıdır.
Ancak siyasete ve sosyal meselelere ilgisi her zaman devam etmiştir.
Kurduğu Sağlık Vakfı'nın faaliyet yelpazesi de bu sebeple çok geniştir.
1993'te Waşington'da Türk Dünyası'nın meseleleri etrafında geniş bir sempozyum düzenleyen bu vakıftır.
1994'de Halil Şıvgın'la bir televizyon kuşak programı yapmamız da bu vakıf üzerindendir.
26 hafta süren 45'er dakikalık bu Avrasya Hattı programı, TRT Avrasya( sonraki adı TRT Türk, şimdiki TRT Avaz) kanalında yayınlanan programlar içinde iz bırakanlardan oldu.
Halil Şıvgın renkli bir politikacı, renkli bir kişilikti.
Bazı meclislerde aranan bir kişilikti.
1995'lere kadar etkili bir isimdi.
Bunda, memleket derdi yanında meraklarının genişliği de önemli rol oynadı.
Seveni boldu.
Galiba sevmeyeni de.
Sanırım, sevilme sebepleri sevilmeme sebeplerinde çok olan bir isimdi.
Ben bildiğim kadarıyla faturayı açık ara onun lehine çıkarırım.
Son yıllarda ciddi bir rahatsızlığa yakalandı.
Uzun süre tedavi gördü.
Yer yer iyileşeğine dair haberler duyulmasına rağmen altı ay önce mukadder sona yaklaşıldığı belli oluyordu.
Eşi, okuldaşım, dostum, tarih profesörü sevgili Hale Şıvgın'a "Bakan Bey nasıl?" diye soramadığım bekleme aylarıydı.
Bir karşılaşmamızda Hale'ye de anlattım.
Halil Bey'in, "İskender Öksüz'le sen ben üçümüz bir yemek yiyelim!" deyişinden neredeyse beş yıl geçmişti.
Belli ki o yemek yenemeyecekti.
Yenemedi.
Vefat haberini de Kapıdağı Yarımadası'nda İskender Ağabeyin yazlığındayken aldık.
Hemen böyle şeyler hatırlanır.
Hatırladık ve gidişine yandık.
Yarınki cenaze merasimine katılamamak üzüntüsü de yakıcıydı.
Sevgili Hâle'ye, güzel çocuklarının, torunlarının, bütün ailenin, dostlarının ve Türkiye'nin başı sağolsun!
Binlerle rahmet!
A.Yağmur TUNALI