ÇÖLLEŞME
Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü kapsamında çölleşmenin yalnızca doğada değil, iş dünyasında ve değer sistemlerinde de yaşandığına dikkat çekiliyor. Arazi restorasyonu çağrısı, kurumlar için de geçerli: Kuruyan değerlere su verilmeli.
ÇÖLLEŞME
"Kaynağını Kaybeden Her Şey Kurur!"
Su değil sadece.
Toprak değil yalnızca.
İnsan da kurur.
İş de kurur.
Hayal de kurur.
Çöllerin diyarından geldim ben…
Göz alabildiğine sarı, ufuk çizgisi gibi sessiz...
Ve bir küçük yeşil yaprağın dahi kıymetini anlayan bir yalnızlıkla geçirdim son ayları.
Burada, Ortadoğu’da, bir damla su için yüz yıl bile savaş yaşanır.
Oysa biz, bir zamanlar cennet olan Anadolu’yu, şimdi, kendi ellerimizle çölleştiriyoruz.
Bugün 17 Haziran.
Dünya Çölleşme ve Kuraklıkla Mücadele Günü.
Bu yılın teması:
“Arazi Restorasyonu Yap, Fırsatları Açığa Çıkar”
İnsan faaliyetleri ve iklim krizi, toprağımızı susuz bırakıyor.
Ama sadece doğayı değil…
İş yerlerimizi de, ilişkilerimizi de, değerlerimizi de…
Kuraklık bulaşıcı bir hastalık gibi yayılıyor.
Çöl sadece coğrafya değildir.
Bir kurumda adalet kurudu mu, geriye çorak bir organizasyon kalır.
Bir yöneticinin vicdanı kurudu mu, işler çölde yönünü kaybetmiş gibi savrulur.
Bir ekipte umut kurudu mu, performans değil, göç başlar.
Ve biz, çölleşen sadece doğamız değilmiş gibi, son hız birbirimizi bombalıyor, füzelerle geleceğimizi öldürüyor, toprak üstündeki her canlının kıyametini hazırlıyoruz.
İnsan sadece kendi sonunu değil, kuşun, ağacın, arının, böceğin ve henüz doğmamış bir bebeğin de sonunu yazıyor.
Oysa restorasyon mümkün.
Tac Mahal, bir doğumda kaybedilen hayatın ardından yapıldı.
Mumtaaz Mahal 17 Haziran 1631' de öldü...
Şah Cihan 20 yıl boyunca süren emekle toprağa bir anıt dikti.
En büyük güzellikler, bazen en büyük kayıplardan sonra yükselir.
17 Haziran 1885’te Amerika’ya gelen Özgürlük Heykeli de bir toprağın, bir idealin yeşermesi içindi.
Bugün, iş dünyasında da yeşertmemiz gereken “özgürlük”ler var.
Düşünce özgürlüğü.
Vicdan özgürlüğü.
İnovasyon özgürlüğü.
İtiraz etme, hayır deme, olmaz deme özgürlüğü...
Bir çağrı:
Şirketinizde “toprak” neresidir?
– İnsan kaynağınız mı?
– Üretim gücünüz mü?
– Değer sisteminiz mi?
Neresi kuruyor?
Oraya su verin.
Neresi yıpranıyor?
Orayı onarın.
Neresi unutuluyor?
Orayı yeniden hatırlayın.
Aslında hepimiz biliyoruz:
Toprak, sadece ayak bastığımız bir yüzey değil.
Toprak; bizi taşıyan, besleyen, gömen, yeniden dirilten bir sistemdir.
Onu kaybeden her şey ve herkes kurur.
* Bugün işte bu yüzden sürdürülebilirlik konuşulmalı.
Ama sadece karbon ayak izimiz değil, insan ayak izimiz de temizlenmeli.
Ve şunu aklımızdan çıkarmamalıyız:
Yeşili korumak kolaydır.
Asıl mesele, çölleşene yeniden hayat vermektir.
Sizce en çok ne kurudu bugünlerde?
Bazen yazarken kifayetsiz kalıyor kelimeler, cümleler. İşte o zamanlar size ihtiyacım oluyor. Bana ilham veren kelime ve cümlelerinize... Yorumlar sizin!











