EN UZUN GÜN, EN DERİN YARA
Sinop’un tarihi cezaevi üzerinden 21 Haziran’a dair derin bir yüzleşme: Zamanın uzunluğu değil, nasıl yaşandığı önemli. Adaletin gölgesinde geçen hayatlara dair çarpıcı bir analiz.
EN UZUN GÜN, EN DERİN YARA
Bugün yine 21 Haziran.
Yani kuzey yarımkürede yılın en uzun günü.
Geçtiğimiz yıl bugün yazdığım satırları yeniden okurken fark ettim ki bazı duygular, zaman aşımına uğramıyor.
Bazı şehirler ise insanın hafızasında bir pusula gibi kalıyor.
Sinop, öyle bir şehir işte…
Doğasıyla cennet, cezaeviyle cehennem.
Mutluluk araştırmalarında birinci çıkan bir şehrin, geçmişin ağır yükünü duvarlarında taşıyan tarihi cezaeviyle verdiği çelişkili his…
İnsan bazen nerede nefes aldığını bile bilemiyor.
Zamanın uzun ya da kısa olmasının da ötesinde, hangi duyguyla yaşadığımız, hangi bakışla değerlendirdiğimiz önemli.
Hukuksuzluk varsa, zamanın her dakikası dipsiz bir kuyu gibi.
Adaletin olmadığı yerde, güneş bile daha az ısıtıyor insanı.
Bugün yine bir “en uzun gün”ü yaşıyoruz.
Ama ne kadar uzun yaşadığımızdan çok, ne kadar anlamla doldurduğumuz önemli değil mi?









