Ekonomi ve Güven: Büyüyen Pazarda Etik ve Hukukun Önemi

Modern ekonomilerde etik ve hukukun önemi artıyor.

Ekonomi ve Güven: Büyüyen Pazarda Etik ve Hukukun Önemi
              İnsan, üretebilen varlıktır. Bazen mal, bazen hizmet üretir. İş, ürettiklerini kişisel/ailevi alanın dışında sunmaya geldiğinde güven ve denetim parametreleri işlemeye başlar. Mal veya hizmet, küçük ölçekli, kapalı, birbirini bilen bir çevrede tüketiliyorsa çevrenin bu nitelikleri doğal koruma sağlar. Kalitesiz, zararlı mal veya hizmet üreten bunları pazarlayamaz. Köyde kimin iyi salça yaptığı bilinir. Evinde yapmayan ondan alır. Berber bellidir; işinin sonuçları müşterinin gözü önündedir. Çevre ölçeği büyüdüğünde bu doğal korumayı yitiririz. İki unsur ön plana çıkar: Etik ve hukuk. Ulus devlet modeli, siyasi ve ekonomik yönden bu unsurlar üzerine inşa edilir. Ölçek genişlemiş, pazar büyümüştür; kazanç olanakları çeşitlenmiştir, gelir potansiyeli çok yükselmiştir. Etiğin önündeki en büyük çeldirici burada ortaya çıkar. Özden cani insan nispeten azdır; normalde kimse kimseyi bebekken öldürmek, siyanürlü toprağa diri diri gömmek, dumandan boğmak, yakmak, zehirlemek, kör etmek istemez ancak para tatlı gelir. İlk çözüm ulusal eğitim modelinin çok güçlü etik temeller üzerine inşasıdır. İyi insan yetiştirmek için kişiye bir ulus devletin vatandaşı olduğunu fark ettirmek, vatana ve millete bağlılık duygusu kazandırmak gerekir. Bunun için Atatürk ve bayrak sevgisi gerekli ancak yeterli değildir. Çocuklarımız, gençlerimiz Cumhuriyet değerlerini anayasa üzerinden öğrenmelidir: Devletin amaç ve görevinin kişinin refah, huzur ve mutluluğu olduğunu, en üst düzey devlet yetkilisi dâhil herkesin aynı kanunlara uymak zorunda olduğunu, ayrımcılık ve kayırmacılığın yasak olduğunu, kamu hizmetine girmede sadece liyakatin esas alındığını, hâkim ve savcıların hiçbir siyasi etki altında bırakılamayacağını ve bütün bu etik kuralları barındıran anayasanın tüm kurallardan üstün olduğunu bizzat anayasadan okunmalıdır. Bu düzene inanmalıdır, vatandaşlığı içselleştirmelidir. Diğer vatandaşlara karşı sevgi beslemeli, sorumluluk duymalıdır. Bu değerlerle yetiştiğinde, gelecekte hangi işi yaparsa yapsın, hangi mesleği icra ederse etsin, ürettiği mal veya hizmetlerden bir gün bir başka vatandaşın yararlanacağını düşünerek kazanç hırsının benliğini ele geçirmesine izin vermez. Diğer yandan iş ve meslek etiği kuralları da yaşamsal önem taşır. Sektörel ve mesleki örgütlenmeler kendi camialarını temiz tutma ve çürük yumurtaları barındırmama konusunda tavizsiz olmalıdır. Göz yumulan, örtbas edilen her etiğe aykırı davranış bir virüs gibi sisteme yerleşir. “Peki hukuk nerede kaldı?” diyeceksiniz. Aslında hukuk kuralları, can simidi, kurtarma filikasıdır. Tabii bunlar her gemide olmalıdır, düzenli kontrolleri yapılmalıdır ancak etik altyapıyı oluşturamayan toplumlar gemiyi bu araçlarla yürütemez. Anayasa okuryazarlığı, iş ve meslek etiği konularına odaklanmadığımız sürece birbirimize parmak sallamaya ve endişe içinde yaşamaya devam ederiz. Haydi altın takmak, içki içmek, kayak tatili yapmak zorunda değiliz diyelim, peki bir evde de mi oturmayacağız, çocuk da mı doğurmayacağız?

Prof. Dr. Ayşe Odman Boztosun

Erenköy İlkokulu/Robert Kolej/ İÜHF/ MJur-MSt University of Oxford Doktora-